<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579</id><updated>2012-02-15T23:41:55.331-08:00</updated><title type='text'>BİNBOĞA  BLOGU   H. DEDESOY</title><subtitle type='html'>DERSİM'DEN  KOCGİRİ - BİNBOĞA VE NURHAK'A
KURMANC ve KIRMANC-ALEVİ DÜNYASINA KAPISINI ACAN SAYFA....denizhk@hotmail.fr</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>71</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-1813156481858667762</id><published>2011-12-11T11:04:00.002-08:00</published><updated>2011-12-11T11:05:34.238-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Mezire ve Harput'taki Türk makamları, Rusların o zamanlar kuzeyden Dersim 'le birleşen Erzurum ile Erzincan arasındaki bölgeyi işgal etmiş olmalarının da etkisiyle,Kürd isyanını haklı olarak büyük bir tehdit olarak kabul ettiler.&lt;br /&gt;Osmanli ordusunun Harput'a koordineli olarak düzenlenecek bir Kürd-Rus karşı koyabilmesi mümkün değildi.Bu nedenle Harput ile Mezire şehirlerinin Müslüman halkı , kaçis hazirliklarina başladi.Ancak Osmanli ordusu , Pek çok Safii Kürd'un de bulunduğu çok sayida birliği harekete geçirerek , Kürd-Alevi isyanini bastirmayi basardi.&lt;br /&gt;Misyonerler , Harput'taki makamların sözkonusu bölgeye bir tek Kürd'ün bile girmesine izin vermediklerini , tümünü Ermeniler gibi techir etmek istediklerini söylediklerini duyuyorlardi .Gerçekten de sonradan Harput'ta isyanci asiretlere mensup yaklaşik 2.000 erkek, kadin ve çocuktan olusan ve en az bir yil önceki Ermeniler kadar kötü muameleye tabi tutulan bir kafile ortaya çikti; aradaki tek fark , erkeklerin digerlerinden ayrilmamis olmasiydi .&lt;br /&gt;Harput'ta kalmis bir kaç Ermeni kadindan ve misyonerlerden başka hiç kimse,sokaklarda olmek üzere olan insanlara karşi son gorevlerini yerine getirmedi. buna karşin 1915-16 kisinda dogu cephesinden Harput'a gelen Kurd-Sunni kaçaklara , hukumet tarafindan son derece yetersiz de olsa yardim edildi ve Ermenilerden kalan mal ve mulkler armagan edildi.&lt;br /&gt;Kürd kiliğina girmiş olan Ermeni genci Gazaros Der Alexanian,Firat kiyisinda, Mamuretulaziz yolunda , bitkinlikten yere yigilarak olmeyi bekleyen Kürd-Alevi sürgünlerini görmüştü.Acima duygularini ifade ettigi zaman , yoldan geçen bir yaya ona söyle dedi; "Ermeniler sadakatsizdir , ancak bize hizmet edebilirler; ama Kurdler(Burda kürt dediği Dersimliler y.n) bizim hizmetçilerimize bile hizmet etmeyi hak etmiyorlar, onlar bizim sadakatsizlerimize de sadakatsizdirler! İslam'in çocuklari ve bütün haklara sahip vatandaşlar olarak görülebilmeleri için daha çok vakit var."&lt;br /&gt;Bu horlayici dil , o zamanlar Kizilbaşlar ile Sunni Ortodokluk arasinda var olan uçurumun bir yansimasiydi.Misyonerler, hayatta kalmayi basaranlardan olusan kafilenin Gölcük Gölü'ndeki tepeye -Atkinson ile Davis'in bir sene once 10.000 katledilmis Ermeni'yi bulduğu yere doğru ilerlediğini görünce, akillara ister istemez son derece kötü düşünceler geldi; ancak ertesi sabah şaşkinlikla karişik bir sevinçle, kafilenin geri döndüğünü gördüler.Sonradan Harput'ta bu durumun açiklamasini öğrendiler:Dersim aşiretleri, ender rastlanan bir soz birligiyle, valiyi, techir kafilesinin derhal geri donmemesi durumunda Harput'u yakip yikmakla tehdit etmislerdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-1813156481858667762?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/1813156481858667762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=1813156481858667762&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/1813156481858667762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/1813156481858667762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2011/12/mezire-ve-harputtaki-turk-makamlar.html' title=''/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2237296322077068283</id><published>2011-12-11T11:04:00.001-08:00</published><updated>2011-12-11T11:04:45.229-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Çarsancak Ermenileri Tarihi, Kevork Yerevanyan, 1954-Beyrut Çemişgezek Ve Köyleri, Hampartsum Kasparyan,&lt;br /&gt;1969-Erivan Bu konu, henüz yayınlanmamış olan “Ermeni Kaynaklarında Dersim” isimli kitap çalışması içinde yer alıyor. Kitabın yayınlanması daha zaman alacakken, Ermeni kırımlarıyla ilgili tamamlamış olduğum bölümünü bu aşamada İnternet üzerinden sunmayı uygun gördüm. Bunun iki bakımdan yararlı olacağını düşünüyorum. Birincisi, Osmanlı’nın son döneminde yoğunlaşan Ermenilere yönelik tasfiyeci politika ve kanlı uygulamaların daha somut anlaşılmasına katkı yönüdür. Özellikle 1915 Ermeni Tehciri’nin nasıl uygulandığına ilişkin canlı tanıklıklar, bu olayın karakterini ortaya koyması bakımından önemli. Yerel plandaki uygulama örnekleri bu gibi merkezi politikaların aynası sayılır. İkincisi, Ermeni kırımları zamanında Dersim’in duruşu ve Kızılbaş-Zaza-Kürt (1) aşiretlerinin tutumunu somutlamaya katkı yönüdür. Bu da özellikle 1915 ve sonrası çok sayıda Ermeniler için Dersim’in oynadığı kurtarıcı rolü göstermesi bakımından önemli. Bunun yanında farklı ve çelişik tavır örnekleri de geçiyor, ki bunlar ayrıca Dersimlilerin kendi yakın tarihlerini daha bütünlüklü ve objektif değerlendirmelerine yardımcı olabilir. İÇİNDEKİLER I Bölüm : 1895-96 ERMENİ TALAN VE KIRIMI ..................................... 3 Çemişgezek ve Köylerinde Yaşananlar .......................................... 5 Şehrin Korunmasını Sağlayan Kirvelik .............................. 5 Köylere Kanlı Saldırılar ..................................................... 6 Çarsancak’da Yaşananlar ............................................................... 10 Peri ve Hoşe’de Talan ........................................................ 10 Mazgirt’te Dersim’in Dostluğu .......................................... 12 II Bölüm: 1908 MEŞRUTİYET İLANI VE SONRASI .............................. 13 Öz Savunma Denemeleri ............................................................... 16 Ermeni Partileri ve Fedailerin Çarsancak’a Girişi ………………. 17 Fırtına Öncesi Aldatıcı Hava ......................................................... 18 III Bölüm: I DÜNYA SAVAŞI, SEFERBERLİK, 1915 ERMENİ TEHCİRİ VE SOYKIRIMI ...….…................. 19 Çarsancak’da Yaşananlar ............................................................... 27 Peri’de Seferberlik .............................................................. 27 Kitlesel Tutuklama ............................................................. 28 Birinci Ölüm Kafilesi ......................................................... 29 Katliam Furyası ………………………………………….. 29 Türkleştirme ……………………………………………... 30 Kanlı Sürgün …………………………………………….. 31 Tıla Pert Katliamı ………………………………………... 36 Mazgirt Kırımı .................................................................... 37 Kırılan ve Sürülen Köyler .................................................. 37 Çemişgezek’de Yaşananlar ............................................................ 38 Şehirde İlk Önlemler .......................................................... 38 Tutuklama ve Katliam Serileri ........................................... 39 Kalanların Sürgün ve Kırımı .............................................. 41 Çemişgezek Köylerinin Sürgünü ........................................ 44 IV Bölüm: KAÇAK ERMENİLERİN SIĞINAĞI DERSİM ...................... 54 Çemişgezekli Göçmenlerin Dersim Anıları .................................... 55 Çarsancaklı Göçmenlerin Dersim Anıları ....................................... 60 Pertek’te Bir Kavuşma Öyküsü ...................................................... 64 Peri’ye Dönüş ve Dersim’in Dayanışması ...................................... 67 Erzincan, Erzurum ve Kafkas Yollarında ....................................... 69 Çemişgezek’e Dönen ve Kalanların Durumu ................................. 71 1915’den 1938’e Kader Ortaklığı ................................................... 73 NOTLAR ........................................................................................ 74 I BÖLÜM : 1895-96 ERMENİ TALAN VE KIRIMI Osmanlı devleti içinde Ermenilerin görece önemli nüfus yoğunluğuna sahip olduğu 6 vilayette (Erzurum, Van, Bitlis, Sivas, Elazığ, Diyarbakır) ağırlaşan mağduriyet koşulları ulusal ve sosyal reform talepleri ile Ermeni sorununu öne çıkarmış ve uluslararası alana taşımıştı. Bu sorun sömürgeci devletler arası rekabet ve paylaşım kavgasına malzeme oluşturan genel doğu sorununun önemli bir halkasını teşkil ediyordu. Yaşanan gelişmeler Ermeni sorununu 1878’de farklı kanallardan iki ayrı uluslararası anlaşmaya (San Stefanos ve Berlin) konu etse de biri birini çelmeleyen bu devletler ve muğlak ifadelerle dolu anlaşma maddeleri Osmanlı devleti üzerinde ciddi bir yaptırım gücü oluşturmadı. Osmanlı devleti sözkonusu 6 vilayetin hiç birinde Ermenilerin çoğunluk olmadığını ileri sürerek en ufak bir özerklik tanımamakta ısrar ediyordu. Türk, Kürt, Zaza, Arap, Çerkez ve sair etnik gruplar (bunların Alevi kesimleri de dahil olmak üzere) yekpare bir bütün gibi “Müslüman nüfus” şeklinde ele alınıp Gayrı-Müslimler ise en küçük etnik ve mezhepsel farklarına kadar ayrı ayrı tanzim edilmekle, doğuda çoğunluk-azınlık dengesi kolayca Ermeniler aleyhine gösterilmiş oluyordu. Son yüz yıllara kadar bir çok yerde çoğunluğa sahipken baskı altında gitgide dağılan Ermeni nüfusu artık tek başına çoğunluk oluşturmuyordu belki, ama “Müslüman” kategorisi içinde toplanan etnik gruplar da ayrı ayrı sayılsa çoğu yerde muhtemelen hiç biri salt çoğunluk oluşturmayıp göreceli çoğunluk hesapları yapmak gerekecekti. Böyle adil bir yaklaşım gösterilse, doğu vilayetlerinde Ermenilerin yer yer halen birinci, çoğu yerde ise artık ikinci sırada olmak üzere Kürtlere yakın bir yoğunluk arzettikleri görülürdü. İslami esaslara dayalı Osmanlı politik sistemi bölgede yerel otorite imtiyazını Müslüman olmalarından dolayı fiilen Kürt feodal beylerine tanımış olup, bu durum sürekli Ermeniler aleyhine gelişmeleri koşulladığından dolayı, reform taleplerinin özellikle Ermenilerden gelmesi doğaldı. Gayrı-Müslimlere yüklenen ağır vergiler, toprak gaspları, ayrımcı ve keyfi yönetim, rüşvet, suistimal, angarya ve zorbalıklar, Ermeni halkının önde gelen şikayet nedenleriydi. Yavuz Selim zamanından beri Şafi Kürtleri bölgede hem Şii ve Kızılbaş etkinliğine, hem de Hristiyan yoğunluğuna karşı kendi merkezi sistemine dayanak yapmış olan Osmanlı Devleti, onları halen “ümmet” anlayışıyla kullanma çabasındaydı. Bu durum kayırılan feodal üst zümreler ve nemalanan çevreleri dışında Kürtlerin de yararına sayılamazdı. Ümmet yerine millet olarak tanınmak ve gerektiğinde bağımsızlık dahil ulusal hak ve özgürlüklere kavuşmak onların da hakkıydı. Tarihte Ermenistan olarak bilinen coğrafyanın Osmanlı hakimiyetinde kalan batı bölümünün gelinen aşamadaki demografik yapısıyla tartışmalı bir gerçeklik arzettiği de doğruydu. Kuzeye doğru yayılan ve çoğalan Kürt nüfusu bölgede Ermenilerle o kadar içiçe geçmişti ki, Batı Ermenistan ile Kuzey Kürdistan’ı belli sınırlarla ayırt etmek iyice zorlaşmıştı. Durumun böyle olması, özerklik taleplerinin her iki ulus açısından dengeli bir düzenlemeyle karşılanmasına engel değildi gerçi. Ama eski statüyü değiştirme niyeti olmayan Osmanlı devleti, bölgedeki nüfus oranları konusunda yukardaki kaba hileye başvurmanın yanında, Ermeni nüfusunu rakam olarak da elden geldiğince az göstererek özerklik ve reform taleplerini boşa çıkartmaya çalışıyordu. Rakamlar ve oranlarla oynama dışında Ermeni nüfusunu fiilen dağıtma ve tasfiye etmenin çeşitli yol ve yöntemleri de fırsat bulundukça denenecekti. Ermeni sorununun nihayi “çözüm”ü olarak I Dünya Savaşı içinde girişilen soykırımı öncesinde bu tasfiyenin doğu genelindeki yaygın fakat kısmi bir denemesi 1895-96 yıllarında gerçekleştirildi. Bunu daha lokal bir deneme olarak 1909 Adana katliamı izledi. Doğuda Hamidiye Alayları’nın da örgütlenmesiyle yoğunlaşan baskı-zulüm, toprak gasbı ve sair uygulamalar Sasun yöresinde Ermenileri 1894’te isyana yöneltmişti. Bu hareketi kanla bastıran Sultan Abdülhamit, bir yerde isyan edilmiş olmasını bahane ederek Orta ve Doğu Anadolu genelinde Ermenileri hedeflemekte gecikmedi. İslam bağnazlığıyla “gavur”a karşı harekete geçirilebilecek çeşitli grupları kışkırtma, gayrı-resmi silahlı çeteleri öne sürme yoluyla her tarafta bir saldırı furyası estirildi. 1895 güzünden 1896 baharına kadar devam eden yağma-talan ve kırımlara devletin güvenlik güçleri kimi yerde katılıp, kimi yerde seyirci kalarak kolaylık sağladı. Erzurum’dan Maraş’a, Sivas’tan Van’a, Diyarbakır’dan Trabzon’a onlarca şehir ve yüzlerce kasabada bir nevi “cihad” gibi cereyan eden olaylar, sayısız mahalle, köy, manastır ve kiliseleri harabeye çevirdi. Ülke genelinde 300 bine yakın can kaybı ve büyük maddi zayiat ile Ermeni halkı bu dönem önemli bir güç yitimine uğratıldı. Saldırılar kimi yerde Ermenileri din değiştirmeye zorlarken, kimi yerde “cennetlik olmak” için doğrudan ve hunharca katliam biçiminde yürütülmüş, kiminde ise mal-mülk ve toprak gaspı önde gelen amaç olmuştu. Doğuda Ermenilerin reform talepleri gerçeklik kazanırsa bunun Kürtler aleyhine olacağı ve Müslümanların “gavur hakimiyeti” altına gireceği propagandası özellikle Kürtler arasında etkili olmuş; bu tehlikenin önünü alma ve Ermeni zenginliklerine konma dürtüsü zaten bir kısmı Hamidiye Alayları’nda örgütlenen Şafi Kürtleri yığınlar halinde saldırı furyasına dahil etmişti. Bu durum saldırıları örgütleyen Osmanlı devletinin dış dünya nezdinde sorumluluğu Kürtlere mal ederek kendini temize çıkartmasını da kolaylaştıracaktı. Dersim’in Alevi-Zaza ve Kürtleri genelde Osmanlı devletiyle çatışmalı ve Ermenilerle iyi ilişkiler içinde olduklarından, başka bölgelerin aşiretleri gibi devlet hesabına vurucu güç olarak kullanılmaları pek mümkün olmamış ve iç Dersim’deki Ermeniler bu olaylardan fazla etkilenmemiştir. Aşağıdaki anlatımlarda görüleceği gibi Dersim’in aşiret liderlerinden bazıları bağımlı bölgelerdeki Ermeni dostlarını koruma yönünde silahlı güçleriyle harekete geçerek kurtarıcı rol de oynamıştır. Bununla beraber yine anlatımlar içinde geçen çeşitli isimler, saldırı furyasına katılan ve ganimetten nasibini almaya çalışan Dersimli aşiretlerin de mevcut olduğu fikrini veriyor. Yapılan tasvirler, çevre köy ve kasabaları talan etmeye yatkın olan birçoklarının bu özellikleriyle teşvik edilerek 1895 olaylarında kullanıldıklarına işaret ediyor. Saldırı furyasına katılan Dersimlilerin yağma ve talan dışında bir amaç gütmedikler anlaşılıyor. Yine de direnişle karşılaşılan yerlerde kan dökme ve yakıp yıkma gibi örnekler sergileniyor. Direnişsiz kaçırtılan yerlerde en azından insanlar yerinden edilmiş oluyor. Sonuçta kanlı ve kansız bu tip saldırıların da Ermeni nüfusunu dağıtma ve tasfiye etme planına yaradığı açıktır. Eldeki kaynakların gösterdiği kadarıyla Dersim’de 1895-96 olaylarından güneydeki bağımlı bölgelerin (Çemişgezek ve Çarsancak’ın) Ermeni yoğun yerleşim alanları önemli ölçüde etkilenmiştir. Geniş planda Dersim’in dış çeperlerini oluşturan ve kimisi yine bağımlı Dersim yöreleri arasında sayılan Arapkir, Eğin, Gürün, Kemah, Erzincan, Tercan, Kiği ve Palu talan saldırıları yanında ciddi katliamlara da sahne olmuştur. Ancak eldeki kitapların verdiği ayrıntılar iç Dersim’e yakın olan Çemişgezek ve Çarsancak yöreleriyle sınırlı kalıyor. (2)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2237296322077068283?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2237296322077068283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2237296322077068283&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2237296322077068283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2237296322077068283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2011/12/carsancak-ermenileri-tarihi-kevork.html' title=''/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2375335620280376376</id><published>2011-12-11T11:01:00.002-08:00</published><updated>2011-12-11T11:03:29.929-08:00</updated><title type='text'>HALK ONDERI H. DEDESOY VE ERMENI HALKINA YONELIK ACIKLAMA</title><content type='html'>Dersimli Ermeniler-1GÖKÇEN B. DİNÇ / AKTÜEL“Ermeni olduğumuzu 12 Eylül’de öğrendik”."Annem Kürt ama babamın ailesi Ermeni.&lt;br /&gt;12 Eylül’de öğrendik Ermeni olduğumuzu, kendimizi Kürt sanıyorduk, devlet biliyormuş, biz bilmiyorduk. O zaman Ankara’d a çalışıyordum, eşimin, ailemin yanına köyüme gidemiyordum. Gelsem de tokat yemeden dönemiyordum. Sonra ailemi yanıma aldırdım, annem babam kaldı bir tek. Zaten köylerde sadece yaşlılar kaldı. Ama onlar Ermeniliğini söylemiyor baskıdan, buradan göçen gençler söylüyor özgürce."Resmi adıyla Tunceli’nin Alanyazı, halkın diliyle Dersim’in Xozun köyündeyiz. Bir zamanlar Ermeni kilisesinin olduğu alanda, kiliseden kalan tek taşın üzerine oturmuş Hasan Polat böyle anlatıyor hikâyesini. Alanyazı köyünde doğan, Ankara’da köy hizmetlerinden emekli olan Polat, başkentte sorun yaşamamış, çünkü kimliğinde “İslam” yazıyormuş. “Beş çocuğum henüz kimliğimizin tam farkında değil” diyen Polat aslında Türkiye’de ilk kez konuşulmaya başlayan bir topluluğun üyesi: Dersim Ermenileri. Bugüne kadar 1915 Ermeni tehcirinde Dersim bölgesine sığındıkları söylenen, 1937-38 Dersim olaylarında bölgede yaşanan acılara ortak olan Dersim Ermenileri, 12 Eylül’de ve 90’lı yılların terör ortamında da büyük travmalar yaşadılar.“Dersim hiçbir yere benzemez”Dersimli bir Ermeni olan Mirhan Prgiç Gültekin’in dernek kurmaya hazırlandığını öğrenince kendisiyle görüştük. Bölgede yaşayanların bu girişim hakkında ne düşündüğünü öğrenmek, onların hikâyelerini dinlemek için Dersim’in yolunu tuttuk.Tarihi travmalarla dolu bir bölgede, hele Ermeni olmanın hâlâ “küfür” addedildiği, basında “Türkiye’de yaşayan ‘gizli Ermeniler’ bölücülükte önemli rol oynuyor” gibi cümlelerin kolayca sarf edildiği düşünüldüğünde, neyle karşılaşacağımızı tahmin ediyorduk aslında. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in, Şubat 1926’da hükümete sunduğu raporda, “Cumhuriyet hükümeti için bir çıbanbaşı” dediği Dersim’de ilk gün, Munzur nehrine tepeden bakan bir kahvede uzun süre sohbet ettiğimiz Ermeniler, katliamları, acıları yaşadıklarını anlattılar; yıllardır Ermeni kökenli oldukları için dışlandıklarını söylediler ama ses kayıt cihazını açmamızı veya fotoğraf çekmemizi istemediler. Kimi “Ben gencim, büyüklerim kökenini söylemedikten sonra ben bir şey demem” dedi, kimi “kimliğimize sahip çıkalım ama acele etmeyelim, burası Türkiye’nin başka hiçbir bölgesine benzemez” diyerek uyardı.Elbette “Dersim Ermenileri Derneği”ni kurmaya hazırlanan 29 Temmuz-1 Ağustos’ta düzenlenen 10’uncu Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde stant açan Mirhan Prgiç Gültekin onlarla hemfikir değil: “Ermenilik bugün küfür gibi algılanıyor. Bunun sebebi, bilmemek ve korkmak. Derneği kurmaya karar verdikten sonra bana hem festivalde hem de sonrasında birçok Dersimli Ermeni ulaştı ve olumlu baktıklarını söylediler.” Dersim’de Ermenilere dair hiçbir şey kalmadığını söyleyen, kısa süre önce Bakırköy’de ismini değiştiren Mirhan Prgiç, dernek olarak bölgedeki Ermeni kültürüne sahip çıkacaklarını belirtiyor: “Bu ülkedeki diğer halklarla eşit koşullarda yaşamak istiyoruz. Ermeni isem Ermeni ismi taşımak benim en doğal hakkım. En kötüsü kendi kültürünü başkasının kültürü diye yaşamak. Mesela halay Ermeni oyunudur, biz Kürtlerin oyunu diye öğrendik. Dersim’de Kürtler, Aleviler, Türkler kendi kültürlerini yaşıyorlar ama biz yaşayamıyoruz. Eğer bu ülke demokratikleşecek, tarihiyle yüzleşecekse insanların değerlerini tanımalı.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2375335620280376376?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2375335620280376376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2375335620280376376&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2375335620280376376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2375335620280376376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2011/12/haalk-onderi-h-dedesoy-ve-ermeni.html' title='HALK ONDERI H. DEDESOY VE ERMENI HALKINA YONELIK ACIKLAMA'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-9088208284840009283</id><published>2011-12-11T11:01:00.001-08:00</published><updated>2011-12-11T11:01:35.737-08:00</updated><title type='text'>ALEVI HALKININ OPNDERI HUSEYIN DEDESOYDAN ONEMLI BILDIRI</title><content type='html'>Hovsep Hayreni/&lt;br /&gt;DERSİMLİLER ERMENİ KARDEŞLERİNİ DAHA DOĞRU ANLAYABİLMELİ&lt;br /&gt;Hollanda Dersim Vakfı (HDV)'nın tekrar kurum olarak yankı verdiği Petag konulu tartışma en başından Petag'ın müzik çerçevesini aşan bir şeydi.&lt;br /&gt;HDV kendi giriştiği eleştiriyle oradaki şarkıların kaynağından öte Dersim'in geçmişindeki Ermeni varlığını sorgu altına alarak geniş bir tartışmaya davetiye çıkartmıştı. Biz de tamamen kendi ortaya attığı soru ve şaibelere açıklık getirecek cevaplar yazmıştık. Şimdi o geniş tartışma kapısını açanın kendi ilk yazısı değil de benim cevabım olduğunu belirterek yürüttüğü polemikte ise ilgisiz karşılık ve soyut suçlamalarıyla konuyu tıkayıcı bir tutum sergilemiş. Haksız ithamlarına yanıt olarak son bir kez meramımı anlatmaya çalışacağım. Devam edecek anlayışsız karşılıklar olursa artık duymazdan gelmeyi gönül rahatlığıyla tercih edebilirim.&lt;br /&gt;“MİSYONERLİK” İTHAMI ÇOK YERSİZ VE BİRAZ DA AYIP DEĞİL Mİ?&lt;br /&gt;Öncelikle HDV'nin bana yakıştırdığı “misyonerlik” ithamına değineceğim. Yazısının başlığında bunu ima eden ve öncelikle bu temelde yüklenmeler yapan yazar hiç bir somutlama gereği duymadan “Hayreni’nin cevabında kullandığı argümanlar bizler için yeni değil. Biz bu argümanları en az 150 yıl öncesinden tanıyoruz. Dersim ve çevresinde o zamanlar görünmeye başlayan Batılı misyonerler üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri tekrarlayarak belirtiyorlardı” demiş. Aşağıda değineceğim çarpıtılmış “cahil” kelimesi dışında bir tek örnek vermemiş, neleri kastettiğini açık bırakmış. Ama ben neler yazdığımı biliyorum, isteyen okuyucu da önceki yazılara erişebilir. Kimin hangi niyetle söylediği değil, söylenenin ne olduğu ve neye dayandığıdır önemli olan. Tartıştığım konular kendilerinin inkardan geldiği, küçümsediği, son derece önemsiz göstermeye çalıştığı eski Ermeni varlığı ve etkileri çerçevesinde şeylerdi. Cevaplarımda temel aldığım veriler uydurma değil, belgeli ve gerçekti. Gerçek olan bir şeyi, örneğin bir yer isminin kaynağını oluşturan tarihi kiliseyi yerli kaynaklar gibi yabancı gezginin notları da teyit ediyorsa ne yapacağız? O bir misyonerdir diye gerçeği çöpe mi atacağız? 150 yıl önce Dersim'e uğrayan yabancının neyi neden kurcaladığı ayrı bir sorun. O bizi bağlamaz ve bu gibi soyut benzetmeler ortak tarihimize ilişkin tartışmalarımızı ipotek altına alamaz.&lt;br /&gt;Benim 150 yıl önceki argümanla konuştuğumu öne süren HDV yazarı, bu soyut suçlamayı yaparken asıl kendisinin çok kötü bir argümana sarıldığının ayrımında değil mi acaba?&lt;br /&gt;Türkiye'nin iç siyasetiyle ilgili olan herkes son on yıldır o “misyonerlik” kavramı etrafında yaratılan yapay korkuların farkındadır sanırım. Mesnetsiz “misyonerlik” suçlamaları bilhassa istenmeyen azınlıklar üzerinde psikolojik baskıyı arttırmak ve tabu konularda konuşma cesaretini kırmak için kullanılan demagojik bir silah olmuştur. Hatırlayalım biraz, Hrant Dink'in katline uzanan süreç onun Sabiha Gökçen'le ilgili ifşaatine karşı hotzot ültimatomlarla başlatılıp mahkeme kapılarında koca pankartlara yazılı “Misyoner çocuğu” gibi küfür ve tehditlerle pişirilmişti. Ardından Malatya'daki hunhar katliam yine “misyonerlik” argümanlarıyla kotarılmıştı. Daha başka planları açığa çıkan Ergenekoncuların bir çok tertibi “misyonerlikle mücadele” kılıfına büründürdükleri de biliniyor. Onların tarihte “emperyalizme karşı kurtuluş savaşı” dedikleri de bu toprakların gayrı-müslim yerlilerinden kurtulma savaşıydı, bugün “misyonerliğe karşı” gösterdikleri her şey de bir avuç kalmış aynı kesimleri sindirme, susturma, kaçırtma ve bitirme mücadelesidir.&lt;br /&gt;Bu uç örnekleri anmaktaki maksadım herhangi bir özdeşlik iması kesinlikle değil. Tartışma muhataplarımın o faşist çevrelerle bir yakınlığı olamayacağını gayet tabii biliyorum. Çeşitli kavramların farklı politik eğilimler tarafından farklı içerik ve yönelimlerle kullanılabileceğini de gözardı etmiyorum. Ama eğer bir yerde niteliği belli çevrelerin saldırı sloganı haline gelmiş bir kavramsa sözkonusu olan, onu kullanmakta daha özenli davranılması demokratik duyarlılık gereğidir. Bu ülkede ağzını açan yerli azınlığa “yabancı mihrak” ve “misyoner uzantısı” yaftasını yapıştırmanın öylesine belirgin ultra-nasyonalist bir moda olduğu dikkate alınırsa, bizim gibi azınlıklar arası tartışmada bu tür argümanlara başvurmanın yanlışlığı yanında ne kadar kırıcı olacağı kolayca anlaşılır. Bir an için ona yüklenilmiş özel manaların baskın atmosferinden kendimizi sıyırarak misyonerlik kelimesinin en makul sözlük anlamları etrafında düşünsek bile yapılan itham yersizdir. Kaldı ki HDV'nin kendi ideolojik bakış açısı her ne ise o çerçeveden ima ettiği ve “150 yıllık çalışmaların devamı” diye yazısının başlığına taşıdığı anlam o kadar masum değil; ne denli soyut kalsa da anlayacak olan için öyle yada böyle “yabancıların gizli emelleri ve sinsi planları”nı akla getirir.&lt;br /&gt;Yapılan ithamın bana hatırlattığı bir başka enteresan olayı örnek veriyim: 20 Şubat 2008'de Vakıflar Yasası değişiklik teklifinin tartışıldığı TBMM oturumunda CHP ve MHP'li vekillerin hırçın itirazlarına katılan Kamer Genç “Bugün Anadolu'nun bir çok yerinde, işte benim memleketim Tunceli'nin bir çok yerlerinde kilise kalıntıları var. Şimdi sizin getirdiğiniz bu kanunla adamlar gelecekler, her tarafta, işte şu kiliseyi canlandırma vakfı, bu kiliseyi ihya etme vakfı, dolayısıyla Türkiye'yi paramparça edecekler” diyerek milletin ödünü kopartmıştı. HDV'li arkadaşların hemşerilik dışında Kamer Genç ve onun siyasi hattıyla da ilgileri olmayabilir. Ama tartıştığımız konudaki reflekslerinin kafamda bu olayı çağrıştırması yersiz değil. Biz de Dersim'deki eski Ermeni izleri üzerine konuşurken HDV'nin takındığı tutum yukardakini andırıyor ve benim “misyoner tavrı” içinde bu işleri kurcaladığımı öne sürmekle benzer korkuları dürtüklemiş oluyor. Bakın Kamer Bey'in o müthiş öngörüsüne bir gıdım hak kazandıracak olmasa da, bugün Dersim'deki Ermeni uygarlık kalıntılarını araştırıp ayakta kalan çok az eseri restore etmeyi de amaçlayan bir girişim var. Benzeri bir çabayı Sasonlu Ermeniler de gösteriyor. Şimdi Dersimliler ve Sasonlular arasında da yersiz şüpheler üretilirse bu defa Türkiye'nin değil ama bu bölgelerin Ermeniler tarafından istila edilmek istendiğine yönelik seslerin duyulması işten olmaz.&lt;br /&gt;HDV Dersim Ermenileri adına dernek kurucusu Miran Pırgiç Gültekin'in girişimini gazetelerdeki muğlak bir cümle üzerinden Dersimlilere karşıt algılayıp tepki göstermiş. Sabah gazetesinde yer verilen “Dersimli Ermeniler bölgenin ideolojik yapısı nedeniyle kaygı taşıyor” sözü yanlış aksetmiş birşey olamaz mı? Bunu kendisine sorduğumda, sözlerinin özetlenerek yazılmasından kaynaklanan bir anlam kayması olabileceğini, kastettiğinin bölge halkı değil devlet tarafından yaratılan korku atmosferi olduğunu, Dersim'de ağır basan muhalif politik eğilimler nedeniyle 12 Eylül sonrası devletin muazzam yüklenmesi ve Ermeni kökenli olanların daha özel hedeflenmesi gerçeğine gönderme yaptığını anlattı. Aynı gazetede daha önce çıkan şu sözleri bölge halkına bakışının olumsuz olmadığını gösterir: “Mihran Pırgiç Harput'ta, Sason'da, Malatya'da az da olsa ismiyle yaşayan Ermenilerin bulunduğunu, ama Dersim Ermenilerinin hepsinin 'döndüğünü' söylüyor ve ekliyor: Çünkü Dersim halkının kültürü ile Ermenilerin kültürü benziyor” (1 Ekim 2010). Burdan anlaşılması gereken, Dersim'deki Alevi inancı kendilerine yakın geldiğinden buradaki kimlik dönüşümünün daha kolay tercih edilen bir şey olduğu, 1915 kalıntılarının bu sığınak olmasıyla ünlü bölgede Ermenilikleriyle devletin gözüne batmamak için Alevi toplumu içinde erimeyi yeğledikleridir. Dersim'in ideolojik-kültürel dokusuyla Ermeniler için en az kaygı verici, en çok rahatlık sağlayıcı yer olduğu bir gerçek. Ama hiç bir pürüzün yaşanmadığını söylemek de mübalağa olur. Bu bakımdan Alevi olmuş Dersimli Ermenilerin yine de yer yer kendilerine “soyu kırık” denilmesi yada Ermeniliklerini ifade edince “haşa haşa” diye karşılanması gibi itici davranışlar nedeniyle belli rahatsızlıklar duyduyları biliniyor. Bunları yok saymak veya bir serzeniş olarakdile gelmesinden kötü anlamlar çıkartmak da yanlış olur .&lt;br /&gt;HDV benim Dersim'e gösterdiğim ilgiyi 19. yüzyıldaki Batılı gezginlerin ilgisine benzeştirmek ve buradan “misyonerlik” ithamını gerekçelendirmek için alakasız paralellikler kurmayı denemiş. 100-150 yıl önce Dersim'e uğrayan Batılılar orada Kızılbaşları Hristiyanlığa çekmek için çaba göstermiş ve yerli Ermenilerden de yardım görmüş olabilirler. Bugün bizim gerçekliğimizin bununla benzerliği nedir? Yazarın dağınık ifadelerini biraraya getirerek ne demek istediğini düşününce benim anlayabildiğim şu oluyor: “Bir yabancı olarak” itham ettiği ben ve konuyla ilgilenen başka Ermeniler eski misyonerlerin yerini almışız, “bizdeki kendini bilmezler” dediği Mikail Aslan ve onun gibi bazı Dersimliler de eskiden misyonerlere refakat eden yerli Ermenilerin rolünü oynamakta galiba!.. Kendi halkının saygın bir sanatçısına bu üslupla çatan, bir nevi haddini bildirme mesajı veren HDV, bana atfettiği “aba altından sopa gösterme” saygısızlığını kendi tavrında görmeye çalışsa iyi eder.&lt;br /&gt;Benim yabancı sayılmama gelince, dar anlamda doğru olabilir. Ama Dersim'le ilgilenmemin kuşkuyla karşılanmasını gerektirecek ölçüde değil. Doğma büyüme Dersimli olmasam da Anadolu insanıyım ve bölgeyle neredeyse yerlisi kadar tanışıklığım var. Eski politik bağlar vesilesiyle Dersim'in her tarafından ve her renginden dostlara sahibim. Eşimin Dersimli olması nedeniyle de bağlantılıyım. Dersim tarihi ve kültürüne ilgim bu yakınlıklardan başlangıç alıp zamanla Ermeni tarih kaynakları içinde Dersim ve yakın çevresine adanmış çok sayıda eserin varlığını keşfetmemle gelişmiştir. Eski Ermeni izlerinin yoğunluğu yanında Kızılbaş halkının kültürel yakınlığı ve soykırım sürecinde kendini göstermiş dostluğuyla, tarihten beri süregelen özgürlük tutkusu, direniş geleneği ve dinmeyen acılarıyla çok müstesna özgünlüklerin buluştuğu Dersim bir sevda gibi beni çekmiştir. Dersim hakkında Türkçe kitapların az miktarda istisnalar hariç Ermenice kaynaklardan yoksun ve Ermeni tarihinden bihaber yazılmış olmaları da dikkate alınırsa, o kaynakların içerdiği zengin bilgileri bir şekilde derleyip çevirme ve Türkçe okuyucuların ilgisine sunmayı doğal bir görev gibi yüklenmemin sebebi hikmeti sanırım çok iyi anlaşılır. Bu benim bütünüyle bağımsız ve içten gelen bir uğraşımdır. Sözünü ettiğim koşullar başka bölge kapsamında oluşsa aynı ilgi ve araştırma çabasını o bölgenin tarihine yöneltebilirdim. Bu da neden Kayseri, Diyarbakır veya Erzurum değil de Dersim üzerine çalıştığımın izahını vermeye yeter. Şimdi ben de aynı açıklıkla şu sorunun cevabını alabilmek isterim: Bu toprakların Ermeni halkından birinin, hiç de yabancılarla dirsek teması olmadan, kimsenin hesabına çalışmadan, ilgi duyduğu bir bölge kapsamında kendi halkının yazılı kayıtlarına dayanarak tarihsel inceleme yapması, onları okuma imkanı olmayanlarla paylaşması ve tartışılan konularda görüş belirtmesi neden misyonerlik olsun? Bunu doğal bir ilgi olarak saygıyla karşılamak, hatta memnuniyet duymak ve yanlış görülen şeyler de varsa kırıp dökmeden tartışmak neden mümkün olmasın?&lt;br /&gt;DERSİM TARİHİ GİBİ ÇOK KÜLTÜRLÜ BİR ALAN KİMSENİN TEKELİNDE OLABİLİR Mİ?&lt;br /&gt;HDV'nin yazdıklarına bakılırsa öyle bir incelemeye de hakkım yok demektir. Ona göre Dersim tarihi yalnızca Kırmanc (Zaza) halkının tarihidir ve bir Ermeninin oraya burnunu sokmaması gerekir. Sona doğru şöyle buyurmuş: “Siz, anlamadığınız konularla uğraşmak yerine, kendi tarihinizi en iyi şekilde yazın, bizimkisini de bırakın biz yazalım”.&lt;br /&gt;Burada verilen fikir basitçe “siz Ermeni tarihiyle, biz de Kırmanc tarihiyle ilgilenelim, birbirimizin alanlarına karışmayalım” diye savunulabilir. Lakin mantıksal olarak imkansızdır. Ermeni tarihi Dersim'i de kapsamıyor mu? Sanırım sorun burada yatıyor. Soruyu bir de şöyle yöneltelim: İki halkın ortak yurdu olan Dersim'in genel tarihi her ikisini de ilgilendirmez mi? Beraberce yaşanmış bir geçmişten bahsediyoruz. O geçmişin yazılı en geniş bilgileri Ermeni tarihçilerin eserlerinde bulunuyor. Bakın Dersim ve Zaza tarihini yazmaya çalışan Seyfi Cengiz kendi sözlü halk geleneğinde geçen tarihsel olgu ve figürlerin izlerini baştan sona yazılı Ermeni tarihi içinde sürüyor ve Avrupa dillerine çevrilmiş ne kadar Ermenice tarih kitabı varsa onları irdeliyor. Çevirisi bulunmayan ve özellikle Dersim çevrelerini konu eden başka Ermenice eserlerin de bilgilerini merak ediyor. İncelemelerinde yaptığı çıkarsamalar ne kadar doğru, ne kadar yanlıştır, konumuz bu değil. Çok tartışma götürür olsa da, yaptığı çalışma takdir edilecek devasa bir şeydir ve konumuz açısından şunu tanıtlıyor ki, Ermeni tarihiyle Zazaların tarihini birbirinden yalıtarak incelemek mümkün değildir. Dersim özgülünde iyice içiçe geçmiştir. Çağlar boyu soyların karışımıyla şekillenen kimlikler sözkonusudur. Kısmen bilinen, büyük ölçüde bilinemeyen, bazı belirti ve söylencelere dayanılarak hipotez düzeyinde yorumlanan şeylerdir. Seyfi Cengiz de bu yönlü bir yığın yorum yapıyor ve hatta hipotez olmaktan öte gidemeyecek bazı görüşlerini kesin tespitler gibi dile getiriyor. HDV'nin anlayışına göre onun da buna hakkı olmamalı. Dahası HDV kendi yazısında “Sizler Hiristiyan olmadan önce tamamen İrani dünyaya, yani bizim atalarımıza ait inanç ve kavramlarla yaşamaktaydınız” diye başlayıp devam eden sözleriyle kendisi de Ermeni halkının tarihini yorumlamaya çalışmış. Şu halde ne demek oluyor bize âit olan anlamadığınız konularla uğraşmayın” çıkışması?.. İyi öyleyse siz Ermenice öğrenin de kendiniz inceleyin o kaynakları. Yada büsbütün yok sayın, “ne beklenir ki, Ermeni iddiaları işte” deyip geçin diyesi geliyor insanın.&lt;br /&gt;Bir bakıma budur HDV'nin yaptığı. Daha ilk paragrafta şartlandırıcı şekilde “Ermeni iddialarını irdeleyeceğiz” diye başlıyor. Sonra benim (hiç öyle bir şey söylemediğim halde) “Ermenice kaynakların tartışmasız doğru olduğunu” ileri sürdüğümden dem vurarak ve de aksine onlara çok şüpheli bakılması gerektiğini hatırlatan vurgular yaparak kendince bir önyargı yaratmaya özen gösteriyor. Ne malum doğru oldukları, gerçeğe uygun yazıldıkları, tahrifat ve abartılar içermedikleri, vb, vb... Eh, kim diyebilir ki, tarih yazımları bu tür olasılıklar içermez? Muhakkak bunlar olabilir, ama bu her dilde yazılan ve her millete ait tarih kaynakları için geçerli bir genel kayıttır. Bunun gereği de her zaman ihtiyatlı inceleme ve mümkün olduğunca çok yönlü araştırmayla bilgilerin sağlamasını yapmaktır. Ben imkan dahilinde bunu gözetiyorum. Örneğin eski yer isimlerini çok farklı kaynaklarda rastlanabilen değişik yazılımlarıyla karşılaştırmalı olarak ele almaya özen gösteriyorum. Tarihsel, dinsel, kültürel çeşitli temalara doğrudan yada dolaylı değinen Dersim konulu Türkçe kaynaklara da baş vuruyorum. Ermenice kitaplarda anlatılan herşeye gözü kapalı doğru gözüyle bakmıyor ve derlemeler yaparken abartılı bulduğum bilgi yada dayanaksız gördüğüm tezlere ilişkin ihtiyat notu düşmeyi de ihmal etmiyorum. Bunu bir yana bırakalım, konuyla ilgili Ermenice eserleri olduğu gibi çevirmek ve Türkçe okuyucuların yararlanmasını sağlamak bile kendi başına yararlı görülecek bir şey değil midir? Ha, bu sefer de “ne malum doğru çeviri yapıldığı” filan denilecekse (ki HDV bunu da eksik bırakmıyor), o zaman orijinali bildiğiniz dille yazılmış olanlar dışında hiç bir şeyi okumayın diyeceğim kendilerine.&lt;br /&gt;BİR TÜRLÜ ANLAŞILMAK İSTENMEYEN ESKİ İSİMLER ÜZERİNE BİR KEZ DAHA&lt;br /&gt;Sorpiyan isminin orijinal aslının Surp Ohan olduğu yalnız Ermeni kaynaklarından değil, 1530 tarihli Osmanlı haritası ve 1866 tarihli G. Taylor'un gezi notlarından da anlaşıldığı halde, HDV bunu safsata sayıyor. Bir çok ismin sonunda “sor” gibi telafuz edilen “tsor”un Ermenice dere olduğunu belirtmemi “kart-kurt teorisi” diye dalgaya alıyor. “Hopik kelimesini bir yerden Ermeniceyle ilişkilendirmek için olağanüstü gayret sarfeden Hayreni’nin, isimler ile ilgili, ciddiyetten uzak, yazdıklarını değerlendirmeye gerek bile görmüyoruz” diyor. Üstelik bunu Hopik'in her ne kadar Ermenice kırsal yöre diline girmişse bile köken olarak Kürtçe, Zazaca ve eski İran dillerine ait oluşunu kabul etmeme rağmen söyleyebiliyor. Hakikaten ciddiyetten uzak olan kimin yaklaşımıdır?..&lt;br /&gt;HDV o kadar “ciddiyetli” ki, benim yazımda defalarca aynı şekilde geçen Surp Ohan ismini kendi yaptığı alıntıda “Surp Orhan”, yine onun bir varyantı olarak geçen Surp Ehan'ı da “Surp Erhan” diye aktarmış. Yani kafasındaki Türkçe çağrışımlara dönüştürmüş, hem de her defasında aynı yanlışı yaparak. Üstelik “bu kiliseden hem Erhan hem Orhan diye bahsedilmesi de ilginç” diye bir güvenilmezlik ünlemi koymuş. Anlaşılan biraz daha açıklama gerekiyor. Başka dillerdeki karşılığı Johannes, Johan, Jean vb olan o isim Ermenicede en bütünlüklü haliyle Hovhannes'tir. Bundan Ohannes, Ohannik ve Ohan'a, Hovhan ve Ovan'a, Hovag, Hovik ve Hovo'ya, Onnik ve Onno'ya kadar çeşitlenen, aynı ismin kısalımından oluşan türevler mevcuttur. Bir de bunlara kırsal yöre ağızlarında görülen ufak değişimleri ekleyin. Ohan'ın Ehan'a dönüşmesi bu kapsamda gayet doğaldır. Kilisenin orijinal kayıtlardaki ismi, atfedildiği azizin adıyla Ohan olarak okunur, ama onun yerel telafuzunu “Ehan” olarak duyanlar öyle kayıda geçebilir. Bu nedenle İngiliz gezginin notlarına Surp Ehan geçmiş. Kiliseyle bir olan köyün ismi de Osmanlı haritasında Surbehan diye yazılmış. Tamamen aynı noktadaki köy ismi son dönemlere ise Sorpiyan diye ulaşmış. Yeterince anlaşılır değil mi?&lt;br /&gt;Bu konuda ikna olmazlık inadına tutulan HDV, “Surp Garabed adı ve daha onca isim değiştirilmeden bugüne kadar geldi ama her nedense telafuzu daha kolay olan Surp Orhan değiştirildi” gibi bir soru işareti daha koymuş. Örnek verdiği Surp Garabed bir köy ismi değil, Halvori'deki manastırın ismi. Tabii doğru şekilde yazılıp okunacak, çünkü yazılı kaynaklardan orijinal şekliyle aktarılıyor. Yani halkın dilinden ve yüzyılların telafuz değişiminden geçerek gelen bir örnek değil bu. Zaten Dersim'in Kırmanc halkı o manastırı “Vank kilisesi” diye bilir. Vank manastırın Ermenicesidir. Çok yerde “Venk” telafuz edilir. Surp Garabed de köy ismi olsa ve dilden dile aktarılsa kimbilir neye dönüşürdü. Nitekim Çemişgezek'in Eğin'e sınır teşkil eden yöresi Osmanlı dönemi nahiye düzeyinde “Siptoros” diye kayıtlara geçmiş ve öyle anılmıştır. Aslı ise Surp Toros'dur ve o yöredeki eski bir kilise yada manastırin adından gelir. Yine Kemah-Erzincan arasındaki Surp Sarkis Vank'ın adı Osmanlı haritasında Vank-i Sipserkis diye okunuyor. Hayret edilecek ne var, Türk nüfus memurları insanlarımızın isimlerini bile nüfus kağıdına yanlış kaydediyor ve örneğin sizin değiştirilmediğini söylediğiniz Garabed'i bazen rencide edecek şekilde “Karabit” yazdıkları bile oluyordu.&lt;br /&gt;GAĞAND-GAĞAN VE PAVLİKYANLAR BAĞLAMINDA DOĞRULAR YANLIŞLAR&lt;br /&gt;Benim “herşeyi Ermeniliğe ve Ermeniceye bağlama dürtüsü” ile hareket ettiğimi ileri süren HDV'nin asıl kendisi ters yönlü bir saplantı içinde olup, Dersim'de adeta hiç birşeyin kökeninin Ermeni olamayacağı mesajını vermeye devam etmiş. Yer isimlerinden bazı ortak geleneklere kadar her konuda bu refleksi görüyoruz. İşte bir tanesi daha, üstelik benim hiç değinmediğim durumda kendiliğinden gündeme getirdiği bir itiraz: “Gağanın bize Ermenilerden geçtiği hep belirtilir. Ermenilerin “gağand”ı Kırmanccada gağan oldu denir. Bu sadece ses benzerliğinden kaynaklanan tamamem manipulasyona dayalı bir yaklaşımdır. Bu ritüelde İrani olup 'Gahanbar' adıyla bilinir...”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Gağand ile Gağan arasında sadece ses benzerliği mi var? Her ikisi de yeni yılı karşılayan kutlamalar değil mi? Bildiğim kadarıyla öyledir ve aynı zaman periodu içinde gerçekleşiyor. Ermenilerde 31 Aralık-1 Ocak gecesi kutlanır, Dersim'in Gağanı ise Aralık sonu ve Ocak başındaki günlere yayılan daha uzun bir kutlama. Buradaki üç günlük oruç en önemli farkı oluşturuyor. Khal Khek oyunu da bir özgünlüktür. Ama uzun sakalları, asası ve heybesiyle oyunun baş aktörü olan bu figür Ermeniler'deki hediye dağıtan Gağant Baba ile benzerlik arzeder. Yani ritüeller farklılaşsa da ortaklaşan yanlar vardır. Buna karşılık referans verilen Gahanbar'ın daha fazla benzerlik arzeden yanı nedir? Merak edip internette aradım, hem İran'daki Gahanbar, hem de Hindistan'daki Gahambar'ın yılda altı defa farklı motiflerle tekrar eden beşer günlük kutlama ve ritüellere verilen genel isim olduğunu yazıyor. Bu altı periyoddan biri kış ortası ve Ocak ayı başına gelse de sanırım anlamı farklıdır. Çünkü Hint-İran geleneğinde yılbaşı olarak 21 Mart kabul görüyor ve zaten altı festivalin sonuncusu da 16-21 Mart arası yapılıyormuş. HDV ayrıca o ismi ikiye ayırarak “Dersim’de hem gağan hem de bar (örneğin bare bijeku) ritüeli vardır” diyor. Bu iki kelime çok ikna ediciymiş gibi başka bir izahat yapmıyor. Daha ilginci bir yerde o geleneği kesin ifadelerle İran'a bağladıktan sonra başka ihtimal de gösterme ihtiyacı duymasıdır: “Ayrıca Dagan adında Sümer bereket (God of grain) tanrısı olduğunuda belirtelim. Dersim’de ki gağan da buğday ile yapılan ritüeller ile ölüler için yapılan ritüleller bu geleneğin kimden kime geçtiği konusunda sanırız yeterli ip uçları veriyor.” Şimdi bu ifadeden ne anlayalım? Dersim'deki Gağan İrani mi, yoksa Sümerler'in mirası mı? Yada biri aklınıza yatmazsa ötekini kabul edin mi demek istiyor HDV? İyi de ihtimaller birden fazlaysa neden onlardan biri de Ermenilerin Gağand'ı olmasın?&lt;br /&gt;O ihtimale peşinen karşı olduğu gibi, eğer birinden birine geçmişse bunun tersi yönde düşünülmesi gerektiğini ima ediyor. Fakat ne yazık ki Gağand kelimesinin eski ve yeni İran dilleriyle bir ilgisi yok. Konusunda uzman olan Hraçya Acaryan'ın Ermenice Etimolojik Sözlüğü'nde bu kelimenin orijini Latince “calendae” (yılın girişi) olarak açıklanıyor. Oradan bir çok batı dillerine ufak farklarla geçen ve yılbaşı yada yeniyıl anlamıyla yerleşen kelime Yunanca “kalanda” üzerinden Ermeniceye girmiş. Dışardan ödünç alınan kelimelerdeki “L” sesleri Ermenicede genellikle “Ğ”ye dönüştüğü için bu kelime de Gağand biçimini almıştır. Batı Ermenicesinde telafuzu Gağant'tır. Dersim'deki Gağan isminin de içiçe yaşanılan Ermeni halkından geçmiş olması pekala muhtemeldir. Kaynağı belirsiz kaldığı durumda iddiacı olmak doğru değil, ama aynı ihtiyatı tersi yönde kanaat belirtenlerin de göstermesi gerekir.Ardından Pavlakilik ile Kızılbaşlık arasındaki muhtemel bağları değerlendirmeye gelince, bu defa da Pavlikyanların eski İrani geleneklere bağlı olduklarını ve Ermeni kilisesinin onlara zulmettiğini belirterek aslında her ikisi de Ermeni kimlikli olarak bilinen karşıt eğilimlerden verili durumda ezici olanı hiç kuşkusuz Ermeni, mağdur olanı ise muhtemelen gayrı-Ermeni göstermeye çalışmış HDV.&lt;br /&gt;Pavlikyanlar'ın ve başka alternatif inanç akımlarının Ermeni kilisesi tarafından şiddetle yok edilmeye çalışıldığını inkar edecek değilim. Her ulusun tarihinde olduğu gibi Ermenilerin tarihinde de gurur duyulmayacak veya lanet edilecek şeyler vardır. Ermenistan'da Hristiyanlığı resmi din olarak ilan eden Aziz Grigor ile Kral Tırdat'ın eski çoktanrılı inanca ait tapınakları ve sair eserleri yerle bir etmeleri aynı şekilde acı verici bir durumdur. Hristiyanlığa bağlanan ve inananların İran tarafından Mazdeizm dayatmasıyla gelen saldırı ve istila karşısında ölümüne direnmeleri saygı duyulacak bir eylem iken, kendi içlerinde gelişen muhalif inanç akımlarını zorbalıkla ezmeleri ise tersine kınanacak bir eylem olmuştur.&lt;br /&gt;HDV “Ermenilerin gurur duydukları kiliseleri...” yada “Sizin övünerek sahip çıktığınız 1700 yıllık kiliseniz...” diye başlayan olumsuzlamalarıyla sanki Ermeniler arasında kilisenin tarihsel rolüne eleştirel bakanlar olamazmış gibi bir yargı yürütmüş. İma ettiği gibi bütün Ermeni tarihçiler Pavlikyanları kötüleme ve onlara yapılanları mübah gösterme eğilimiyle yazmış değiller. Kiliseye bağlı ve onu yüceltme duygusuyla hareket edenlerin tutumu böyle olmakla beraber, o dönemleri inceleyen farklı görüşlerden Ermeni tarihçilerin Pavlikyanlar, Tondrakyanlar ve daha onlardan önceki Manikelik, Borboritlik, Mıdzğınelik gibi heretik akımlar hakkında objektif değerlendirmeleri de mevcuttur. Bu doğrultuda en kapsamlı çalışmalardan birini yapan Stepan D. Melik-Bakhşyan “Ermenistan'da Pavlikyan Hareketi” adlı eserinde sözkonusu akımların felsefi özellikleri yanında feodalizme karşı sosyal direniş muhtevasını da tahlil eder ve onları ezmeye çalıştığından dolayı kiliseyi yerden yere vurur. Yalnız o akımların ezilmesinde esas güç dönemin Batı Ermenistan'ına da hükmeden Bizans İmparatorluğudur. HDV “Bizans’ın yardımı ve desteği ile Ermeni kilisesinin acımasız takibine ve katliamına uğramışlar” diyerek esas ve tali unsurları birbirine karıştırıyor. Daha önemlisi, ezici taraftakilerin Ermeniliğine şüphe kondurmazken ezilen taraftakilerin kimliğini imalı şekilde tartışma konusu ediyor. Genel bir bakışla tarihsel Ermenistan'da değişik etnik grupların olması ve ayrıca Ermeni kimliğinin gerisinde yer yer farklı kökenlerin de bulunması çok doğaldır. Dersim'deki Zaza halkının atalarından bir kısmının o dönemler yine bu çevrelerde yaşayan İrani soylardan olabileceklerine itirazım yok. Ama konunun bu yanını netleştirme bakımından halk tabakaları için kayıtlarda pek birşeye rastlanmazken, devrin politik ve dinsel yöneticilerine ilişkin daha somut veriler mevcuttur. Ermenistan'da Hristiyanlığı ilan edenler ile halefleri arasında Part ve Pehlevi kökenlilerin az olmadığı o lider şahsiyetler hakkındaki yazılı kayıtlar sayesinde biliniyor. O halde neden onların değil de özellikle muhaliflerinin İrani olabilecek yönlerine dikkat çekiliyor? Sizin atalarınız bizim atalarımıza zulmetmiş demeye getirmek için mi? Bu özgülde doğru yaklaşım ortak yaşanmış tarihin iyi ve kötü yanlarıyla da ortak atalarımıza ait olduğunu düşünmektir diyebilirim.&lt;br /&gt;Yazının bu bölümlerinde sıkça yapılan siz-biz vurgusu ve iki halkın inançlarını taban tabana zıt gösterme durumu da sağlıklı değil. Ermeni kilise yönetiminin kurumsallaşan bütün dinlerdeki ruhani üst tabaka gibi ezici roller oynamış olmasından dolayı, Hristiyanlığın hümanist özüne bağlı halk yığınlarının inancını ayrı tutmayacak şekilde bir bütün olarak o dini “despotik ve hegamonyacı” saymak yanlıştır. Sonuçta Pavlikyan akımı da eski inancın doğaya ve insana dönük değerleri yanında Hristiyanlığın ilk çıkışındaki hümanist özünü sahiplenerek, onun sonradan kurumsallaşan yapısına karşı çıkmış, hiyerarşisine ve ayrıcalıklarına başkaldırmış, İsa'nın katledilme aracı olan haça tapınmayı reddetmiş, inancın kilise gibi özel mekanlara ve aracılara gerek olmadan kişiden tanrıya doğrudan iletişimle yaşanmasını savunmuş, dinin sosyal adaletsizlikleri sürdürmenin örtüsü haline getirilmesine isyan etmiştir. Bizans İmparatorluğu'nun doğu hattında Divriği merkezli gelişen, kuşkusuz Dersim'i ve başka bölgeleri de saran hareket, 870'lerde Divriği'yi harabeye çeviren kanlı yöntemlerle ezilir. Daha esaslı dağıtmak için bir kaç dalga halinde imparatorluğun doğu bölgelerinden Balkanlar'a önemli bir nüfus sürgün edilir. Ancak ölmesi umulan akım bu defa Balkanlar'da canlanır, değişik isimlerle yüzyıllar zarfında güney-batı Avrupa'ya kadar yayılır. Çok sonraları Hristiyanlıkta reform olarak doğan Protestanlığa kaynaklık ettiği düşünülen bu akımın, Küçük Asya ve Balkanlar'da şekillenen Aleviliğe ve özelllikle Dersim ve Koçgiri'deki Raa Haq inancına esaslı bir maya olduğu da tahmin edilebilir. Dersim'de Gregoryan kiliseye bağlı Ermeni halkıyla Kızılbaş Zaza ve Kürt komşuları arasındaki kültürel yakınlık iyi incelenirse eski Pagan yada Zerdüşti doğa inancı ile Hristiyanlığın hümanist özünün her ikisinde az çok ortaklaşan yönler olduğu görülür. Raa Haq inancının da kendine özgü bir dinsel organizesi, pirleri dedeleri ve talipleri olmakla beraber merkezi politik ve ruhani kurumlardan bağımsız gelişimiyle daha açık, esnek ve hoşgörülü bir kültürel şekillenme sağladığı doğrudur. Ama bununla övünülürken bizlere “hegamonyacı dini terbiye almış kişiler” gibi önyargılarla bakmanın ve itici davranmanın öyle bir özle ne kadar bağdaştığını da arkadaşların düşünmelerini isterim. İnsanların bakış açılarını oluşturan salt içinden geldikleri toplumun kültür ve gelenekleri değil, yaşam boyunca farklı ortam ve akımlardan aldıkları, toplumsal pratikten edindikleri değerlerin toplamıdır.&lt;br /&gt;SÖYLENMEMİŞ ŞEYLERDEN DERSİM ADINA ÇIKARILAN YERSİZ HAKARET ALGILARI&lt;br /&gt;Bu nokta aslında ilk baştaki misyonerlik ithamıyla ilgiliydi, ancak sona doğru başka konularla da bağlantılı olduğundan bu arada ele almayı uygun buldum.&lt;br /&gt;HDV adına yazan(lar) benim yazdıklarım üzerinden değil, kendi tahayyülleri üzerinden fikir yürütmüş. Yazımın hiç bir yerinde kendilerine genel anlamda “cahil” ithamı yapmış değilim. 1915 öncesi Dersim'deki Ermeni varlığını hiçe yakın göstermelerini “biraz bilgisizlik, biraz da öyle görme eğiliminden kaynaklı subjektif bir yargı” olarak eleştirmiştim. Yine aynı konuda Molineux-Seel'den yaptıkları gayet seçici alıntıyı belge istismarı olarak değerlendirmiş ve sonuç diye ortaya koydukları şeylerin “yalnızca niyetlerini ele veren değil, konunun cahili olduklarını da gösteren bir karikatür sergisi gibi” olduğunu yazmıştım. Bu son cümlenin biraz ağır olduğu doğrudur. Yazımdaki duygusal çıkışlardan ve kırıcı olabilecek ifadelerden dolayı özür dilerim. Ama söylemediğimi söylemiş gösterip “bakın nasıl hakaret ediyor” havasına sokulması ayıptır.&lt;br /&gt;Böylesi durumlarda ciddi olan eleştireceği cümleyi olduğu gibi aktarır ve onun üzedinden ne diyecekse der. Okuyucu da objektif zeminde kendi kanaatini yürütür. Burada yapılan nedir? Çok somut olarak tartıştığımız bir konuya atfen, özellikle de araştırmadan iddiacı konuştukları için “konunun cahili” olduklarını söylemişim, arkadaşlar bir bütün olarak “cahil” dediğimi varsaymışlar. Üstelik bunu yalnız kendilerine değil, genelde Dersim halkına yönelik bir aşağılama gibi yansıtmışlar. Bunun üzerine de bana yakıştırmak istedikleri “ukala misyoner” imajını inşa etmişler. Bu yazılar belli zaman aralıklarıyla ve birbirinden bağımsız yayınlanıyor. Kendi yazılarını okuyan biri benim önceki yazdığımı okumamış olabilir. Okuyanlar da herşeyi hatırında tutamaz. Bu durumda söylenenleri farklı yansıtarak, hele de bir kimliğe yönelik toplu saldırı havasına büründürerek insanları tepkiye sevketmek kolaydır. Ama ahlaki değil.&lt;br /&gt;Şu kinayi sözlerin hiçbiri ciddi bir mesnete dayanmıyor:&lt;br /&gt;“Hayreni’nin akıl verici tarzı tüm yazısına hakim: hemşerilik ilişkilerimizden tutun, vakıf üyelerini göreve çağıran tutuma varana kadar değerlendirme yapma hakkını kendinde görüyor ve bize “cahil” deme cüretini de gösteriyor...”&lt;br /&gt;“Bizi Türk sisteminden etkilenmiş olarak niteleyen Hayreni, dönüp yazdıklarını iyi bir okursa kimin Kemalist gelenek uzantısında kime zorla bir yakıştırma yaptığını görecektir. Sizlerin gözünde ne kadar cahil olsak da, başka bir topluma tarih yazacak kadar kaba ve hakaret sahibi asla olmadık...”&lt;br /&gt;“Sayın Hayreni vakıf adına açıklama yapılmasından, Dersimin Dersim üzerinden tarif edilmesinden bir hayli şaşkın. Eski alışkanlıklardan olsa gerek, bir yabancı olarak bir taraftan nasihat veriyor, bir taraftan hakarat ediyor, bir taraftan da aklı sıra aba altından sopa gösteriyor...”&lt;br /&gt;Evet, bunların hepsi de alıntısız ileri sürülen zorlama ithamlar. Ben öyle bir yazıyı vakıf adına yazmalarını sorunlu görmüş, üyelerinin hemfikir olmayabileceğini ve yanlışların kuruma mal edileceğini hatırlatarak sorumluluk duyurmaya çalışmıştım. Buradan üyeleri vakıf yönetimine karşı kışkırtma gibi anlamlar çıkartılması doğal değil. Hele de “aba altından sopa gösterme”yi çağrıştıracak ne bulmuşlar, bunu hiç aklım almıyor. Bu kadarı gerçekten çok aşırı ve düpedüz iftira kapsamına girer.&lt;br /&gt;DERSİMLİLERE FARKLI KİMLİK YAKIŞTIRMAYA ÇALIŞTIĞIM DOĞRU MU?&lt;br /&gt;Yazımın hiç bir yerinde iddia edildiği gibi Dersimli Alevi Kırmanc (Zaza) ve Kurmanç (Kürt) kimliğini tanımama, ona farklı bir kimlik yakıştırma çabası da olmamıştır. HDV bu yönlü iddiasını benim eski göçler yanında bazı kimlik değişimlerinin de yaşandığına dair belirtilerden bahsetmeme dayandırıyor. Özellikle 1600'lerin başında Celali isyanlarının ve onları bastırmaya yönelik Yeniçeri harekatlarının yaşandığı dönem, çatışma ortamından ve iki taraflı talan saldırılardan mağdur olan Ermenilerin Kemah-Erzincan taraflarından batıya göç ederken, Cimin yöresinde Türk-Müslüman kimliğine dönüştüklerinin anlatıldığını belirtmiş, ardından “Dersim içlerinde ise o dönem yoğun olan Ermenilerin bir tür korunma güdüsüyle önemli oranda Aleviliğe geçiş yaptıklarına ilişkin belli rivayetler var” demiştim. Rivayet, adı üstünde; belgeli olmayan, nesilden nesile, dilden dile aktarılarak gelen muğlak anlatım demektir. Rivayet edilen bir şey doğru da olabilir, yanlış da. Küçük bir olgudan hareketle büyütülmüş de olabilir, hayli yaygın bir gerçeklik de. Şimdiye kadar incelediğim kaynaklar Der Simon isimli dini liderin öncülüğünde belli bir Ermeni nüfusun Aleviliğe geçtiği söylencesi dışında pek somut bilgiler vermediği için kendim net bir kanaate sahip değilim ve ihtiyatlı bakıyorum. Dersim Ermenileri Etnografyası isimli kitabında bu konuyu işleyen Kevork Halacyan bazı seyitlerle olan sohbetleri ve gözlemlerine dayanarak onların kendi dedelerinden miras çok sayıda el yazması Ermenice eserleri titizlikle sakladıklarını belirttiği gibi, Dersim isminin de bu söylencedeki Der Simon'dan gelmiş olabileceği üzerinde duruyor. Tabii ki bunlar kanıtlanabilir olmadığı ölçüde güvenilirlikten uzak bilgi, kanaat ve yorumlar olarak kalır.&lt;br /&gt;Yalnız HDV mantıki açıdan “Osmanlının baskısı sonucu Ermenilerin Aleviliğe dönmeleri onların yok olma tehdidine karşı bir koruma oluşturmaz ki. Yok olmaktan kurtulmak isteyen bir toplum neden kendisinden önce yok edilmek istenen bir toplumun kimliğini alsın ki?” diye itiraz ederken tablonun bütününü görmekten uzak konuşuyor. Öncelikli belirtmeliyim ki, Celali isyanlarının ve çatışmalarının yaşandığı dönem çok karışıktır. Farklı bakış açılarından rollerin ve yorumların da farklı olacağı dikkate alınarak çok yönlü kaynaklar üzerinden iyi incelenmesi gerekir. Celali isyanlarının hem sosyal, hem de dinsel ve siyasal muhtevaya sahip olduğu şüphe götürmez. Osmanlı'nın ağır vergileri ve dini temeldeki zulümleri karşısında Kızılbaş kitlelerin haklı tepkileriyle doğmuş bir direniş hareketi olduğu anlaşılıyor. Ancak yayılarak büyüyen gelişimi içinde pek çok liderlik ve grupların kendi karşıtları gibi yerleşik halka zarar veren çapulcu zalimlere dönüştüklerini gösteren tanıklıklar var. Dönemin tarihçi, kroniker ve gezginleri (Krikor Daranağtsi, Arakel Tavrijetsi, Simeon Lehatsi, vb.) çatışmalar boyunca devletin çok kıyıcı davrandığı gibi isyancıların da önlerine gelen kasaba ve köylerin yerleşik halklarına yönelik yağma-talan saldırıları yaptıklarını, yakıp yıktıklarını, bu saldırılardan en çok Ermeni ve diğer Hristiyan halkların mağdur olduklarını, o nedenle toplu kaçış ve göçlerin yaşandığını, tarlalar ekilemediği için muazzam bir kıtlık başladığını, olağanüstü zorluklar çekildiğini anlatıyorlar. Göçebilenlerin göç ettiği o hengamede bazılarının da din değiştirerek kendini güvenceye almak istedikleri dikkete alınırsa, bu dönüşümün kimi düzlük çevrelerde Yeniçeri zulmüne boyun eğme ve devlet otoritesine sığınma anlamında Müslüman-Türk kimliğine yönelirken, Dersim gibi devlet otoritesinin zayıf olduğu dağlık bir alanda ise Celali saldırılarından korunmak için daha güvenli ve aynı zamanda kültürel olarak daha kendine yakın görülen komşu halkın Alevi-Zaza kimliğine meyletmiş olması mümkündür.&lt;br /&gt;Yani Der Simon söylencesi mantıksal yoldan bir çırpıda ihtimal dışına itilecek bir şey değil. Yine de gerçekliğin ne olduğunu bilemediğim ve kuşkuyla yaklaştığım için yazımda bu yönlü bir rivayetin varlığını belirtmekten öteye yorum yapmamış, ayrıca daha eski çağlardan beri iki halk arasında soy karışımları ve kültürel etkilenmelerin olduğunu söylerken de bunu tek taraflı düşünmediğimi ve amacımın bu konular etrafında spekülasyon yapmak olmadığını özellikle belirtmiştim. Bu kadar ihtiyatlı değinmeleri “bir kimliğe farklı kılıflar giydirmek” veya “bir halka tarih uydurmak” gibi ithamlarla karşılamak hiç normal değil.&lt;br /&gt;HDV “Sizin halk kültürünüz ve dilinizde İrani izlerin yakın bir zaman öncesi bile ne kadar güçlü olduğunu tespit eden bir çok çalışma mevcut. Madem bizim tarihimize bu kadar meraklısınız, biraz da kendi tarihinizi bu açıdan yeniden okumanız iyi olacak” derken galiba benim Ermeni kimliği ve kültürünün şekillenmesinde İrani unsurların rolünü inkar edeceğimi sanmış. Tersine bunu ciddiye alıyorum. Zaten yazımda Ermeni kimliğinin oluşumuna değinirken “Zaman içinde hanedanlık evlerine katılan Partlar başta olmak üzere İrani soyların da Ermeni kimlik şekillenmesine önemli etkileri olmuştur” diye bir cümleyle olsun belirtmiştim. Soy karışımlarını ve etkileşimleri kabullenme yönünde sıkıntısı olan ben değilim. Ama HDV tarih içinde bazı İrani kavimlerden Ermeniliğe geçişlerin olmasını çok doğal görürken daha sonraları da Ermenilikten Alevi Zaza kimliğine dönüşümlerin olması ihtimaline ateş püskürüyor, bunun ihtimal dahilinde dile getirilmesini bile kendi kimliğine yönelik mütecaviz bir tavır gibi suçluyor. Aynı hassasiyetle bakılsa o zaman kendisinin Pavlikyanlar ve daha eski Pagan inancına sahip Ermeniler üzerine yaptığı yorumlar ve özellikle “bizim atalarımızın kültürel ve inançsal etkisi altındaydılar” deyişi de öyle görülür. Fakat ben öyle bakmıyor ve Nairi-Urartu süreçlerinden beri İrani kavimlerle karışmaktan gelen o etkileri doğal karşılıyorum. Öte yandan Hristiyanlık öncesi ve sonrası Ermeni kültürünü etkileyen tek faktör İrani akımlar değil, aynı zamanda Küçük Asya, Balkan, Kafkas ve Mezopotamya coğrafyasındaki çeşitli kavimler, uygarlıklar ve onların felsefi akımları olmuştur. Dünyada ne saf bir soy bulunabilir, ne de herşeyi tek damardan gelen saf bir kültür.&lt;br /&gt;Nihayet bir de şunu vurgulamakta yarar görüyorum: Bir halkın bünyesine geçmişte farklı soylardan katılanlar ve etkileri ne kadar olursa olsun, sonuçta kimlik açısından önemli olan o halkın bugün kendini ne olarak hissettiği, nasıl tanımladığıdır. Bunu filan soydan geldikleri yönünde kuvvetli belirti ve kanaatlerin bulunduğu, fakat yaşam tarzı ve kültürel formasyon olarak ayırt edilemeyecek kadar kaynaşmış ve kendini farklı görmeyen kesimler için de geçerli olarak belirtiyorum. Nasıl ki Ermeni tarihinde Arşaguni hanedanlığını kuranların Part soylu veya Pakradunilerin Yahudi kökenli oluşu onların sonraki nesillerinin Ermeni kültürüne adapte olarak bu kimlikle bütünleştikleri ve artık kendilerini Ermeni olarak tanımladıkları gerçeğini değiştirmezse, Dersimli Zaza ve Kürtlere karışmış olması muhtemel Ermeni kökenliler ve torunları için de bu böyledir. Yalnız en yakın ve iyi bilinen örnekler, yani 1915 sonrası dönüşüm yaşamış ve kendi dedelerini Ermenice isimleriyle hatırlayanlar daha özel bir durum arzeder. Bunlar içinde kendi öz kimliğini geri kazanma arzusunun az yada çok canlı olması yadırganamaz. Muğlak olan daha eski dönüşümler açısından ise kimsenin endişe etmesine gerek yok. Kendi içinde öyle bir duygu taşımayan insanlar dışardan birilerinin telkin ve çabaları ile “vay biz aslında Ermeniymişiz” diye kimlik değiştirme yolunu tutacak değildirler. Ermenistan veya diasporadan milliyetçi çevrelerin bu hususları abartarak istismar etmeye çalışmaları mümkün olsa dahi, konuyla ilgili konuşan her Ermeniye böyle bir önyargıyla bakılması yanlıştır.&lt;br /&gt;HDV devamla ülkenin başka yerlerindeki dönmelik olgularını hatırlatarak “Buralardaki soydaşlarınızı bulup çıkarma (...) yerine, sizlerle göreceli olarak en az sorun yaşamış Alevilerle uğraşmanın ötesinde hakaretler etmeniz neyin gereğidir acaba, anlamak kolay değil” diyor. Halbuki doğru anlama duyarlılığıyla okusa zorluk olmazdı. Bu kadar yanlışın neresini düzelteyim? Birincisi benim derdim şurdan burdan soydaşlar bulup çıkartmak değil. İkincisi Alevilerle uğraşmak gibi bir niyetim yok ve onlara hakaret ettiğimi söylemek ayıptır. Üçüncüsü, eğer Dersim'de kimlik dönüşümlerinin bir nebze bahsini ettiysem bunu Dersim'in geçmişindeki Ermeni varlığını son derece küçümseyen kendi yaklaşımları gerektirdi. Yazımda Cimin, Eğin ve Çemişgezek gibi çevrelerde Türk-Müslüman kimliğine dönüşenlere de değinmiştim. Daha uzak ve ülke genelindeki örneklerden söz etmeyişimin nedeni, tartışma konumuzun Dersim'le sınırlı olması ve ayrıca başka bölgeler üzerine özel bir araştırmamın olmamasıdır. Ama çok genel anlamda bir şey demek gerekirse, hem Osmanlı yönetiminin dönem dönem dayatmaları ve hem de 1915 soykırım uygulamaları sonucu bir çok bölgede din değiştiren ve kimliğini kaybeden Ermeniler olmuştur. Bunu da söyleyince ülke genelinde Müslümanlarla mı uğraşmış sayılacağız?&lt;br /&gt;DERSİMLİLERİN ERMENİ KIRIMINDAKİ TAVRINA İLİŞKİN GÖRÜŞÜM TEPETAKLA EDİLMİŞ&lt;br /&gt;Arkadaşlar kafalarına göre Dersim'e ilişkin bir “resmi Ermeni tezi” uydurmuş ve benim de o tezin sözcüsü olduğumu ileri sürmüşler. Güya yazımda “Dersimililerin organize bir şekilde Ermeni kırımına iştirak ettiklerini” savunmuşum!?.. Bu kadar ciddi bir şeyi öne sürenin ispatlayabilmesi gerekir. Bu anlama gelecek bir tek cümle bile gösteremezler. Yaptıkları tek alıntı yine görüşümün bütünlüğünden kopararak cımbızladıkları “iç Dersim'deki Kırmanc aşiretlerin sürgünleri önlemeye yönelik aktif bir çabası olmayıp” şeklindeki bir satırdan ibaret. Devamında “ancak çevrelerden kaçarak iç bölgelere sığınan Ermenileri aralarında saklama ve daha sonra Rus denetimine giren Erzincan'a geçişlerine aracılık etme gibi olumlu rolleri olmuştur” deyişimi ise yok saymışlar. Dersim'de ağır basan bu koruyucu rolü başka yazılarımda örnekleriyle hakkını vere vere genişçe işlemiş olduğum halde tam tersi bir görüşle itham edilmek ağırıma gidiyor. Yapılan alıntı cümlenin bütününden kopuk haliyle bile Dersimlileri suça ortak gösterme anlamına gelmez. “Dersim’in bu sürgünleri önleyebilecek bir gücü olduğunu düşünebilmek ve bunu yapmadıklarını söylemek ya Dersim’i bilmemektir ya da bilerek Dersim’i zan altında bırakmaktır” diyen HDV'ye 1916'da Dersimlilerin Ovacık'tan Harput'a kadar uzanan silahlı başkaldırısını hatırlatmak isterim. Ermenilere yapılanları gördükten sonra gündeme gelen bu gecikmiş hamlenin daha erken ve onların direniş güçleriyle birlikte hayata geçirilememiş olması iki taraflı eksiklerle değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Bu konuya ilişkin görüşlerimi de başka yazılarda açmış olduğum için farklı temalar üzerine tartıştığımız o yazıda ayrıntıya girmedim. Şimdi gördüğüm haksız itham karşısında eski yazdıklarımdan bir kaç pasaj aktaracağım:&lt;br /&gt;“Dersim içlerinde Hozat, Kızılkilise, Mazgirt gibi merkezlerden de sürgüne çıkarılanlar olduğu biliniyor. Devletin elinin uzanabildiği ölçüde kısmi bir tasfiye yaşanmış. Ovacık-Mameki arası stratejik bölgeye pek dokunulamamış. Anlatımlardan çıkan sonuç, Dersimli aşiretlerin ilk başta ne kadar yok edici bir yönelim olduğunu da kestiremediklerinden Ermeni dostlarına aktif sahip çıkmada çekimser kaldıklarıdır. Yer yer silahlı güçleriyle sürgüne engel olmaları mümkün iken buna yeltenmez, ama devlete yardımcı olmaktan da geri dururlar. Bu durum Dersimli Kızılbaşların Osmanlı-Rus savaşındaki tarafsızlığıyla paralellik arzeder. Dersim aşiretleri kendi yarı-bağımsız bölgelerini savunma dışında bir şeye yanaşmaz ve orduya asker vermezler...&lt;br /&gt;Tehcir mağduru Ermenilere bireysel planda sahip çıkma örnekleri ülkenin dört bir yanından gösterilebilir. Ender bazı yerlerde aşiret veya sülale halinde, bir ağanın yada beyin ağırlığını koymasıyla koruyucu davrananlar da olmuştur. Ama bölge olarak kapsamlı korumanın yegane örneğini verebilen Dersim’dir. İç Dersim’in yarı-bağımsız konumu bunun için elverişli bir zemin oluştururken, Kızılbaş-Zaza-Kürt aşiretlerin eskiden beri Ermenilerle iyi olan ilişkileri ve mazlumu kayırmaya yatkın hümanist özellikleri çekim merkezi olmasını sağlar. Bu sayede sürgünden kaçan yakın çevrelerin Ermenileri Dersim içlerine sığınma imkanı bulur, bir yıl kadar güvendikleri aşiretler arasında korunur, sonra çokları halkın yardımıyla Rus denetimindeki Erzincan’a geçer ve Rusların savaştan çekilmesini takiben Ermeni gönüllü birlikleri eşliğinde Kafkas bölgesine ulaşırlar. Bu şekilde kırımdan kurtulan Ermenilerin sayısı hakkında değişik kaynakların verdiği rakamlar 10 bin ile 30 bin arasında değişiyor.&lt;br /&gt;Dersimliler 1915'te Ermenilerin başına getirileni görünce, ileride kendilerini de bekleyen tehlikeleri hissederek savaş ortamında konumlarını güçlendirmeye yönelir ve 1916 baharında Ovacık'tan Hozat'a Mazgirt'e, Elazığ'a kadar askeri baskınlar verirler. Bu harekete sığınmacı Ermeniler ve yerli Mirakyanlardan da katılanlar olur. Ordunun karşı taarruzu üzerine dağlara çekilerek direnirler. Bu dönem Erzincan tarafındaki Ermeni grupların komutanı Govduntsi Murad Dersimli Kürtlerle birlik arayışına girer. Ancak görüş ayrılıkları ve anlayış eksikliği nedeniyle anlaşamazlar. Çok önceden sıkı bağlar geliştirilmiş olsa bu dönem her iki halkın kaderi birlikte daha iyi çizilebilir, Ermeni jenosidi geniş bir çevrede önlenebilir, savaş sonu bölgede bağımsız federatif bir yapı ortaya çıkabilirdi. Ermeni devrimci hareketinin önderleri Dersim’le işbirliği geliştirmenin müstesna önemini kavrayamadıkları gibi Dersim’ in izole durumu da bu yönlü bir gelişme şansını zorlaştırmıştır”. (ERMENİ SOYKIRIMI VE DERSİM'İN BAĞRINA SIĞINMA : 1915'den 1938'e Kader Ortaklığı).&lt;br /&gt;İsteyen bu konuşma metninin Jarudiyar'da yayınlanmış bütününü şu adreste okuyabilir: &lt;a href="http://www.jarudiyar.com/dersim/dersim-ermeni/72-ermen-soykirimi-ve-dersmn-barina-siinma-1915den-1938e-kader-ortakl.html" included="null"&gt;http://www.jarudiyar.com/dersim/dersim-ermeni/72-ermen-soykirimi-ve-dersmn-barina-siinma-1915den-1938e-kader-ortakl.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;HDV “Dersim’de Ermeniler aleyhine münferit olaylar olmuştur. Bunu kimse inkar etmiyor ve edemez. Ama bu münferit olayları organize bir şekilde yapılmış gibi göstermek bizim kabul edecegimiz bir durum değildir” diyerek yine sanki ben aksini söylemişim gibi davranmaya devam etmiş. Kuzeyde ve doğuda bazılarının devlete milis olarak yedeklendiğini belirtmiştim. Bundan Dersimlilere yönelik genel bir suçlama anlamı çıkıyor mu? Organize tabirini de ben kullanmış değilim, ama milislik yapan bazı aşiretler için söylenebilecek olsa bile bunu da Dersim geneline mal etmeyi doğru bulmam. Sonuçta HDV beni suçlayıcı gösterirken kendisi mesnetsiz suçlayıcılık yapmıştır.&lt;br /&gt;1915'İN 1938'E İZDÜŞÜMÜ NEDİR, NE DEĞİL?&lt;br /&gt;Devamında benimle “aynı yönde” iddialar getirdiklerini belirterek ve “tesadüf mü” diye bir ünlem koyarak çeşitli haber ve makalelere atıfta bulunan yazar, Dersim 38'e ilişkin yeni bir “Ermeni tezi” geliştirildiğini öne sürüyor: “Yeni Ermeni tezine göre 1938 Dersimlilere yapılan bir soykırım değildir; 1915 Ermeni kırımından kurtulupta Aleviliğe dönen Ermenileri yok etmek için veya Dersimlilerin 1915 harekatında Ermenileri saklamalarından dolayı yapılmış bir harekattır” diyor.&lt;br /&gt;Sözü edilen haber ve makaleleri araştırdım. Bir tanesi dışındakileri bulup gözden geçirdim. HDV'nin üç cümlede özetlediği türden bir tez göremedim. Tahmin ettiğim gibi yazılanlardan farklı anlam çıkartma yoluyla yapılmış kötü bir yansıtma sözkonusu. Aşağıda onlara da değinmek üzere önce ortak gösterildiğim konuda kendi bakışımı özetleyeceğim.&lt;br /&gt;Devletin 1938'de yaptığının Dersimlilere yönelik soykırım olduğu konusunda hiç bir şüphem yok. Yukarda referans verdiğim konuşma metnine bakılırsa görülür. Yine aynı yerde devletin Dersim'i öyle topyekün mahfetmeye yönelmesinin nedenlerine de değinmiştim. Evet Dersim sorunu Osmanlı'dan beri vardı. Temelini de devletin İslami karakteri ile uyuşmayan kendine has Kızılbaş kültürü ve özerk yaşama arzusu belirliyordu. Cumhuriyetin “laiklik” özenmesi Dersim'e düşmanca bakışın özünde bir şey değiştirmemişti. Kemalist yönetim bir türlü hizaya getiremediği ve “çıban başı” olarak nitelediği Dersim'i toptan imha yoluyla bitirmek için fırsat kolluyordu. Ermeni faktörü olmasa da kendi etnik-kültürel yapısı ve biat etmeyen muhalif karakteriyle Dersimliler hedefti. Kim bunu gözardı ederek 1915'te Ermenilerin korunmuş olması ve daha sonra da bir kısmının burada yaşamaya devam etmesini 38 felaketinin yegane sebebi gibi gösterirse gerçeği çarpıtmış olur. Ben bunun tek olamayacağı gibi esas faktör olduğunu da düşünmüyorum. Ama esas olan Dersim sorunu yanında bu faktörün de Dersim'e biçilen faturayı ağırlaştırıcı bir rol oynadığı görüşündeyim. Kazım Karabekir'in hatıralarında yazdıkları ve benzeri başka notlar 1915'teki koruyuculuk rolünden dolayı devletin Dersim'e daha özel bir hınç beslediğinin kanıtlarıdır. Yusuf Halacoğlu'nun ifşa ettiği üzere bölgenin Alevi Kürtlerine karışmış Ermenilerin 1935-37 yıllarında ev ev tespit edilmeleri olgusu ise Dersim harekatına hazırlanan devletin 1915 ve sonrası teslim alınamamış Ermenileri de bu arada mümkün olduğunca temizleme isteğinin açık belirtisidir. Bu anlamda 1915'le 1938 arasında belli bir bağ ve devamlılık da vardır. Bunları söylemek Dersimli Alevi Zaza ve Kürtlerin kendi kimlikleriyle hedeflenmelerini küçümseme anlamına gelmez ve aleyhine de yorumlanamaz. Tersine faturayı ağırlaştırıcı olarak bu faktörün dile gelmesi Dersim adına olsa olsa onur verici olabilir.&lt;br /&gt;HDV'nin sözünü ettiği başka Ermenilerin yaklaşımı da iddia ettiği gibi Dersim soykırımını bütünüyle yada esas itibariyle Ermeni eksenli gösterme durumunda değil. Belirttiği kaynaklardan Yeni Aktüel dergisinde iki bölüm halinde yayınlanan Dersim Ermenileri haberine bakalım. Doğrudan fikir veren bir ifade şu: “Mirhan Prgiç, 38 katliamının “Ermenileri sakladınız” gerekçesiyle daha sert olduğunu iddia ediyor”. Görüldüğü gibi o da bu faktörün esas olduğunu ileri sürmüş değil. Konuyla ilgili aynı yerde geçen başka önemli bölümleri de aktarırsam, bu ağırlaştırıcı faktör noktasında Dersimli pek çok aydının aynı düşündüğü de görülür. 1915'te Dersim'in Ermeni kaçakları korumasına dair anlatımlardan sonra haber şöyle devam etmekte:&lt;br /&gt;“Elbette bu durum devletin gözünden kaçmıyor. “Ermeni Meselesi Hallolunmuştur” kitabında yer alan 2 Haziran 1915 tarihli telgrafta Teşkilat-ı Mahsusa sorumlusu Kaymakam Cevdet, Dersimlilerin, Ermeniler ile dostane ilişkiler içinde olduğunu ve “binlerce Ermeniyi saklayıp ve besle”diklerini belirtiyor ve gerekli önlemlerin alınması için Mamüretülaziz valisinin fikrini soruyor. Bu noktada görüştüğümüz bir çok Dersimli tarafından dile getirilen, 1937-38 katliamının , Dersimliler Ermenileri sakladığı için daha şiddetli olduğu iddiaları önem kazanıyor. Akçam, “kuvvetli bir ihtimaldir” diyor, çünkü “Türk devleti gerekçelendirme boyutunda Dersimlilere ‘siz Ermenileri korudunuz’ şeklinde ideolojik yakıştırmalar yapıyor.” Akçam’ın başında bulunduğu Dersim 38 Sözlü Tarih Projesi’nin Türkiye Koordinatörü, 1991’den beri Dersim’de sözlü tarih çalışmaları yapan Cemal Taş, 38 döneminde Dersim’de görev yapan Yozgatlı bir askerle görüşmesine dikkat çekiyor: “Beni köylülere tanıtırken, ‘Bak bu Ermenileri saklayan Dersimlilerden’ dedi.”&lt;br /&gt;Dersimli Avukat Hüseyin Aygün de harekâtın sorumlularından, Dersim komutanı ve sonra valisi Abdullah Alpdoğan’ın, harekattan sonra Kiğı’da yaptığı bir konuşmadaki şu sözlerini önemsiyor: “Daha önce Tunceli’ye yerleşen gizli Hıristiyan Ermeniler vardı, bunlar adlarını değiştirmiş ve sanki Türkmüş gibi yaşamışlardı, Dersim İsyanı’nda bunların parmağı vardı, bunlar her türlü anarşinin, kargaşanın, pisliğin içindeydi.” Hatırlanırsa Ağustos 2007’de Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halacoğlu da “Kürt Alevileri aslında Ermenilerdir” diyerek büyük tepki çekmişti. Elbette bu iddia resmi olarak dile getirilmedi. “Iskalanmış Barış”ta hayatta kalan çok sayıda Ermeni’nin, Kürt-Ermeni birlikteliği ve soykırım bilincini canlı tuttuğunu vurgulayan, görüşlerine başvurduğumuz bir diğer tarihçi Hans-Lukas Kieser de bu durumu belirtiyor: “Dersim’e 1937-38’de uygulanan aşırı şiddetin bi!&lt;br /&gt;r sebebi de bölgede Ermenilerin varlığıydı, bundan kuşkum yok. Dersim Alevileri 1915’teki katliamı görmüşlerdi ve devlete güvenmiyorlardı. Ermenilerle aynı kaderi paylaşmaktan korkuyorlardı. Devletin bölgedeki temsilcileri de ‘düşman Ermeni’ paranoyasını canlı tuttular. Bu öyle bir noktaya geldi ki, 1937’den önce dahi, jandarma genç erkeklerin sünnetli olup olmadığını kontrol ediyordu” (Yeni Aktüel, Dersim Ermenileri-2)&lt;br /&gt;Evet, bunlarda anlaşılmaz ve kabul edilemez olan ne var? Devletin bugün PKK hareketine karşı bile çok zorlama biçimlerde “Ermeni kışkırtması”, “Ermeni dölleri”, “sünnetsizler” vb. atıflarda bulunduğu dikkate alınırsa, Dersim gibi Ermenilerin korunmuş ve halen bir miktar yaşıyor olduğu bölgede bu argümanları hem askere gaz vermek, hem vahşeti “meşru”laştırmak, hem de eksik kalmış bir hesabı tamamlamak için özellikle kullanmış olması gayet anlaşılır bir şeydir. Bunların söylenmesi de Dersim sorununun esasta Kızılbaş eksenli olduğunu ve hedef kitleyi ağırlıkla bu inançtan Zaza ve Kürtlerin teşkil ettiğini inkar anlamına gelmez.&lt;br /&gt;HDV'nin “yeni Ermeni tezi”ne kanıt gösterdiği Ruben Melkonyan'ın makalesinde de öyle bir tez savunulmuyor. Ermenice aslından ilgili cümleleri bire bir çevireceğim ki bu nokta açık olsun:&lt;br /&gt;“Bugün Türkiye sahasında bulunan Dersim, farklı devirlerde Ermeniler için olduğu kadar, o alanda yerleşmiş Zazalar ve Kürtler için de özgün bir yer işgal etmiştir. Coğrafi konumu sayesinde çok defa isyancıların ve zulüm görenlerin sığınak yeri olmuştur Dersim... Dağlık yapısı orada yaşayan nüfusun ruhsal şekillenmesine de etki yapmış ve asilik, yiğitlik, atılganlık yaygın özellikler olmuştur. Biliniyor ki, o çevrelerde Osmanlı imparatorluğu hakimiyetinin sağlanmasından sonra da Dersim yarı-bağımsız konumunu sürdürdü. Bu durum farklı süreçlerde Osmanlı yöneticilerini rahatsız ediyordu (...)&lt;br /&gt;Dersim'e yönelik Osmanlı imparatorluğunun ayrımcı ve düşmanca tutumu cumhuriyet Türkiyesi'nde devam ettiği gibi daha büyük boyutlar kazandı. Dersim'in yarı-bağımsız varlığı Kemalist yöneticiler için endişe verici sorunlardan biri haline geldi. 1930'larda Kemalist yöneticiler Dersim sorununun radikal çözümünü ele almaya giriştiler. Çözüm metodları Jön-Türklerinkiyle aynıydı. 1937-1938 yılları Dersim'de devlet tarafından soykırım organize edildi. Aynen Ermeni soykırımı sırasında uygulanmış olan yöntemler hayata geçirildi. Değişik kaynaklara göre Dersim soykırımı yıllarında 70-90 bin kişi katledilmiş, bunun dışında kalan nüfus da Türkiye'nin farklı bölgelerine sürülmüşlerdir. 1937-1938 Dersim Soykırımı ciddi incelemeler gerektiriyor, ancak biz burada onun bir yönüne değinmek istiyoruz. Net olarak diyebiliriz ki, Dersim soykırımı sırasında Türk yöneticilerin esaslı ve önemli hedeflerinden biri!&lt;br /&gt;1915'te oraya sığınan Ermeniler olmuştur. Ortaya çıkan çok sayıda kanıtlar, hayatta kalan tanıkların şahitlikleri onu gösteriyor ki, 1915'te kurtulmuş ve oraya sığınmış Ermenilerin bir kısmının da kurban edildiği 1937-1938, Dersimli Ermeniler için Ermeni soykırımının devamıdır” (Ruben Melkonyan, Yerevan Devlet Üniversitesi Doğu Bilimleri Fakültesi dekan yardımcısı, 27.09.2010)&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi burada da HDV'nin yansıttığı türden bir tez yok. Bir tek son satırlardaki sözler Ermeni faktörüne çok önem verilmiş gibi algılanabilir, ama bütünlük içinde Dersimli Kızılbaş Zaza-Kürt halkına yapılan soykırımını inkar anlamı çıkartılamaz. Kabul etmek gerekir ki, Ermenistan'daki aydınlar Türkiye'nin cumhuriyet tarihine çok aşina değildirler. Sovyetler Birliği Kemalistlerin birçok suçuna seyirci kalmış, hatta destek beyan etmiştir. O süreçlerden gelen bilgisizlik ve duyarsızlıklar sözkonusudur. Dersim soykırımı uluslararası konferanslar ve basında çıkan tartışmalarla duyulur oldukça Ermenistan'da da ilgi uyandırmış ve yeni yeni akademik yazılar çıkmaya başlamıştır. Yukardaki makalenin yazarı da ciddi inceleme gereğinden sözederken bu eksikliği kastediyor olmalı. Konu içindeki Ermeni boyutuna yaptığı vurgu abartılı gelse bile onu herşey yerine koymadığı açıktır. “Ermeni so!&lt;br /&gt;ykırımının devamı” tabirini de dikkat edilirse Dersimli Ermeniler için kullanmış. 70-90 bin kurban içinde Ermenilerin azınlık olacağını yadsıyan bir söylemi de yok. Olayın adını da Dersim soykırımı olarak koyuyor. Daha önceleri Dersimlilerin “Biz her 24 Nisan'da Ermenilerin yasını paylaşıyor, soykırımını lanetliyoruz, onlar neden bizim acımıza duyarsız kalıyorlar?” şeklinde haklı şikayetleri vardı. Bugün de söylenebilir. Ama şimdi yavaş yavaş duyarlı yaklaşımlar görülünce bu defa da “asıl gaye bizimkini görmek değil, yine kendilerine yapılanı sözkonusu etmek” gibi tepkilerin mi gösterilmesi gerekir? HDV'nin yaptığı o bile değil, çok daha kötüsü. İşte yukardaki gibi yaklaşımları kastederek şu akıl almaz tepkiyi gösteriyor:&lt;br /&gt;“Bu yaklaşım Dersime, atalarımıza ve 1938’de öldürülen binlerce insanımıza yapılan bir hakarettir. Sanki Dersim sorunu 1915’ten sonra başlamış; sanki ölen binlerce insanımızın kim olduklarını bilmeyecek kadar aptal bir toplumuz, sanki bizim bir kimliğimiz ve savunacak hiçbir seyimiz yokmuş gibi. Pes doğrusu. Bir halkın tarihine, ölülerine ve varlığına ancak bu kadar hakaret edilebilir”.&lt;br /&gt;İki acılı kardeş halkın birbirini anlama yeteneği bu kadar zayıf ve serzenişleri bu kadar abartılı olmamalı diye düşünüyorum. Şimdi bu tepkiye karşılık da Dersimli Ermeniler arasından 1937-38'de yakınlarını yitirmiş birileri “peki sen bizim o kırımın kurbanları içindeki varlığımızı neden gözardı ediyor ve ona değinilmesinden niye nem kapıyorsun?” diyerek karşı tepki gösterse cevabı ne olacak? Bu konuda doğru ve yanlışların iyi ayırt edilebilmesi için HDV'nin atıfta bulunduğu görüşleri genişçe aktarıp irdelemeye önem verdim. Sonuç olarak, doğru dürüst kanıt göstermeden gerçekle ilgisiz bir “Ermeni tezi” yaratılması yanlış olduğu gibi, okuyucuyu infiale getirecek türden suni serzenişler yöneltilmesi de yersizdir. Hakikaten rencide edici bir şey söyleniyorsa dosdoğru alıp eleştirelim, ama olmadık şeylerden hakaret algıları üretip aşırı tepkilerle karşımızdakine haksızlık etmeyelim.&lt;br /&gt;Bu tartışmalar benim için yorucu oldu. Okuyucunun da izlemekte zorlanacağını düşünüyor ve kendi payıma daha sürdürmemek üzere herkesin affına sığınıyorum. Muhataplarımın da bu defa olsun doğru anlamaya çalışacaklarını ve daha makul yaklaşacaklarını umuyorum.&lt;br /&gt;Saygılarımla&lt;br /&gt;Hovsep Hayreni&lt;br /&gt;24.12.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-9088208284840009283?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/9088208284840009283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=9088208284840009283&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/9088208284840009283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/9088208284840009283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2011/12/alevi-halkinin-opnderi-huseyin.html' title='ALEVI HALKININ OPNDERI HUSEYIN DEDESOYDAN ONEMLI BILDIRI'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-8904855795796555570</id><published>2011-12-11T10:59:00.000-08:00</published><updated>2011-12-11T11:00:37.041-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Pervin METİN /&lt;br /&gt;Dersimli Ermeniler Derneklerini Kurdular&lt;br /&gt;Dersimli Ermeniler Derneği, Türkiye genelindeki 600 aileye ulaşıp vaftiz olmalarını sağlamayı amaçlıyor&lt;br /&gt;Tunceli'de doğup büyüyen Ermeniler, Dersimli Ermeniler Derneği'ni kurdu. Hazırlıklarına sekiz ay önce başlanan derneğin resmi kuruluşunu bir hafta önce yapan Dersimli Ermeniler, ilk kez örgütlü bir yapıyla kimliklerine sahip çıkacak. Derneğin hedefi Türkiye genelinde bulunan 600 aileye ulaşarak, vaftiz olmalarını sağlayıp dil, din, ibadet ve kültürlerini yaşatabilmek. Derneğin faaaliyet listesinin ilk sıralarında ise Ermeni olmasına rağmen dilini bilmeyenlere Ermenice kurs vermek var. Bölgede bulunan Ermeniler'e ait mezar, kilise, demir ve altın ocağı gibi tarihi yapıları belirleyip, çeşitli fonlar aracılığıyla onarmak da hedefleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADINI VE DİNİNİ DEĞİŞTİRDİ&lt;br /&gt;Dernek fikri, Tunceli doğumlu Selahattin Gültekin'in 8 ay önce mahkeme kararıyla Türkçe adını ve dinini değiştirmesiyle ortaya çıktı. Nüfus cüzdanının isim kısmında Miran Pirgiç, din hanesinde ise Hıristiyan yazan Gültekin, akrabalarının "Bizi deşifre ediyorsun" tepkisine aldırmadan dernek kurdu. "Dersimli Ermeniler'in artık Kürt ve Türk ismi taşımasını istemiyorum. Kendimizi gizlemeden yaşamalıyız" diyen Gültekin'in aylar süren çalışmaları bir hafta önce olumlu sonuç verdi. Kendisi gibi Tunceli'de doğup büyüyen yedi arkadaşıyla "Dersimli Ermeniler İnanç ve Yardımlaşma Derneği"ni kurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VAFTİZ OLDU&lt;br /&gt;Daha önce gazetecilik yapan 50 yaşındaki Gültekin'in ikinci somut adımı ise, oğlu, dayısı ve yeğeniyle birlikte vaftiz edilmek oldu. Dernek kuruluşunun resmi belgesini eline aldığında çok heyecanlandığını, iki saat boyunca kararı okuyamadığını anlatan Gültekin, "50 yıl başkalarının inancıyla yaşadıktan sonra kendime sahip çıkmanın huzurunu yaşıyorum. Her nehir kendi yatağında akmalı. Dersimli Ermeniler, bölgenin ideolojik yapısı nedeniyle kaygı taşıyor" diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-8904855795796555570?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/8904855795796555570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=8904855795796555570&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/8904855795796555570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/8904855795796555570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2011/12/pervin-metin-dersimli-ermeniler.html' title=''/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2931409404796266154</id><published>2007-09-02T08:46:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:36.430-08:00</updated><title type='text'>Alevi - Kürt - Ermeni Olmak</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtrbmDKBl2I/AAAAAAAAADE/pv6YujKHeDs/s1600-h/tehcir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105634574306744162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtrbmDKBl2I/AAAAAAAAADE/pv6YujKHeDs/s400/tehcir.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tarih: Cum Ağu 31, 2007 4:36 am Mesaj konusu: Dert Büyük, Kökü Derinde&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hüseyin DEDESOY&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Fazla Tarih bilmeye gerek yok. Şöyle biraz osmanlı gecmişi hakkında bilgi sahibi olan herkes şunu kabul eder. Bu memlekettin asıl büyük derdi hatta en büyük derdi Aleviler olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onlar Kızılbaş derler. Kabulumuzdur, bizde Kızılbaş olduğumuzu inadına söyleriz. Ama büyüklerimize sorsak onlar Kızılbaşlığın diyerleri tarafında bizim için hakaret olarak kullandıklarını söylerler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Napalım hakaretleri kimliğimizi oluşturmuş. Tıpkı "gavurun dölü" gibi, veya "Ermeni tohumu"gibi, yada "Kuro Kürt" gibi.... Ama asıl büyük dert illede Alevi Kızılbaş Olmaktır. Osmanlıya ilk baş kaldıranlar onlar olmuştur. Boyun eymiyenler, diklenenler, yola gelmiyenler. İsyanların başını cekenler hep onlardan cıkmıştır; Baba İhsaklar, Şeyh Bedretinler, Pir Sultanlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Osmanlı herkesle baş edebilmiştir ama bu Kızılmaşları bir türlü yola getirememiştir. Yavuzsultan Selim saltanatının en büyük kıyımını onların üstünde gerçekleştirdiği halde, kelleleri üst üste koyduğunda dağ yığını oluştura bilecek kadar kestiği halde sonunu getirememiştir. Onlar icin özel ordular beslemiştir, alaylar oluşturmuştur ama nafile, sonunu yine getirememiştir. Bu Cumhuriyete kadar böyle devam ede gelmiştir. Ne Kılıcla, ne silahla nede kurdukları tekkeleriyle bir türlü islah edememiştir. Üstelik başkaldırı ve dik başlı oluşlarıylada kalmamışlar aynı zamanda kendilerine kafa tutanların sığınıp korundukları yurt haline ve merkezi durumunada gelmişlerdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dersim bölgesi osmanlıdan bu yana merkezi iktidarın denetim kuramadığı tek bölge olmuştur. Yanısıra Binboğa Etekleri, Nurhak civarı, Kocgiri yaylaları Kurmanc ve Zazaların yani onların deyimiyle "Kizilbaş Kürtlerin" hep eğemenliklerini korudukları ve Osmanlıda kacanların sığındıkları bölgeler olmuştur. Osmanlı saltanatı sona erip yerini yeni oluşturulacak Ulus-Devlet yapısı ve bunun fikri arz etmeye başladıktan itibaren birden akkılarına o topraklarda yaşıyan ve müslüman olmayan millet niteliği ve özellikleri taşıyan Ermenilerin varlığı gelir. Ulus devleti oluşturmada Ermenilerin daha büyük bir engel oluşturabileceklerini düşündüklerindendirki son yüz yılın ilk hışımını ve saldırısını onlar üstünde yoğunlaştırmışlardır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olan olmuştur, bir kac hamleden sonra en büyüğünü 1915'te kökünü kazırcasına insanlığın tarih boyunca unutamıyacağı bir vahşetle süpüre bildikleri kadarını ve bir daha geri dönmemek üzere milyonlarca insani ölüme terk etmişlerdir. Yerinden yurdundan koparıp atmışlardır... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama...yine....aması var işte. Bitirememişler meğer. Kökünü kazıyamamışlar. Bir yerlerde, birileri hala yaşıyabilmiş, kala bilmiş ve barına bilmiş meğer. Nasil oldu peki. Hani sonunu getireceklerdi, hani bitireceklerdi bunlari. Kim bunlari korudu ve sakladi. Kimler barindirdi bunlari? Evet yine geldi ve ayni kapiya dayandi. Yine o "iflah olmaz Kizilbaşlar" sayesinde kurtulan kurtulmuş meğer. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir tek onlar el uzatmiş bu Gavurlara. Onlar kapilarini acmiş, sofralarini paylaşmiş bu insanlarla. Kimini evletlik edinmiş, kimini eş, kimini koca ama korumuşlardı, koruya bildikleri kadarini. Canavarin ağzinda koparmişlardi kopara bildikleri kadarini. Sorulmazmi bunun hesabı. Ödettirilmezmi bunun bedeli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Soruldu işte, aynı akibete ve aynı kaderi yine Kızılbaş dedikleri Alevi Kurmanclara yani Kürt ve Zazalara ödettiler. Kocgiri katliyami ve Sürgünleri, 1938 Dersim Katliyami ve vahşeti 1915'i aratmiyordu. Halacoğlu bugün itiraf ediyor, işte diyorki "...1936-37 de yapilan bir özel araştırma sonucu ne kadar Ermeni kökenlinin nerde ve hangi adreste olduğu dahi tespit edilmişti." Demek 1938 Dersim Katliyami da yarim kalan 1915 i tamalamak icinmim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meğer hala varmış ve bitmemiş. Diyorki "..bugün var olan terör örgüt elemanların coğunu onlar oluşturuyor". Kimlermiş TIKKO cular ve PKK lılarmış. Biliyorsunuz TIKKO örgütünün coğunluğununu esas olarak Dersim kökenliler oluşturur, meğer onlarda Ermenilermiş. Demek Bu yüzdendir Dersimde bir türlü asker işkal bitmiyor. 80 000'lik nufusun olduğu bir kentte 40 000 kişilik askeri gücü bulunduruyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne denilirki artık bu saaten sonra. Ölümden insan korumanın ve can kurtarmanın hala suc sayıldığı bir mantığın yapamıyacağı bir şey yoktur. Korkulur Sizlerden, gercekten Korkulur. Bunun için Yanlızca Alevi Kürt olmak gerekmiyor, insanim diyen her kes sizden korkmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hüseyin DEDESOY&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2931409404796266154?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2931409404796266154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2931409404796266154&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2931409404796266154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2931409404796266154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/09/alevi-krt-ermeni-olmak.html' title='Alevi - Kürt - Ermeni Olmak'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtrbmDKBl2I/AAAAAAAAADE/pv6YujKHeDs/s72-c/tehcir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-6399553588817161344</id><published>2007-09-02T08:39:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:37.026-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtramTKBl1I/AAAAAAAAAC8/GWTYsMkhuaU/s1600-h/ermenisurgun.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105633479090083666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtramTKBl1I/AAAAAAAAAC8/GWTYsMkhuaU/s400/ermenisurgun.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtraHzKBl0I/AAAAAAAAAC0/6MgUGG0h0NI/s1600-h/ermeniyiz1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105632955104073538" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtraHzKBl0I/AAAAAAAAAC0/6MgUGG0h0NI/s400/ermeniyiz1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;DERSÎMTSÎ HAYER: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;DERSİM ERMENİLERİ &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dersim Ermenileri, yerli halk ile seyyahların çoğunu şaşırtacak kadar dostluk ilişkileri içindeydiler. Bununla birlikte çok sayıda seyyah, Dersimlilerin Hıristiyan dinine ve Dersim bölgesinde bulunan kiliselerine karşı özel hürmet gösterdiklerini belirtmişlerdir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zazalar, bu kiliselerin mübarek yerler oldukları kanısındaydılar, hatta onları ziyaret etmekteydiler. Kızılbaş Dersimli Zazalar ve Kurmanclar, yalnızca Ermeniler'e karşı değil, bütün Hıristiyanlara da iyi davranmışlardır. Bu davranış karşılıklıydı. Türk otoritelerinin Dersim Ermenilerini Kürtler'e karşı husumeti kışkırtma çabaları ve onların mukavemetini azaltma çalışmaları Dersim'de yaşayan Ermeniler tarafından birçok defa boşa çıkarılmıştır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerek Kürtler'e rüşvetler vererek ve gerekse bu iki kavim arasında dini düşmanlık yaratma çabaları başarıya ulaşamamıştır' Dr.Celilê Celil 24 Nisan 1915. Dünya bu tarihi 20.Yüzyılın ilk soykırımı olarak kabul etti. Talat Paşa'nın 'Tüm Ermeni kadın, çocuk, erkeği hiçbir şeye bakmadan öldürün!' sözleri ile resmen başlayan jenosit, 1915 -1918 tarihleri arasında yoğun olarak gerçekleşse de azalarak sürmesi 1923 sonlarına kadar gider. Resmi kayıtlara göre İzmir'de binlerce Ermeni'nin katledilmesiyle sona ermiş gibi görünen soykırım, cumhuriyetin ilanından sonra da çeşitli politikalarla devam eder. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ermeni Soykırımının başlangıç tarihi 1915 olarak kabul edilse de, Osmanlı dönemindeki kıyımlara, 1893'ten itibaren yerel ya da resmi kayıtlarda da rastlamak mümkündür. İncelenen kayıtlara göre; 1893 yılında Yozgat ve Marsovan'da fitneci afişler asılır Müslüman ve Hristiyan halk arasındaki huzur bozularak çatışmalara yol açılmak istenir. Muş ve Sason'da Müslüman-Hristiyan halk arasında hedeflenen boyutta çıkan çatışmalarda binlerce ölüm gerçekleşir, Ermeniler, Süryaniler ve Keldaniler ağır kayıplar verir. Uzun aylar kuşatıldıktan sonra 1894 yılında Sason hükümetin eline geçer. 1894 yılında Abdulhamit'in politikaları sonucunda binlerce Ermeni katledilir. Bu eylemler Osmanlı'da yaşayan Ermenileri felce uğratır. 1896 yılında İstanbul'da korkunç bir kıyım daha gerçekleşir. Hükümetin kışkırtmaları sonucu birçok Ermeni, asılsız sebeplerle, fark gözetmeksizin sokaklarda infaz edilir. 1909 yılında Adana'da 30.000 Ermeni katledilir.1915 yılı öncesinde gerçekleşen bu katliam sonrasında Ermeniler Adana'ya 'Vorp Adana'-Öksüz Adana demeye başlarlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İttihat Terakki işe başlıyor: 'Tehcir=Soykırım!' ...Gertank, mer yedin aryûn u anartarutyun... Arçevnis andzanot canabarh mı... Anunı aksor… Gidiyoruz, ardımızda kan ve zulüm. Önümüzde bilinmeyen bir yol… Adı sürgün... 24 Nisan 1915 öncesinde İttihat Terakki'nin politikaları sonucu birçok bölgedeki Ermeni silahsızlandırılır, bir nesilde üç sürgünü yaşayan Ermeniler bu kez tehcir adı altında sonu olmayan bir karanlığa sürüklenir. Kimi tarihçilere göre 24 Nisanda, kimi tarihçilere göre mayıs ayında başlayan bu 'sözde' tehcir, Ermenileri toplu halde yerleşik bulundukları bölgelerden toplayarak sınır dışı edilmelerini hedefliyordu. Ama bu politika Ermenileri bir yerden alıp bir yere götürme şeklinde gerçekleşmedi. Önceden planlanarak silahsızlandırılmış-savunmasız hale getirilmiş Ermeniler, gaspın, tecavüzün, vahşetin kol gezdiği, insanlık tarihinin en utanç verici sahnelerinin yaşandığı kanlı bir soykırıma maruz kaldılar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Milyonu aşkın Ermeni; çocuk, kadın, yaşlı demeden askerlerin kör süngüleriyle ve silahlardan çıkan kurşunlarla hayatını kaybetti. Sürgüne kadar yolu uzayanlar ise çöllere sürülmelerinin ardından açlık-susuzluk ve salgın hastalıklar yüzünden yaşamını yitirdi. Göç yolunun çöl üzerinde olması elbette bir rastlantı değildi! 1915 yılı başında Osmanlı-Rus savaşından bozgunla geri çekilen Osmanlı ordusunun başındaki Enver Paşa, Dersim'li aşiretlerle görüşmek ister, amacı o güne kadar hükümetin yanında hiçbir zaman bulunmamış Dersim aşiretlerini Rus'lara karşı kışkırtmak ve savaştırmaktır. Düzenlenen görüşmeye sadece iki Batı Dersim aşireti katılır. Bunlar; Meço ve Kangoglu Memed Aşiretleridir. Ancak Enver Paşa tarafından ikna edilmezler ve görüşme olumsuzlukla sonuçlanır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Enver Paşa'nın hırsı bitmemiştir, bu kez Alevilik plana sokulur. Hacı Bektaş Dergahı'nın başındaki Dede-Baba (postnişin) Cemalettin Çelebi devreye sokulur. Aşiretler Erzincan'da görüşmeye çağrılır. Bu görüşmeye sadece Doğu Dersim'den bir aşiret katılır. Ancak Bektaşi Potnişini bu aşireti savaşa sokmaya ikna edemez. Bektaşilik ve Alevilik arasındaki anlaşmazlıklar-uyumsuzluklar bu tarihte bir kez daha belirginleşmiş, devletin her zaman yanında duran Bektaşiler, Kızılbaşları da hükümet yanında olmaya davet etmiş ama ne Hz.Ali sevgisi, ne de Ehlibeyte olan bağlılık demagojileri ile ikna etmeyi başaramamışlardır. (-Kızılbaşlık ve Bektaşilik arasındaki fark 1514 yılındaki Osmanlı-Safevi Savaşlarında ortaya çıkar.) Yapılan görüşmeler amacına ulaşamamış, Kızılbaş Kürtler hükümet yanında olmayacaklarını, dayatmaları kaale almayarak ilan etmişlerdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yerleşik olarak yaşadıkları bölgelerden Nisan-Mayıs aylarında toplanılan Ermenileri alma istemiyle İttihat ve Terakki, Dersim'e yeni bir dayatma yapar.Ancak 1893 yılından başlayarak artan Ermeni sığınmalarının yaşandığı Dersim, Ermenileri ittihatçılara vermeyi reddeder. Bu tarih itibariyle Dersim ittihat Terakkicilerin hışım politikalarına maruz kalır. Elbistanlı Kızılbaş Kürt bir ailede yetişen, Atatürk'ün danışmanı; Prof. Hasan Reşit Tankut, Ermeni ve Kızılbaş Kürtler hakkında hükümete verdiği bir raporunda, Dersim Alevilerinin Ermeniler'i çok sevdilerini, Ermeniler'in Dersim'de bir ana kucağı bulduklarını belirtmektedir. 1915 Ekim Devriminin gerçekleşmesi ardından Ermeniler, aralarında Seyid Rıza ve Ali Şer'in bulunduğu Kürt liderlerle birlikte 'sosyalist şura'yı kurarlar... Ancak bu şura Erzincan Komutanı Ermeni Murat Paşa'nın Büyük Ermenistan haritası sebebiyle sona erer. Dersim dış etkenler ve hükümet karşısında birlik politikası içerisinde olsa da kendi içinde çok belirgin bir anlayışa sahip değildi. Bunu fırsat bilenler 1916 yılına kadar Dersim'li aşiretlerle gizli görüşmeler yapmışlar, bazıları Ermenileri İttihatçılara teslim etmiş, bazıları ise Ermenileri ya aile içlerine alarak ya da İran tarafına geçirerek İttihatçıların ellerinden kurtarabilmişlerdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Soykırımın Tanıkları ...Tserkernin zenkerov yegan.. Martasban açkerov nayetsan mer yeresnerun... Sırdernus meçdeğı sur tsav mı.. Aryun gı vaze mer zavagnerun açkeren. Ellerinde silahlar ile geldiler... Kanlı gözleri ile baktılar masum yüzlerimize...Yüreklerimizin ortasında bir sızı... Kan damlıyor çocuklarımızın gözlerinden Dersimliler 1915'te başlayan Ermeni Soykırımına 'Tertelo Viren-Birinci Tertele' ya da 'Tertelê Hermeniu' demekte, Kürt Soykırımına ise 'Tertelê Peen-İkinci Tertele' ya da 'Tertelê Kirmancu' demektedirler. Gelelim günümüze dek o veya bu şekilde sağ kalabilmiş Dersimli Ermenilere. Günümüzde, soykırıma tanık olanlardan Dersimli Ermeniler hakkında sözlü bilgilere ulaşmak halen mümkündür. Bu bilgiler ışığında, Aleviliğe dönen veya Alevi ailelerine evlilik yoluyla dahil olan Ermenilerin var olduğu kayda değer bilgiler arasındadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dönemin sancılı coğrafyasında yaşanan trajedileri, yaşlılarımızın bizlere bir sır gibi aktardıkları bilgilerle anlatacak olursak aşağıdaki örnekler yıllardır ört pas edilip, inkar edilmeye çalışılan gerçekleri en çıplak haliyle gözler önüne sermeye yetebilir... Veyva çê Satoli: 'Annem Ermeni Katliamında yetişkinmiş, bana şunları anlatmıştı; şuan bizim olan Şine Köyü, bir zamanlar Ermeni köyüymüş. Ermenileri toplayıp sürüyorlardı. Ele geçmek istemeyen Ermeniler evlerini-barklarını, köylerini terk edip kaçmaya çalışmışlar. Memleketini (köyünü) seven birkaç Şineli Ermeni, Kürt komşularının gözleri önünde Şine'de dut ağaçlarının dallarına kendilerini asarak intihar etmişler. Ermeniler gittikten sonra Şine bize kaldı.' Zeynelê Uşen-Çarekan: 'Ermenileri istiyorlardı. Dersimlilerin bazıları devlete milis olmuşlardı. Milisler Ermenileri öldürüyor veya devlete teslim ediyorlardı. Bazı aşiretler Ermeni çocuklarını kurtarmak için aldılar. Bazıları ise Ermeni kadınları kurtarmak için evlendiler.' Maa xo (?) Gulê Kureyşan: 'Annem, babamın çok iyi Ermenice bildiğini, aramızda fark olmadığını söylerdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Önce onları kırmışlar, çoğu öldürülmüş. Köylerde yüzlerce kesik baş sayan olduğunu duymuştum... Bazılarına demişler 'siz de Kızılbaş olun'. Biz yalnız kalınca sıra bize gelmiş... 38'de de bizi kırdılar.' Memedê Kolu: Ermenileri kırdıklarında ben büyüktüm. Ermeniler bizim aramızdaydı. Kör Mano'nun (Manuel) evi, Aliyê Gaxin evinin yanındaydı. Birkaç Ermeni ailesi de, bugün Hese Qojigilin arazisi olan Theza Hemcu'daydı. Ermeniler orada bostan ekiyorlardı. Henie Xece bölgesi de, derenin her iki yakasıyla tüm Mergarız, Ermeni mülküydü. Aslında Ermenilerin değil, Ermeni ağalarındı. Yarıcı Ermeniler ekip biçiyordu. Kızılkilise (Nazimiye) Ermenilerindi. Devlet önce Ermenileri katletti. Ben Ermeni Katliamını hatırlıyorum. Ermenilerin ileri gelenleri, zenginleri, o zamanlar Eleziz'de (Xarpet) yaşıyorlardı. Eleziz/ Beşqardaş'ta, beş Ermeni kardeş yan yana beş tane konak yaptırmıştılar. Herkes Markogil diye anılan bu Ermenilerin konaklarını övüyordu. Şimdi oraya sinema yapmışlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;O zaman Ermeniler katledildi. Birkaç yıl aradan sonra devlet Qoçkirilileri, onların ardından Çewlıg (Bingöl) Kirmançlarını kesti. Onlardan sonra da Dersim'de katliam yaptı. Bugün Dersimdeki birçok köyde bulunan ailelerin Ermeni kökenli olduğu bilinmektedir. 21. Yüzyılın başına kadar Ermenice yerel halk tarafından biliniyor ve günlük yaşamda kullanılıyordu. Ancak bugün gördüğümüz sonuç ortadadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dersimde konuşulan Kürtçede Ermenice sözcüklere rastlamak hala mümkündür. Örneğin; Kızılbaş Kürt geleneğinde yaşanan Gagan Bayramı bir nevi yılbaşı olarak kutlanıyor ve ocağın ikinci haftasına denk geliyor. Benzer bir gelenek Orthodoks-Gregoryan Ermeni Kültüründe de mevcuttur. Orthodoks-Gregoryan Ermeniler Gağant adı altında Yılbaşını ve müteakiben 6 Ocakta Noel Bayramını kutluyorlar. Neredeyse aynı isimlerle ve yakın tarihlerde kutlanan bu ananevî benzerlik gibi tarih boyunca ortak kullanılan coğrafi bölgelere verilen isimlerde de benzerlikler görmek mümkündür. Örneğin; Dersimliler bu yüzyılın başlarında kadar yaşadıkları topraklara 'Harde Dewresi'(Dervişlerin Toprağı) veya 'Harde Keşişi'(Keşişlerin Toprağı) demekteydiler. Kezâ, Dersimdeki Munzur Dağları günümüzde 'Mıntzuri' olarak da bilinmektedir ve Ermeniler tarafından hala 'Mıntzuri' olarak adlandırılmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evlatlıklar ...Dersimî pladagvadz yegeğetsinerus goğkin Hay'u zavag mı, anunı Yervant... Artsunknerı apernus e tapvadz. Ays inç medz tsav e ov Der!&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dersim'de yıkılan kiliseler arasında bir Ermeni çocuğu, adı Yervant...Gözyaşları ellerimize düşmüş... Ne acı ey Tanrım Bu yazıyı hak etmedik biz! &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Soykırım sürecinde yetim kalan birçok Ermeni çocuğun, Katolik Rahipler, Protestan Misyonerler ve Kürt-Alevi aileler tarafından sahiplenildiği veya evlat edinildiği artık yaygın olarak bilinen bir gerçek. Bu tür evlat edinmelerin Dersim coğrafyasında da olduğu sözlü anlatımlarla elde edilen bilgiler arasındadır. Ermeni Patriği Horan Aşıkyan 'Ermeni Tarihi' adlı eserinde Amerikalı ve İngiltere'li Protestanların misyoner faaliyetler ile Ermeni çocuklarını soykırım ertesinde koruduklarını, okullar açıp Ortodoks-Gregoryan Ermeni çocuklarını Protestanlaştırdıklarını belirtmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayrıca Vartabed (Rahip) Hrant kayıtlarında Protestan Misyonerlerin İngiliz ve Amerika kökenli olduklarını açıkça yazmakta ve 'Western powers' adı altında Batı güçleri'nin etkilerinden bahsetmektedir. Diasporadakiler kadar, Türkiye'de yaşayan Ermenilerle yapılan sohbetler sırasında da daha birçok yörede evlat edinmelerin olduğunu öğrenebiliyoruz. Hatta İstanbul'daki Kalfayan ve Karagözyan Yetimhanelerinin, avlanmakta olan bu yetim çocukları aynı çatı altında toplayabilmek için inşaa edildikleri günümüze dek süregelen söylentiler arasındadır. Kripto-Ermeniler Ararat'ı toğ campa tsutsune mez, sev amberı mer vran. Ararat bize yol göstersin, üstümüzde kara bulutlar Sözlük anlamıyla 'Gizli Ermeniler' olarak tabir edebileceğimiz bu kelime, 1915 Soykırımından kurtulabilmek için din değiştirmiş Ermenileri ifade etmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Soykırımdan kurtulmak için din değiştirmek zorunda kalan Ermeniler 1916 yılına kadar bunu bir kurtuluş yolu olarak görmüşlerdir. Ancak bu değişimin Ermenilerin hayatlarını kurtardığını anlayan güçler gecikmemiş, aynı yıl din değiştiren Ermeniler hakkında inceleme başlatmış ve vilayetlerde din değiştirenlerin bulunduğu bölgeler hakkında fişleme çalışması gerçekleştirmiştir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;1918 yılında çıkarılan kanunla 20 yaşından küçük Ermenilerin din değiştirmeleri yasaklanmış ve Ermeni çocuklarının kurtuluş yolları kapanmıştır. Bir dönem varlığı tartışılan Kripto Ermeniler, Aksiyon Dergisinin 584 sayılı basımında Gamze Polat tarafından kaleme alınmış ve ilginç noktalara değinilmiştir:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;'Türkiye'de yaşayan 'gizli Ermeniler' bölücülükte önemli rol oynuyor.' gibi bir cümleyi alenen yazarak yanlı olduğunu da belirtmekten çekinmeyen bu yazarın ve makalesinin hatlarına bakıldığında sistemin etiketleştirme politikasıyla aynı paydada olduğunu fark etmek zor değildir. Kendinden olmayanı 'teröristleştiren' sistem ve onun kalemşörleri Kürtlerde olduğu gibi Ermenilerde de etiketleştirmeye gitmekten geri durmamışlardır. Öncelikle Kripto Ermenilerin nedenini sorgulamak yerine onları çerçevelendirmeye giden bu ve benzeri tanım ya da yorumlar elbette aklıselim entelektüel kesim için bir çıkış noktası olamaz ancak yararlanabileceğimiz bazı alıntıları, yazarın uzak durduğu noktaların anahtarı olabileceğini düşünebiliriz:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;'Ermeniler ile isyancı Kürtlerin ilişkisi bazı bölgelerde belirgin olarak ortaya çıkıyor. Tunceli, Hozat, Ovacık, Çemişgezek, Mazgirt, Pülümür, Elazığ, Tercan, Dicle, Erzincan ve Sivas bu yerleşim yerlerinin başında geliyor. Bunda tehcir sırasında yaklaşık 20 bin kadar Ermeni'nin, Alevi Kürtlerin yaşadığı sarp dağlarla çevrili Dersim aşiretlerine sığınması etkili oldu.' 'Tehcir sonrası Türkiye'de kalan Ermenileri üç sınıfta toplamak mümkün. Bunlardan ilki Ermeni evlatlıklar ki önemli bir kısmı tamamen Müslüman kimliğini benimseyip yaşatmışlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci olarak, 'Gizli Hıristiyanları' saymak mümkün; 'Kripto Ermeniler' veya 'Gizli Ermeniler' adıyla da anılan bu grup 1915 Tehciri'nden kurtulmak için Müslüman olmayı seçmiş ama gerçekte Orthodoks-Gregoryan geleneklerini sürdürmüşler. Doğu Anadolu'da ağırlık teşkil etseler de Türkiye'nin her tarafına dağıldıkları bir gerçek. Mühtedi (Müslümanlığa dönen) Ermenilerinin sayısının 100 bini bulduğu tahmin ediliyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üçüncü grupta ise Türkiye'de yaşayan Orthodoks Gregoryan Ermenilerini saymak mümkün. Bugün sayılarının 60 bin civarında olduğu sanılan Ermeniler ağırlıklı olarak İstanbul'da yaşıyor' Soykırım sürecinde din değiştirmek zorunda kalan Ermeniler, günümüzde hala belirsizliğini koruyan bir konu. Ancak yakın zamana kadar çevrelerinde Müslüman olarak bilinen ailelerin yeniden Hristiyanlığa dönerek Orthodoks-Gregoryan Mezhebinin ve Ermeni Kültürünün geleneklerini benimsediklerine rastlamak mümkündür. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Örneğin 1900'lü yılların ikinci yarısında Tunceli Yöresindeki bazı kayıtları inceleyecek olursak: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;• Tunceli merkeze bağlı, Doluküp Köyü nüfusuna kayıtlı, 1947 doğumlu Sefer Akyüz, aslında Ermeni kökenli bir aileye mensup. Yaşadığı bölgede yıllarca Müslüman olarak biliniyor. Babası Çetin, annesi Hatun Akyüz de aslen Ermeni olup ailenin bir kuşak öncesinde evin reisinin adı Agop, eşinin ise Marta olduğu biliniyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;• Tunceli Mazgirt-Aydınlık Köyü nüfusuna kayıtlı Çelik Ailesi Ermeni asıllı olmalarına rağmen nüfus kayıtlarında aile fertleri Müslüman gözükmekteydi. 1944 doğumlu Aziz Çelik, 1972 yılında din değiştirerek Hristiyanlığa geçmiş ve bir Ermeni ismi olan 'Sarkis' adını almıştır.Sarkis Çelik, Muşığ-Mayrani çiftinin 1949 Arapgir doğumlu Ermeni-Hristiyan kızı Bülbül Yılıncıoğlu ile evli. Ailenin 1972 doğumlu oğlu Sevan Çelik ile 1977 doğumlu Savaş Çelik, Orthodoks-Gregoryan Hristiyan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;• Tunceli Mazgirt-Aydınlık Köyü nüfusuna kayıtlı Canik Ailesi, yaşadıkları çevrede Alevi olarak biliniyor. Fakat Canik Ailesi de köken itibariyle Ermeni. Şükrü-İmoş çiftinin 1938 doğumlu çocuğu Yıldız Canik, Türkiye Ermeni Patrikliği'nin 15 Ocak 2004 tarihli vaftiz belgesine göre Hıristiyanlığa geçiyor. Kayıtlara göre Yıldız Canik'in dedesinin adı Kiyrok, nenesininki ise Meryem. Kardeşi Perihan Canik, 1980 yılında adını Peruz, dinini de Hristiyan olarak değiştiriyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;• Tunceli Mazgirt nüfusuna kayıtlı Garabet-Rıza Yağcı ve ailesi 1963 yılında ailece Hristiyanlığa geçiyor. Sistemin mermer politikası olarak adlandırabileceğimiz Türkleştirme-Müslümanlaştırma ne bugün başlayan ne de kökeni olmayan bir politikadır. Zira 1915 Soykırım zamanında kimi Ermeniler bir şekilde hayatlarını kurtarabilmek için din değiştirme yolunu seçmek zorunda kalmışlar ve kendilerine en yakın olan Kızılbaş Aleviliği tercih etmişler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kızılbaş Alevilik özü itibariyle birçok din ve kültürle olan benzerliği bakımından Hristiyan olan Ermenilere silahtan kurtulabilmek için bir nefes olmuştur. Atatürk'ün danışmanı Prof. Hasan Reşit Tankut, Kürt Aleviliği ve Ermeni Hristiyanlığı arasındaki benzerlikler konusunda da şu ilginç anekdotu aktarır: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;'Siyasal Bilgileri henüz bitirmiş ve Sivas Vilayeti maiyetine verilmiştim. Hafik ilçesinin bir Kürt Alevi köyünde geceledim. Ev sahibi (Koçgirili bir Dede), I. Dünya Savaşı yıllarında Ermeniler'e özerklik verilmesi için öngörülen halkoylaması dolayısıyla bana şunları söyledi: 'Aleviler'le Ermeniler arasındaki fark, soğan zarı kadardır. Ermeniler; Tanrı'yı 'Baba, Oğul ve Kutsal Ruh' olarak anar; biz bu üçlemeyi Allah-Muhammed-Ali biçiminde söyleriz. Onların 12 Havarisi vardır, bizim 12 İmamımız. İbadet ve oruçların vakit ve şekliyle bayramlar, her iki millette de aşağı yukarı aynıdır. Onlar tek kadınla evlenir ve kadın boşamazlar, biz de öyle. Onlar göğüslerinde Haç çıkarmak yoluyla şahadet getirirler, biz açık avucumuzu bağrımıza basmak suretiyle. Biz, sonradan Hazret-i Ali Efendimize uyduğumuz için adımız Alevi oldu, yoksa aramızda bir fark yoktur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;' Kültürel erozyonun engellenemediği, asimilasyonun artarak devam ettiği günümüzde, eriyerek kaybolan kültürlerin aksine Kızılbaş Kürtler ile Ermeniler arasındaki benzerlikler önemini korumaktadır. Kökeni Zerdüştlükten gelen Kızılbaşlık'ın 'nazargah' olarak adlandıran bakış açısı diğer inanışlara geniş bir perspektifle bakmaktadır. Eski çağlarda antik inanışlardaki komşu tanrıların kabulü, yakın zamanlarda da komşu inanışların sentezi Kızılbaşlar arasında sıkça görülmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dr.Celilê Celil, Dersimdeki Kızılbaş Kürtlerin yöredeki kiliselere hürmet gösterdiklerini, bu yerleri kutsal sayarak saygı gösterdiklerini belirtmektedir. Halklar arasındaki bu etkileşimin yoğun olarak yaşandığı Mezopotamya topraklarındaki dinsel sentezler, Mezopotamya halklarının dış etkenler haricinde birbirleriyle barışık yaşadıklarını açıkça göstermektedir. Örneğin, Matti Moosa, şu tespitlerde bulunmuştur: 'Kızılbaşlar ve Ermeniler arasındaki ilişki Kızılbaşların Ermeni Kiliselerine ve kutsal yerlerine gösterdikleri saygı ile güçlenmektedir. Kızılbaşlar ve Ermeniler arasındaki sosyo-dinsel ilişki artık yerleşmiş bir gerçektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sosyolojik açıdan yakın olan Ermeniler ile Kürtler ezelden beri Anadolu'da yan yana yaşamaktadırlar. Anadolunun doğusunda yoğun bir şekilde Kızılbaş nüfusu bulunmakta, birçok köyde ise Ermenilerle Kızılbaş Kürtler yan yana yaşamaktadır.' Ermeniler ile Kızılbaş Kürtlerin inançsal olarak benzerlikleri birçok noktada ortaklaşma göstermektedir. Hristiyanlık öncesi Ermenilerin paganist bir inançsal sistemleri bulunmakta idi. Güneş ve Ay, aynı Kızılbaş Kürtlerde olduğu gibi kutsal sayılmakta, Güneşin yeryüzündeki simgesinin ateş ve de ocak olduğu kabul edilerek, ateşe hürmet gösterilmekteydi. Ermeniler Hristiyanlık öncesindeki bu inanç evresine 'Grabasdutyun-Ateşperestlik' olarak adlandırmaktadırlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ermenilerin Hristiyanlığı kabul edişleri ile birlikte Hristiyan Ruhaniler Ermenilerin Güneşe ve ateşe olan bağlılıklarını yenmek için mücadele etmiş ancak eski inançlardan gelen kutsal kavramların yeni inanç sisteminin içine entegre edilmesinin önüne geçememişlerdir. Bugün Ermeni kiliselerinde mihrap merkezinde Güneş sembolü bulunmakta, sabah dualarında güneşin adı söylenmektedir. Aynı ritüele Kızılbaş Kürtlerde ve Êzidiler'de de rastlayabilmekteyiz. Kültürlerin iç içe yaşadığı bir coğrafyada karşımıza çıkan bir başka örnek ise paganist inançlardan gelen doğadaki varlıkları kutsal sayma kültüdür. Hristiyanlık öncesi Gravasdutyun Ermeniler güvercini kutsal saymaktaydılar. Hristiyanlık sonrası aynı Güneş ve Ateş kültünde olduğu gibi güvercin kütlü de Hristiyanlık içinde görünür durumuna geldi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aynı inanışın Kızılbaş Kürtlerde olduğunu, günümüze kadar ulaşabilmiş eski Dersim mezar taşlarından görebilmekteyiz. Bugün Dersimdeki pirlerin mezar taşlarında aynı pagan inanç ile özdeşleşmiş güvercin motiflerinin işlendiğini görebilmekteyiz. Kızılbaş Kürtlerde önemli bir yeri olan Boz Atlı Xızır inancı Ermeni kültüründe farklı bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Ermenilerin boz atlı aziz olarak nitelendirdikleri Surp Sarkis Kızılbaş Kürtlerdeki Xızır ile aynı özelliklere sahiptir. Soykırım öncesi kırsal bölgede yaşayan Ermeniler, aynı Kızılbaş Kürtlerde olduğu gibi Şubat ayında Surp Sarkis için oruç tutmakta, benzer olarak Xızır için yapılan 'kete' leri Surp Sarkis için sunmaktaydılar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dersim ile ilgili Ermenice Kaynaklar&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dersimle ilgili Ermenice kaynaklara göz attığımızda karşılaştığımız kapsamlı eserlerin başında Antranik Paşa'nın yazdığı 'Dersim Seyahatnamesi' gelmektedir. Antranik Paşa bu eserinde Dersim olaylarını ve soykırım sürecini, Dersimin yaşlı seyitlerinin tanıklığı ile aktarıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kimilerine göre bu eser M. Kalman'ın 'Belge ve Tanıklarıyla Dersim Direnişleri' isimli kitabına geniş bir kaynak olmuştur. Antranik Paşanın seyahatnamesiyle eş zamanlı olarak etnograf Sarkis Hayguni'nin Dersim üzerine yazmış olduğu makaleler değerli birer kaynak niteliğindedir. Bu makalelerin bazıları Kürtçenin Zazakî lehçesinde yayınlanan Desmala Sûre Dergisinde tercüme edilerek yayınlamıştır. Dersim hakkında yazılanlar, 1915 sonrası değişik ülkelere yayılan Dersimli Ermenilerce devam ettirilerek yayınlanmıştır. Hovsep Hayreni'nin kaynaklığında bunların en önemlilerinin Kevork Halacyan'ın incelemeleri olduğu görülüyor. -&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kevork Halacyan Kuzey Dersimli (Erzingan-Qıntsorek köyünden) Ermeni bir yazardır-.Gençlik yıllarında Ermeni ve Kürt örgütlenmeleri ve direnişlerinde önemli bir yeri oluyor. 1915'e kadar Dersimde bulunur ancak daha sonra Koçgiri isyanı ile bağlantısı olduğu tespit edilince Sivas Cezaevine hapsedilir. Burada Dersimli Seyitler ve de Şeh Sait isyanının Kürt liderleri ile birlikte hapis yatar. İstiklal Mahkemelerinde yargılanıp özgürlüğüne kavuştuktan sonra Sovyet Ermenistanı'na geçiş yapar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Edindiği bilgileri ve yaşadığı tanıklıkları kaleme alan Kevork Halacyan'ın yazdığı bilgiler Ermenistan Bilimler Akademisi Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü'nde daktilo edilip arşivlenerek 'Ermeni Etnografya ve Filolojisi' isimli ansiklopedinin bir cildi olarak 'Dersim Ermenileri Etnografyası – 1.Bölüm' adı altında yayınlanmıştır. Diğer bilgiler ise Sovyet Döneminin maddi yetersizlikleri nedeniyle yayınlanamamıştır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine Dersim Peri'li Kevork Yerevanyan'ın 'Çarsancak Ermenileri Tarihi' adlı kitabı ile Çemişkezek'li Hampartsum Kasparyan'ın 'Çımışgadzak ve Köyleri' adlı kitabı Dersimle ilgili Ermenice kaynaklar arasında önemli bir yer taşımaktadır. K.Yerevanyan kendi eserini 1915'te Tıla Pert yakınlarında toplu olarak katledilen, aralarında kendi babası ve amcaoğlu da bulunan Çarsancaklı şehitlere adamıştı. Aynı şekilde H.Kasparyan da kitabının önsözüne '1915 büyük Ermeni kırımında kurban giden Çemişkezeklilerin ölümsüz anısına' diye yazmıştır...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kaynaklar, içerik olarak yerel bilgilere sahip olsalar da 1915 yılına kadar var olan Ermeni yerleşimlerini, isimlerini, kilise ve manastırların yerlerinin tespit edilmesi, Ermeni Cemaatinin idari bilgilerinin, mektup ya da belgelerle derlenerek aktarılması bakımından büyük bir öneme sahiplerdir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Godoradz Nuri Dzağikner- Katledilmiş Nar Çiçekleri Tarih boyunca Mezopotamya coğrafyası birçok acıya ve ölüme tanıklık etti. Vaktiyle aynı kanın içinde yüzen halklar, medeniyetler geçmişte olduğu gibi bugün birbirleriyle barışıyorlar. İnkar edilerek gizlenmeye çalışılan bir tarihin masum kurbanlarını görebilmekse sadece kıyımdan geçirilen halkların değil tüm insanlığın payına düşüyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu paya ortak olabilmenin yolu ise öncelikle gerçeklerle yüzleşmekten geçiyor, aynı bir yazarın dediği gibi 'bu topraklarda milyonu aşkın Ermeni ve binlerce Kürt katledildi...' &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sözlü-Yazılı Kaynaklar ve Makaleler &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dr. Celilê Celil-19. Yüzyılın 50-70 Yılları Arasında Dersim Kürtleri &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Matti Moosa; 'Kızılbaş Kürtler'in İnancında Ermeni Unsurları &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mehmet Bayrak - Kızılbaş Kürtler ve Protestanlık &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hristiyanlıktan Önceki Ermeniler-&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bolsohays Paganizmden Hristiyanlığa Ermeni Bayramları Heqie Mergarijî-&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zeynelê Uşen - Gûle Kureyşan Hovsep Hayreni, Yerwant Sarrafyan &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak: Dersim Site&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-6399553588817161344?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/6399553588817161344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=6399553588817161344&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6399553588817161344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6399553588817161344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/09/dersmts-hayer-dersim-ermenileri-dersim.html' title=''/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtramTKBl1I/AAAAAAAAAC8/GWTYsMkhuaU/s72-c/ermenisurgun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-7934476771182637946</id><published>2007-09-02T08:32:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:37.223-08:00</updated><title type='text'>Halaçoğlu, Dönmelerin İsimlerini Açıklamalıdır</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtrYQzKBlzI/AAAAAAAAACs/SWX7kkj-9MA/s1600-h/ermeniyiz1.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105630910699640626" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtrYQzKBlzI/AAAAAAAAACs/SWX7kkj-9MA/s400/ermeniyiz1.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tarih: Pts Ağu 27, 2007 6:46 pm Mesaj konusu:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Halaçoğlu, Dönmelerin İsimlerini Açıklamalıdır&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Halaçoğlu, Dönmelerin İsimlerini Açıklamalıdır. Milyonlar Zan Altında Vatan Gazetesinde çıkan habere göre 22/08 Halaçoğlu şöyle diyor: “Elimde bir liste var. Resmi belgelere göre dönmelerin listesi. Kimlerin dönme oldukları, Ermeni ismi, Türk ismi hepsi var. Hangi evde oturduklarına kadar var. Tehdit olarak söylemiyorum. Bunları açıklamıyorum, açıklamayacağım da. Şimdi ben bunları öğrenince ne yapayım? Paylaşmayım mı? Bunları Ermenileri kötülemek için söylemiyorum. Bazı Ermenilerin tehcirden kurtulmak için kendilerini Kürt Alevi gösterdiklerini söylüyorum.” &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;20 Ağustos tarihli Radikal’de ise şöyle dediği belirtiliyor: “Mesela, bazı PKK'lılar sünnetsiz çıkıyor. Terörün hangi bölgelerden çıktığına iyi bakmak lazım. 1936-37'de devlet bu dönmeleri ev ev tespit etmiş." Yine aynı kişi 19 Ağustos tarihli Milliyet’in haberine göre şunları söylemiş: "Araştırmalarımızda Kürt diye bildiğimiz insanların aslında yapısal olarak 'Türkmen asıllı' olduğunu, Kürt Alevi olarak bilinen vatandaşların ise 'Ermeni kökenli' olduğunu gördük. Ülkeyi bölmeye çalışan 'TİKKO ve PKK' terör örgütlerinin içinde yer alan insanların birçoğu Ermeni dönmesi Kürtlerden oluşuyor. TİKKO ve PKK hareketi bizim bildiğimiz gibi Kürt hareketi değildir." 1915 olaylarında bazı Ermenilerin ölümden kurtulmak için dinlerini hatta kökenlerini değiştirmiş oldukları acı ama gerçek. Bugün Halaçoğlu’un söyledikleri bir sır değil, bilinen bir gerçektir. Sorun bu insanların etnik kimliklerinin ortaya konulması değil, etnik kimliklerinden dolayı hain ve bölücü ilan edilmeleridir. Görüldüğü gibi Halaçoğlu, PKK, TİKKO gibi hareketlerin ardında Ermeni dönmesi Kürtlerin bulunduğunu bu nedenle de bu terör örgütlerinde yer alanların “çoğunun” bu dönme Ermeniler olduğunu söylüyor. Yani Halaçoğlu tarafından isim isim bilinen bu dönmeler, terörün kaynağı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine aynı kişi –çok haklı olarak- “ben bunları öğrenince ne yapayım? Paylaşmayayım mı?” diyor. Sayın Halaçoğlu, elbette paylaşın ve paylaşmalısınız. Şu anda milyonlarca insan zan altında. Ermeni soyundan gelmiş olabilecekleri için değil elbette, terörist ve terörizmin kaynağı olmakla suçlandıkları için zan altındalar. Herkes komşusuna, akrabasına, arkadaşına şüpheyle bakacak. 22 Ağustos tarihli Zaman gazetesine göre dönmelerin sayısını bile açıklamışsınız, 100.000 kişi. Hiç de küçümsenecek bir sayı değil. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eğer hala söylediğiniz gibi bilim adamı olmak ve bilim namusuna sahip olmak iddiasını taşıyorsanız tüm Kürt halkını zan altına bırakmamak için isim isim, ev ev bildiğiniz bu dönmeleri açıklamak zorundasınız. Kaldı ki eğer bu kişiler terörün kaynağıysa bunu açıklamamak da en azından ihanet olur. Sayın Halaçoğlu’nun, terörün Kürt kaynaklı değil Ermeni kaynaklı olduğu iddiası da hiçbir bilimsel temele dayanmamaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir yandan Türkiye’deki Ermeni dönmeleri suçlanırken, bir yandan da Suriye’den gelen sünnetsiz teröristlerin Ermeni olduğu varsayımıyla Ermeni milleti tek suçlu ve tek sorumlu ilan ediliyor, hedef gösteriliyor. Ermenilerden başka sünnetsiz millet yokmuş gibi, bazı teröristlerin sünnetsiz olduğundan yola çıkarak teröristleri Ermeni ilan etmek hangi bilime, hangi ahlaka, hangi insafa sığar? &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kürt halkının varlığını inkâr ederek, her türlü kötülülüğün kaynağının Ermeniler olduğunu söylemek, sünnetsizlik gibi ipe sapa gelmez kanıtlar göstermek bilim adamlığı ile bağdaşır mı? Hedef şaşırtmak, hedef küçültmek için, bazı güçlere yaranmak için bir azınlığı hedef haline getirmek bilim adamlığına yakışır mı? Sonuç olarak, bütün Kürt halkını zan altında bırakmamak için, Türk Tarih Kurumu Başkanı, öncelikle Türkiye’de terörün kaynağı olduğunu ileri sürdüğü yeri yurdu belli bu Ermeni dönmelerinin isimlerini açıklamalıdır. Ayrıca Halaçoğlu, bu güne kadar yakalanan veya öldürülen teröristlerin çoğunun bu ailelere mensup olduğunu kanıtlayarak terörün kaynağını açıklığa kavuşturmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; Sayın Halaçoğlu bu iddialarını kanıtlayamazsa ırkçı tavrıyla Kürt halkını yok saydığı, zan altında bıraktığı ve Ermeni halkını terörle suçladığı için özür dileyerek istifa etmelidir. Son olarak 1936- 37 yıllarında devletin hangi gerekçe ile bu insanları ev ev saptadığını açıklamalıdır. En önemlisi bu kişilerin terörün kaynağı olduğu bilindiğine göre bu güne kadar neden terörün önlenmediği de açıklığa kavuşturulmalıdır. Evet, 100.000 kişi az değil ama unutmayalım ki sadece Türk Silahlı Kuvvetlerinin asker sayısı 700.000 civarındadır. Bilim adamına göre kaynak ve sayı ev ev bilindiğine göre eğer hala terör devam ediyorsa ya en hafif deyimle ciddi bir ihmal vardır ya da bu bilgilerin tümü yalan yanlış yönlendirme ve ırkçılık amaçlıdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alis Karakaş Aret Çiçekeker Ari Demircioğlu  Arman Atınız   Bedros Conkar    Hosrof Köletavitoğlu  Hovhannes Cinozoğlu  Garabet Orunöz  Karabet Çekem  Karolin Mamigonyan (Sarıboyacıyan)  Krikor Sahakoğlu  Melik Melkon  Çelikoğulları Minas Oflaz Misak Vartikoğlu Murat Bebiroğlu Nadya Uygun Natali Mihranyan Nazaret Davityan Nazaret Özsahakyan Nelli Çiçekeker Tuğrak Nurhan Çetinkaya Ohannes Sivaslian Rafi Bilal Rober Doğanay Selin Evrem Serda Aslan Sezar Avedikyan Sibil Pektorosoğlu Soğomom Alcal Tamar Çıtak Zakar Dikme Hüseyin Dedesoy Usxan Cemal Murat Koc&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; ------------------ Ortak Metin &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-7934476771182637946?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/7934476771182637946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=7934476771182637946&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7934476771182637946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7934476771182637946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/09/halaolu-dnmelerin-isimlerini-aklamaldr.html' title='Halaçoğlu, Dönmelerin İsimlerini Açıklamalıdır'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtrYQzKBlzI/AAAAAAAAACs/SWX7kkj-9MA/s72-c/ermeniyiz1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-7475995601252205267</id><published>2007-08-15T03:23:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:37.641-08:00</updated><title type='text'>Dilin Yapısı ve Toplumun Yapısı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtrVGjKBlxI/AAAAAAAAACc/lb6HfPWohug/s1600-h/Gozluklu+nene.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105627436071098130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtrVGjKBlxI/AAAAAAAAACc/lb6HfPWohug/s400/Gozluklu+nene.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Emile Benveniste&lt;br /&gt;Birikim Dergisi&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dil, öteki insana ulaşmak, ona bir bildiri ak&amp;shy;tarmak ya da ondan bir bildiri almak için insanın sahip olduğu bir araç, hattâ biricik araçtır. Dolayısıyla, dil öteki insanı hem or&amp;shy;taya koyar, hem de varsayar. Toplum dolaysız biçimde, dil ile birlikte verilmiştir. Bütünlüğü&amp;shy;nü bildirişim göstergelerinin ortak kullanımıy&amp;shy;la sürdürür. Dil dolaysız biçimde, toplum ile birlikte verilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Böylece bu iki kendiliğin, dil ve toplumun, her biri ötekini içerir. Birlikte doğduklarına göre, birlikte incelenebilecekleri, birlikte ortaya çıkarılabilecekleri, hattâ bunun zorunlu olduğu da düşünülebilir. Her ikisi de aynı gereklilikten doğduklarına göre, araların&amp;shy;da değişmez ve kesin bağlılaşım ilişkileri gö&amp;shy;rülebileceği ve hattâ görülmesi gerektiği de düşünülebilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Oysa, yakın zamanda bile, bu ilişkileri tek&amp;shy;rar tekrar inceleyenler dil ile toplum arasında gerçekte her ikisinin yapısının birbirine ben&amp;shy;zediğini gösterecek hiçbir bağıntı olmadığı so&amp;shy;nucuna vardılar. Bu hemen görülebilen ve pek iyi bilinen bir şey. Gerçekten, dünyaya bir göz attığımızda, benzer yapıdaki dillerin birbirle&amp;shy;rinden çok değişik toplumlarca kullanıldığını görürüz. Bu, ortak dillerin yayılması denilen olayın, yani yapıları parçalanmamış ya da de&amp;shy;ğişmemiş olan farklı toplumların aynı dili be&amp;shy;nimsemelerinin sonucudur. Buna karşılık, çok ayrı türden dillerin, aynı toplumsal düzeni pay&amp;shy;laşan toplumlar içinde yaşayıp geliştik-leri de tarihte görülür. Gözlerimizi açıp bu ayrı tür&amp;shy;den dillerin temelde aynı yapıya sahip toplum&amp;shy;larca, Slav, Fin-Uygur, Germen ya da Romen dillerinin kullanıldığı Avrupa'nın doğu yarısın&amp;shy;daki karşılıklı durumlarını görmek yeter. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Tarihî evrimi göz önüne alırsak, toplum ile dilin evrimlerinin birbirlerinden ayrı olduğu da görülür. Bir dil, en derin toplumsal çalkantı&amp;shy;larda bile değişmeden kalır. Rus toplumunun yapısı 1917'den bu yana derinden derine değişti, söyleyebileceklerimizin en azı bu, oysa Rus dilinin yapısında böyle bir değişimi andı&amp;shy;racak hiçbir şey olmadı.&lt;br /&gt;Kaç kez tekrarlanmış olan bu gözlemlerden, toplumun da, toplumun içerdiği kültürün de dilden bağımsız olduğu duygusu doğuyor, dil&amp;shy;bilimciler de, antropologlarda, sık sık dile ge&amp;shy;tirmişlerdir bu duyguyu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçeklerin iki yönünü de bilen biri, Sapir, bütün kültür düzeylerinde sonsuz sayıda değişkenlik gösteren karmaşık ve basit dil türlerine raslanabileceğini ve, aynı dili kullan&amp;shy;dıklarına göre, bu açıdan Platon'la Makedon&amp;shy;yalı bir domuz çobanı arasında fark olmadığını ileri sürer. Öyleyse dil ile toplumun eşbiçimli olmadıkları yapılarının birbirine tekabül et&amp;shy;mediği, değişkenliklerinin birbirlerinden ba&amp;shy;ğımsız olduğu sonucuna varmak ve bu uyum&amp;shy;suzluğu belirtmekle yetinmek gerekiyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Fakat başka yazarlar da, dilin, toplumun aynası olduğunu, toplumsal yapının özellik&amp;shy;lerini ve farklılıklarını yansıttığını, hattâ top&amp;shy;lumdaki ve toplumun ayrıcalıklı bir anlatım yo&amp;shy;lu olan kültürdeki değişmelerin en iyi göster&amp;shy;gesi olduğunu savunuyorlar, bunlar da açık gerçekler. Bu bakış açıları kolay kolay uzlaştırılamaz. Ne olursa olsun, sorunun hiç de basit olmadığını gösteriyorlar (gerçekten de toplum içinde dilin yeri sorunu, temel bir so&amp;shy;rundur). Bugüne kadar tartışıldığı biçimiyle sorunun bizi bir çözüme yaklaştırmadığını da gösteriyorlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gerçekte, karmaşıklıklarının incelenme&amp;shy;sinde daha bir sonuca ulaşılmamış dev kav&amp;shy;ramlarla, toplum ve dil ile karşı karşıyayız. Bu iki kendilik arasında, şu toplumsal yapıya şu dilsel yapının denk düştüğünü gösterecek tek yönlü bağıntılar aramak düşüncesi, olayları çok basit bir biçimde ele alan bir bakış açı&amp;shy;sını açığa vurur. Bunlar elbette eşbiçimli bü&amp;shy;yüklükler değildir, bu onları ayıran yapısal örgütlenmelerindeki farklılıklarında da görülür.&lt;br /&gt;Dil yapısının temeli, ayırıcı birimlerden olu&amp;shy;şur. Bu birimler şu niteliklerle tanımlanır: ayı&amp;shy;rıcıdırlar, sayıları sınırlıdır, birbirleriyle değişik düzenlenişlere girerler, aralarında bir hiyerar&amp;shy;şi vardır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Toplumun yapısı bu şemaya indirgenemez; ikili bir niteliğe sahiptir. Bir yanda, akrabalık sistemi denilen, bağıntılar sistemi, öte yanda, ise bir bölümlenmeler sistemi olan başka bir bağıntılar sistemi vardır: üretim işlevlerinin düzenlediği toplumsal sınıflar sistemi. Bireyler de, bireylerden oluşan farklı topluluklar da, dilinkileri andıran birim ve birim topluluklarına yerleştirilemezler. Çoğu zaman aileden top&amp;shy;lumsal birim diye söz edilir. Bu bir eğretileme&amp;shy;dir, olguların temelini gizlememesi gerekir. Toplum bu türden bir birimler toplulaşması, aileler toplulaşması değildir ve aile toplulukla&amp;shy;rının dildeki anlamlı birimler toplulaşması ile en ufak bir benzerlikleri yoktur.&lt;br /&gt;Öyleyse toplumun oluşturucu öğeleri ile di&amp;shy;lin oluşturucu öğeleri arasında yapı açısından da, nitelik açısından da bir uyarlık bulunma&amp;shy;dığını belirtmek gerekir. Fakat gerçekte bu bi&amp;shy;raz basit bir bakış açısıdır, aşılması gerekir. Dil kavramıyla toplum kavramı karşılaştırılma&amp;shy;ya kalkışıldığında, bu kavramların içermeleri&amp;shy;nin (ima ettiklerinin) bilincine varmak gerekir. Böylece, dil terimi ile toplum teriminin iki an&amp;shy;lamının birbirine karıştırıldığını belirtmek ve bunu düzeltmek gerekir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda, ampirik, tarihî veri olarak toplum var: Çin toplumundan, Fransız toplumundan, Asur toplumundan söz edilir. Öte yanda ise, insanların varoluşunun ilk koşulu ve temeli olan, insan toplulukları biçiminde toplum var. Aynı şekilde, tarihî, ampirik dil olarak, Çin dili, Fransızca dili, Asur dili olarak dil ile, anlamlı biçimler sistemi ve bu bildirişimin ilk koşulu olan dil arasında bir ayrım yapmak gerekir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu ilk ayrımla, kendiliklerin her birinde iki düzey: tarihî ve temel düzeyler, birbirinden ayrılır. Bu durumda, dil ile toplum arasında bulunabilecek bağıntılar sorununun her iki dü&amp;shy;zeyde de ortaya çıktığı ve ancak iki ayrı çö&amp;shy;züm gerektirdiği görülür. Tarihî bir dil ile ta&amp;shy;rihî bir toplum arasında, gereklilik biçiminde bir bağlılaşım ilişkisi kurulamayacağını gör&amp;shy;dük, ama temel düzeyde, birtakım benzeşimler kolayca görülebilir. Kimi özellikler, bu düzeyde, ama yalnız bu düzeyde, dil ve toplum için ortaktır. Dil ve toplum, insanlar için bilinçsiz gerçekliklerdir, her ikisi de doğayı, deyim yerindeyse doğal ortamı ve doğal anlatımı belirler, bunlar başka türlü tasarlanamaz, yoklukları düşünülemez. Her ikisi de her zaman için geçmişin bir mirasıdırlar ve bu temel düzey&amp;shy;de, dilin işleyişinde ve toplumun pratiğinde, ne biri, ne de öteki için bir başlangıç tasarla&amp;shy;nabilir. Her ikisi de insanların istemiyle değiş&amp;shy;tirilemez. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsanların değiştiğini gördükleri şey, değiştirebildikleri şey, tarih içinde gerçekten değiştirdikleri şey kurumlardır, kimi zaman da özel bir toplumun tüm biçimidir, toplu ve birey&amp;shy;sel hayatın koşulu ve dayanağı olan toplum ilkesi değildir hiçbir zaman. Aynı şekilde, dil&amp;shy;de değişen şey, insanların değiştirebilecekleri şey, sayıları artan, birbirlerinin yerini alan ve her zaman için bilinçli olan adlandırmalardır; dilin temel sistemi değildir hiç bir zaman. Toplumsal etkinliklerin, ihtiyaçların, kavram&amp;shy;ların sürekli ve gittikçe artan farklılaşması hep yeni adlandırmaları gerekli kılıyorsa, buna kar&amp;shy;şı dengeyi kuran birleştirici bir gücün de bu&amp;shy;lunması gerekir. Sınıfların üstünde, özelleşmiş etkinlikler ve toplulukların üstünde, bir birey&amp;shy;ler toplulaşmasından bir topluluk oluşturan, üretim ve toplu geçim imkânı sağlayan birleş&amp;shy;tirici bir güç vardır. Bu güç dildir ve yalnız dil&amp;shy;dir. Dilin, değişen toplum içinde bir sürek&amp;shy;lilik, her zaman için fark-lılaşmış olan etkinlik&amp;shy;leri birbirlerine bağlayan bir değişmezlik gös&amp;shy;termesi bundandır. Bireysel farklılıklar içinde bir özdeşliktir. Dilin son derece paradoksal olan ikili niteliği, hem bireye oranla içkin, hem de topluma oranla aşkın niteliği, işte bundan ileri gelir. Bu ikilik dilin tüm özelliklerinde or&amp;shy;taya çıkar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse birinin [dilin] analiziyle ötekinin [toplumun] analizine ışık tutmak için dil ve toplum ilişkisini nasıl ele alabiliriz? Bu ilişki yapısal bir bağlılaşım ilişkisi olmayacaktır, çünkü insanların örgütlenmesinin dilin örgüt&amp;shy;lenmesine benzemediğini gördük. Bu ilişki tipolojik de olmayacaktır, dilin türü ister tek he&amp;shy;celi, ister çok-heceli, sessel [tonal] ya da mor&amp;shy;folojik olsun, toplumun özgül niteliği üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Bu ilişki, genetik ya da ta&amp;shy;rihî de olamayacaktır, çünkü birinin doğumu&amp;shy;nu ötekinin doğumuna bağımlı kılmıyoruz. Dil, insan topluluğunun bağrında doğar ve gelişir, toplum ile aynı süreç aracılığıyla, geçim araçları üretme, doğayı değiştirme ve araçların sa&amp;shy;yısını artırma çabasıyla kurulur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı toplumun maddî ve düşünsel etkinlik&amp;shy;leri içinde farklılaşması gibi, dil de bu toplu çalışma içinde ve bu toplu çalışma ile farklılaşır, etki derecesini yükseltir. Dili burada yalnız&amp;shy;ca toplumun analizine yarayacak bir araç ola&amp;shy;rak düşünüyoruz. Bu amaçla, dil ile toplumu göstergebilimsel bir ilişki, yani yorumlayıcının yorumlanana ilişkisi biçiminde, senkroniye yerleştireceğiz. Ve birbirine bağlı şu iki öner&amp;shy;mede bulunacağız: ilk olarak, dil toplumun yorumlayıcısıdır; ikinci olarak, dil toplumu içine alır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Dili toplumun yorumlayıcısı olarak gösteren birinci önermenin doğrulanmasını dilin toplu&amp;shy;mu içine aldığını kesinleyen ikinci önerme sağlar. Doğrulama iki biçimde yapılabilir: ilk olarak, ampirik biçimde, dilin yalıtılabileceği, toplum içinde kullanımıyla ve kültürü oluştu&amp;shy;ran toplumsal tasarım ve normlarla olan iliş&amp;shy;kilerine başvurmaksızın kendi başına betimle&amp;shy;nebileceği ve incelenebileceği olgusuyla. Oysa kültürü ve toplumu dilsel anlatımları dışında betimlemek imkânsızdır. Bu anlamda, dil top&amp;shy;lumu içine alır, ama toplum dili içine almaz.&lt;br /&gt;İkinci olarak (bu noktaya az sonra yeniden döneceğim), dil, toplum ile birey arasındaki farklılaşmanın zorunlu ve değişmez temelini sağlar. Dilin kendisi diyorum, her zaman ve zorunlu olarak. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Dilin toplumu yorumlamasını ele alalım. Top&amp;shy;lum dil içinde ve dil ile anlamlı duruma gelir; toplum dilin en gerçek “yorumlananı”dır. Yorumlananı her şeyden önce ve tam anla&amp;shy;mıyla var etmek ve kavranabilir bir kavrama dönüştürmek olan bu yorumlayıcı rolünü ye&amp;shy;rine getirebilmesi için, dil, topluma ilişkin iki koşulu yerine getirmelidir. Bu toplum, üretim koşullarıyla tekniğin biçimlendirdiği kurumlaş&amp;shy;mış insan doğası olduğuna göre, toplum kimi zaman yavaş, kimi zaman çok hızlı, fakat ara&amp;shy;lıksız bir evrim geçirmeye ve farklılaşmaya yatkındır. Fakat yorumlayıcı, bir yandan yo&amp;shy;rumlananda ortaya çıkan değişiklikleri sapta&amp;shy;yabilecek, belirtebilecek ve hattâ yönlendire&amp;shy;bilecek durumda kalırken, bir yandan da aynı kalmak zorundadır. Bu genel bir göster-gebilim koşuludur. Koymak istediğim göstergebilim il&amp;shy;kesi şu: iki göstergebi-limsel sistem, eğer değişik nitelikteyseler, benzeşim koşulu içinde bir arada bulunamazlar; ne karşılıklı olarak bir&amp;shy;birlerinin yorumlayıcısı olabilir, ne de birbirleriyle değiştirilebilirler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Toplum karşısında di&amp;shy;lin durumu da budur gerçekten; dil teknik ko&amp;shy;şulların ve toplumsal hayatın yarattığı bütün yenilikleri kapsamı içine alıp adlandırabilir, ama bu değişikliklerin hiçbiri onun kendi ya&amp;shy;pısını dolaysız biçimde etkilemez. Savaşların, fetihlerin yarattığı şiddetli değişiklikler bir ya&amp;shy;na, konuşan insanlar (altı çizilmesi gereken bir koşuldur bu) dilin normal hayat koşulları için&amp;shy;de, kendi iç ihtiyaçlarının getirdiği değişmeyi hiçbir zaman fark etmezler, dil sistemi ancak pek yavaş biçimde değişir. Bu değişiklikler, ancak birkaç kuşak sonra geriye bakıldığında, dolayısıyla yalnızca daha eski dil durumlarının tanıklarını koruyan toplumlarda, yani yazısı olan toplumlarda fark edilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Dile bu yorumlayıcı durumunu veren nedir? Dil -bilindiği üzere- toplumun tüm üyelerin&amp;shy;de ortak olan ve olması gereken bildirişim ara&amp;shy;cıdır. Dil bir bildirişim aracıysa ve bildirişimin kendisinin aracıysa, bu, anlamsal özelliklerle yüklü olduğu ve kendi yapısı gereği, anlam üreten bir makine gibi işlediği içindir. Burada, sorunun can alıcı noktasında bulunuyoruz. Dil, sınırsız bir biçimde çeşitlilikte bildiri üretimini sağlar. Bir benzeri daha bulunmayan bu özel&amp;shy;lik, dilin yapısından ileri geliyor: göstergeler&amp;shy;den, anlam birimlerinden oluşur dil; gösterge&amp;shy;lerin sayısı fazladır, ama sınırlıdır; bir izge uya&amp;shy;rınca çeşitli düzenlenişlere girerek her türlü hesabı aşacak kadar çok anlatım üretirler; göstergeler gittikçe arttığı ve buna bağlı ola&amp;shy;rak bu göstergelerin düzenleniş sayısı da art&amp;shy;tığı için, anlatımlar gittikçe daha çok artar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Demek oluyor ki, en derin düzeyde, ayrıl&amp;shy;maz iki özelliği var dilin. Anlamlı birimlerden oluşmak niteliğini temellendiren özelliği ile bu göstergeleri anlamlı bir biçimde düzenleyebilen kullanımını kuran özelliği. Bunlar, birbir&amp;shy;lerinden ayrı tutulması gereken, iki değişik analiz isteyen ve özel iki yapı içinde olan iki özelliktir. Üçüncü bir özellik, bu iki özellik ara&amp;shy;sındaki bağı kurar. Bir yanda anlamlı birim&amp;shy;lerin, öbür yanda bu göstergeleri anlamlı bi&amp;shy;çimde düzenleme yetisi, bir de dizimsel özellik, göstergeleri birbirini izleme kuralına göre ve yalnızca bu biçimde birbirlerine birleştirme özelliği. Şuna inanmak gerekir ki, hiçbir şey dile indirgenmedikçe anlaşılamaz. Bu nedenle dil, doğayı olduğu kadar deneyi de, yani top&amp;shy;lum adı verilen bu doğa ve deney bileşiğini de yorumlama, kavramlaştırma ve betimleme ara&amp;shy;cıdır. Dil, deneyleri göstergelere dönüştürebil&amp;shy;me ve kategorilere indirgeme gücüyle kendi öz doğasına varıncaya kadar her türden veriyi nesne olarak ele alabilir. Bir üst-dil vardır, ama üst-toplum yoktur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Dil, toplumu her yandan sarar ve onu kav&amp;shy;ramsal aygıtı içine alır, fakat aynı zamanda da, ayrı bir güç gereğince, toplumsal anlamcılık denilebilecek olan şeyi de temellendirerek top&amp;shy;luma biçim verir. Dilin en çok bu bölümü ince&amp;shy;lendi. Bu bölüm, tümüyle değilse de özellikle, adlandırmalara, kelime olaylarına dayanır. Ke&amp;shy;lime dağarcığı burda, kültür ve toplum tarihçi&amp;shy;lerine, bol bol başvurulan, bereketli bir kaynak sağlar. Kelime dağarcığı, toplumsal örgütlen&amp;shy;menin aşama ve biçimlere ilişkin, siyasal dü&amp;shy;zenlere ilişkin, aynı anda ya da birbiri ardın&amp;shy;dan kullanılan üretim tarzlarına, v.b. ilişkin ye&amp;shy;ri doldurulmaz tanıklıklar saklar kendinde. De&amp;shy;ğişmez, sürekli biçimde yenilenen, genişleyen dil ile toplum bağıntısının en iyi incelenen ya&amp;shy;nı olduğundan, bunun üzerinde fazla durmaya&amp;shy;cağız. Burada, bu anlam yetisinin birkaç özel&amp;shy;liğini ortaya çıkarmakla yetineceğiz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan dilin sağladığı tanıklıklar, ancak birbirlerine ve göndergelerine bağlandıkları zaman tüm değerlerini kazanırlar. Burada kar&amp;shy;maşık bir mekanizmayla karşı karşıyayız, sağ&amp;shy;ladığı sonuçları özenle yorumlamamız gerekir. Toplumun belirli bir çağdaki durumu kullandığı adlandırmalarda yansımaz her zaman. Çünkü, göndergeler, belirtilen gerçekler değiştikten sonra da adlandırmalar yaşamaya devam eder. Bu sık rastlanan ve sürekli olarak doğru&amp;shy;lanan bir olaydır ve bunun en iyi örnekleri şu anda sık sık kullandığımız «toplum» ve «dil» terimleri. Bu iki terimin her biri için gösterile&amp;shy;bilecek gösterilenlerin çeşitliliği, aynı zaman&amp;shy;da biçimleri nasıl kullanmamız gerektiğinin bir tanığı ve bir koşuludur. Çok-anlamlılık denilen olgu, dilin pek çok sayıdaki çeşitli türleri, de&amp;shy;ğişmez bir terim ile kendi üzerine alması ve böylece anlamın değişmezliği içinde gösteri&amp;shy;lenin değişimini kabul etme yetisinin sonu&amp;shy;cudur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü olarak, biraz değişik, fakat bugün üzerinde özel olarak durmak gereken bir olguyu ele alalım: herkes kendinden kalkarak ko&amp;shy;nuşur. Her konuşucu için, konuşma konuşu&amp;shy;cunun kendinden doğar ve konuşucunun ken&amp;shy;dine döner, herkes öteki ya da ötekiler karşı&amp;shy;sında kendini özne olarak belirler. Buna karşın ve bel-kide bu nedenle, her bireyde en derin kendinin [bireyin] indirgenmez doğuşu olan dil aynı zamanda da birey-üstü ve topluluğun tü&amp;shy;müyle aynı genişliğe sahip bir gerçekliktir. Bi&amp;shy;reysel konuşma üretimi ile birey-üstü, nesnelleştirilebilir gerçeklik olarak dilin birbirlerine tekabül etmesi, toplum karşısında dilin para&amp;shy;doksal durumunu temellendirir. Gerçekten dil, konuşucuya sözü kullanma imkânı veren te&amp;shy;mel biçimsel yapıyı sağlar. Söylemin öznel ve göndergesel olmak üzere çifte işleyişine im&amp;shy;kân veren dilsel aracı sağlar: bu «ben» ile «ben-olmayan» arasındaki vazgeçilmez ayrım&amp;shy;dır Ve bütün dillerde, bütün toplumlarda, bü&amp;shy;tün çağlarda her zaman geçerlidir. Bunu da, dilde yer alan ve yalnızca bu işe yarayan özel belirtiler, dilbilgisinde adını verdiğimiz öğeler sağlar: ikili bir karşıtlık oluşturan, «ben» ve «sen» karşıtlığı ile «ben/sen» sistemi ve «o» karşıtlığı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İlk karşıtlık, «ben-sen» karşıtlığı, bütünüyle insanlararası olan kişisel bir kısa söylem ya&amp;shy;pısıdır. Bu karşıtlığın insan ortamı dışında kul&amp;shy;lanılmasına izin veren şiirsel ya da dinî tek bir özel izge vardır.&lt;br /&gt;İkinci karşıtlık, kişiyi kişi-olmayan'ın karşı&amp;shy;sına koyan «ben-sen»/«o» karşıtlığı, gönderi işlemini gerçekleştirir ve konuşmanın kendi&amp;shy;si dışında bir şey üzerine, dünya üzerine ko&amp;shy;nuşma olması imkânını temellendirir. Dilin çif&amp;shy;te bağıntılar sistemi buna dayanır.&lt;br /&gt;Burada dilin, daha önce kısaca analiz ettiğim öbür iki biçimlenmesine ek olarak bir üçüncü biçimlenme ortaya çıkıyor; konuşan'ın kendi söylemi içine yerleşmesi, toplumdaki kişiyi katılan-kişi olarak ortaya koyan ve bildirim kip&amp;shy;lerini belirleyen, zaman ve mekân bağıntıları&amp;shy;nın karmaşık ağını seren pragmatik düşünce. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu kez insan, topluma ve doğaya göre yer alır, onlara katılır, zorunlu olarak bir sınıfta yer alır; ister otorite sınıfı, ister üretim sınıfı olsun. Burada dil, gerçekten bir insan pratiği olarak ele alınmakta, insan toplulukları ya da sınıflarının dili özel biçimde kullanmalarını ve bunun sonucunda ortak dil içinde oluşan fark&amp;shy;lılaşmaları ortaya koymakta. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu olguyu, ya da sınıfların kendine maletmeleri olarak betimleyebilirim. Her toplumsal sınıf genel terimleri kendine maleder, özgül gösterilenler verir onlara ve böylece onları kendi çıkar küresine uyarlar ve çoklukla onları yeni türetme-lerin temeli yapar. Yeni değerlerle yüklü olan bu terimlerse ortak dile girer ve sözlüksel farklılaşmalar yaratırlar. Kendi gös&amp;shy;terilenlerini kendi içlerinde taşıyan, görece bi&amp;shy;leşik özel bir evren oluşturan birkaç özelleşmiş kelime dağarcığını inceleyerek bu süreci de gözden geçirebiliriz. Bu, örneğin -fakat bu örneği ge-liştirmek için zamanım yok burda- Romalı papazların «kutsal»la ilgili kelime da&amp;shy;ğarcıkları gibi kimi özgül sınıfsal kelime dağarcıklarının analizi olabilir. İçinde hem özgül terimlerin tüm bir dizelgesinin (fihristinin), hem de bu dizelgeyi düzenlemenin özgül bi&amp;shy;çimlerinin, özel bir üslubun, kısacası ortak dile yeni değerler, kavramlar yükleyerek onu ken&amp;shy;dine maletme özelliklerinin görülebileceği ye&amp;shy;terince zengin bir kelime dağarcığını, kolay&amp;shy;ca analiz edilebilecek bir dili özellikle seçiyo&amp;shy;rum. Böylece, küçük boyutlu bir örnek üzerin&amp;shy;de, toplum içinde dilin rolü kolayca görülebilir, çünkü bu dil kendi evrenlerini en üstün evren kabul eden kimi uzmanlaşmış meslek topluluk&amp;shy;larının anlatımıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dili topluma bağlayan de&amp;shy;ğişik türden bağıntıları, toplumu ve dili, biri aracılığıyla ötekini aydınlatabilen bağıntıları birbirlerinden ayırarak dilin toplumsal yapı ve işlevlerin yorumlayıcısı, göstergesi olmasına imkân veren mekanizmayla ilgi-lendik çoklukla. Bunun ötesinde, toplumsal etkinliğin temel il&amp;shy;keleriyle dilin derin yapıları, işleyişi arasında daha az belirgin benzerlikler vardır. Bunlar, verimli kılınmak için teorinin daha da gelişti&amp;shy;rilmesini gerektiren kaba karşılaştırmalar, ge&amp;shy;niş benzetmelerdir. Fakat gene de sağlam, ge&amp;shy;rekli olduklarına inanıyorum. Burada üç kav&amp;shy;ramı belirterek ilk yaklaşımda bulunabilirim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Dil, toplum içinde üretici bir sistem olarak ele alınabilir: bir anlam düzenlenmesi olan kendi düzenlenmesi: böylece bu düzenlenme&amp;shy;nin koşullarını belirleyen izge aracılığıyla an&amp;shy;lam üretir. Yayılma ve dönüşüme ilişkin bir&amp;shy;kaç biçimsel kural aracılığıyla durmadan bildi&amp;shy;rimler de üretir; yani oluşum şemaları yaratır; bildirişim çevrimine giren dilsel nesneler yaratır. «Bildirişim», dolaşım ve ortak kılma olarak anlaşılmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Burada, iktisat alanındayız. Saussure de iktisada özgü kimi kavramlar ile dilsel bildirişim süreci içinde ilk olarak temellerini attığı, dile getirdiği, düzenlediği kavramlar arasında bir benzerlik bulunduğunu belirtmişti. Dil gibi ik&amp;shy;tisadın da bir değerler sistemi olduğunu söylemisti: değerler, işte temel bir terim daha. Ge&amp;shy;niş düşüncelere yol açacak bir benzerliktir bu, ama biz bu benzerliği değere bağlı olan üçün&amp;shy;cü bir kavrama, dizisel değişimle özdeşlenebilen değişim kavramına kadar genişletebili&amp;shy;riz. Dilin dizisel ekseni dizimsel eksene oran&amp;shy;la, bir terimin yerine bir başkasının, dizimsel bir kullanım değeri olduğu ölçüde bir işlevin yerine bir başkasını koyma imkânı ile belirle&amp;shy;nen ekseni olduğu bilinir. Burada, iktisattaki değerin özelliklerinin pek yakınında bulunuyo&amp;shy;ruz. Her iki yanda da, bir değer söz konusu ol&amp;shy;duğu ve bu bağıntı iki terimin de bütünüyle ayrı nitelikte ve saymaca bir ilişkiyle bağlı ol&amp;shy;duğu için, Saussure ücret-emek ilişkisiyle gösteren-gösterilen ilişkisini karşılaştırmıştı. En iyi örneğin bu olduğundan ve ücret-emek, ücret-fiyat ilişkisinin gösteren-gösterilen iliş&amp;shy;kisiyle kesinlikle benzeştiğinden emin değilim. Fakat burada, bu özel örnekten çok, bundan çı&amp;shy;kan, dilde ve toplumda ortak olan kimi kav&amp;shy;ramları uygulama biçimine ilişkin karşılaştır&amp;shy;ma ve bakış ilkesi sözkonusu. Dili ve toplumu yan yana koyan geleneksel çerçeveyi aşmak için, düşünceye gerekli olan aracı daha şimdiden sağlayan bu üç kavramı ilerde işlemek amacıyla koymak da yeterli. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu geniş konunun tartışılmasına temel ay&amp;shy;rımlar getirilmesinin ve dil ile toplum arasına hem mantıkî, hem de işlevsel olacak ilişkiler koymanın gerek ve imkânını göstermeyi de&amp;shy;nedim kısaca: yetileri ve anlamlı ilişkilerini dü&amp;shy;şünerek mantıkî, her biri kendi niteliğine uy&amp;shy;gun üretici sistemler olarak ele alınabilecekleri için, işlevsel ilişkiler. Böylece yüzeydeki uyum&amp;shy;suzlukların altından derin benzerlikler çıka&amp;shy;bilir. İşleyişlerinin ortak yanları toplumsal pra&amp;shy;tikte olduğu gibi, dilin kullanımında da insanlararası bu bildirişim bağıntısında bulunacak&amp;shy;tır. Çünkü insan, dilin kendisinde temellendirdiği çifte doğa içinde, hâlâ ve gittikçe daha çok aranması gereken bir nesnedir.* &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;* Problemens de Linguistique General-II, Paris, Gallimard, 1974&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-7475995601252205267?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/7475995601252205267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=7475995601252205267&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7475995601252205267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7475995601252205267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/08/dilin-yaps-ve-toplumun-yaps.html' title='Dilin Yapısı ve Toplumun Yapısı'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RtrVGjKBlxI/AAAAAAAAACc/lb6HfPWohug/s72-c/Gozluklu+nene.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-9005128188659690468</id><published>2007-08-14T02:43:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:37.795-08:00</updated><title type='text'>Kimler Kemalist</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RsGOGSp-hkI/AAAAAAAAACU/1I5Iua1hOvY/s1600-h/Usakasurgun19396ders%C4%B1m.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5098512491898373698" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RsGOGSp-hkI/AAAAAAAAACU/1I5Iua1hOvY/s400/Usakasurgun19396ders%C4%B1m.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hüseyin DEDESOY &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;DERSIM FORUM&lt;/a&gt; Tarih, gün ve saat : 18. Subat 2005 15:17:13: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin Türklerle Kardeşliği Neye Dayanıyor.? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kürt aydınları ve siyasetcileri kendi entellektüel cıkmazlarını ve darliklarının bedelini karşısındakileri Kemalist'likle suclayıp onlara bu şekilde saldırarak gidermeye calışırlar. Bunu daha önceleri sol düşünce mensuplarına karşı yaparlardı. Şimdilerde ise Özellikle Alevi kökenli ve DERSİM merkezli Kırmanc-Zaza yada Kurmanc düşünür ve aydın cevresine karşiı yapıyorlar. Bu düşüncenin altındakı yatan ana fikirse aslında Kürtlük ve Kürdistanlıktan öte İslam merkezli müslümanlıktan kaynaklanan bir bakış acısının ürünüdür.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Onların Kemalist'lik diye sucladıkları ve karşı cıktıkları düşüncenin kendisi aslında dikkat edildiğinde İslamla celişen düşüncelerdir, yani onlar icin islamı red eden her fikir ve kişi kemalist oluyor. Aynı mantığı Türk kökenli islami düşünce savunucularıda yapıyor ve söylüyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şimdilerde ise yeni bir kavram türemiş, yok efendim Dersim'de ve Dersim'lilerde, yani KIRMANC - KURMANC Aleviler "Kemalist Alevilik" yapıyorlarmış (nedemek oluyorsa). Dolayısıyla bu mantığa göre Aleviliği savunmak, yada Dersim-Kurmanc kimliğini ortaya cıkartmak Kemalistlik oluyormuş. Her ne hikmetse bu insanlar tarihten beri merkezi iktidarla en iyi anlaşan ve hep onların hizmetinde bulunan kendileri olduğu halde ve DERSIM'liler de hep Merkezi iktidarla celiştikleri - catıştıkları halde yine suclu ve Kemalist olan Dersim'liler yada Alevi - Kurmanclar oluyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İsterseniz biraz tarihe gidip belleğimizi yoklayıp hafıza tazeliyelim ve bakalım Mustafa Kemal'le kim daha cok anlaşıyormuş ve kim Kemalistmiş:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1919-1924 yılları arasında Türkler Mustafa KEMAL önderliğinde yeni bir Türkiye Cumhuriyeti kurma calışmalarını sürdürürken, Kürtler de doğuda bağımsız bir Kürdistan icin harekete geçmişlerdi. 1919’da Paris’te başlayan Sevre anlaşması diye bilinen barış anlaşmasında Türklerin yanısıra Kürtler ve Ermeniler icin de bağımsız bir devlet yada Kürt ve Ermenileri kapsayan federal bir devletin kuruluş olanakları araştırılıyor Kürt delegeleri bu konuda önerilerde bulunuyorlardı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Doğuda Bağımsız Bir Kürt ve Ermeni devletinin kurulabileceğinin haberini alan Mustafa Kemal 10-13 Temmuz 1919 tarihinde ERZURUM da Tüm Kürt illerinin temsilcilerinin cağırıldığı bir kongre düzenler ve kongrede aynı dini inancları paylaşan Müslüman din kardeşleri olarak Kürtlerin Türkler den ayrılmıyacaklarının sözünü alır ve karara bağlar. Fakat bu kongreye DERSIM ve cevresindeki (Sivas-Kaysri-Maraş-Malatya) Alevi Kurmanc temsilcileri katilmazlar. Genc Türk lideri Ordaki bulunan Kürt delegelere "Neden Dersim delegelerinin burda bulunmadığını" sorar Kürtlerin verdiği cevap ise "...paşam onlar Kızılbaştır..., onlar bizimle, bizde onlarla asla birlikte olmayiz…" yanitini verirler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Cünkü yüz yıllardan beri Osmanlı'nın askerliğini ve savaşcılığını İslam adına Kürtler yapmışlar ve Kızılbaş diyede önce Dersim ve Cevresinin Alevi Kürtlerini ve Zazalarını kesmişler, İdrisi Bitlis gibi Yavuza Danışmanlık ve akıl hocalığı yapmış, Arap cöllerinde hırıstıyanları Bozguna uğratmış Selahattin Eyubi gibi önderler cıkartmış olan bu Kürtler Dersimli Alevi-Kurmanc ve Zazalarin kimler olduklarını cok iyi bilirler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;M. Kemal Erzurum kongresinden sonra Sivas'a gecerek, Dersim ve cevresinin Alevi- Kurmanc'lariyla da 4-12 Eylul 1919 Sivas’ta benzeri bir kongre düzenlemek ister. Sivas kongresine ise yanlızca birtek Alevi-Kurmanc delegesi olarak Sivas'tan Alişan Bey katılır ve orda bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasından yana olduğunu bildirir. Ciceği burnunda Genc Türk lideri ilk diplomatik yenilgiyi İşte O Kemalist Dediğiniz Alevi-Kurmanclardan alir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sivas kongresi istediği gibi gecmesede Mustafa KEMAL Ankara’ya döndüğünde doğu illerinin temsilcileri adina Paris Barış Konferansına gonderdiği mesajlarla Kürt ve Türklerin hepisinin müslüman olduklarını ve bir birlerinden ayrılmak istemediklerini bu nedenlede Kürtlerin ayrı bir devletten yana olmadığını bildirir. 20 şubat 1920 de Kürt ve Ermeni delegasyonları adına Serif PAŞA ve Bogos NUBAR'ın barış konferansına sundukları anlaşma da bu anlamda gecersiz sayılıyor ve Kürt delegasyonu gorevinde istifa eder.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Buna ragmen 10 Agustos 1920'de İmzalanan Sevre anlasmasına göre Kürtlerin varlığı kabul edilir ve Kürtlerin yoğun yaşadıkları bölgede bağımsız bir Kürt devletinin kurulması ön görülür. Bunun icinde bir heyet oluşturulup araştırma yapmak icin bölgeye gönderiliyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Mustafa KEMAL Ankara’da yanına aldığı 72'ye yakın Kürt millet vekiliyle birlikte(aralarında Dersim mepusu Mıcoağa ve Diyapağa da bulunmaktadır) gecici hükümetini ilan edip TBMM calışmalarını yürütürken, Başında Kocgirili Alişer EFENDİ , Dr ; M.Nuri DERSİMİ ve Seyit RIZA nin bulunduğu Sivas ve Dersim yöresinin Alevi-KURMANC önderleri de Dersim-HOZAT’ta 15 kasım 1920'de merkezi bir kongre düzenlerler ve Ankara hükümetin de Sevr anlaşması gereği DERSİM bölgesinde muhtari özerkliğin kabulu, Alevi-Kurmanc illerinde ki (Elazig,Malatya,Sivas,Erzincan) kurmanc mahkumlerın serbest bırakılmasını ve bölgedeki Türk askeri güclerinin geri cekilmesini aksi taktirde 60 000 lik hazır silahlı gücleriyle bunu zorla yapacaklarını iletirler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ankara hükümeti tarafında herhangi olumlu bir girişimde bulunulmadığını gören bu Alevi-Kurmanc önderler Dersim’de hareketle, Erzican, Elazığ, Malatya ve Sivas'i Kapsayan bağımsız bir bölgesel özerklik Projesiyle 1921 baharında saldırı için hazırlıklara girişirler fakat Mustafa Kemal onlardan önce harekete gecer ve saldırıyı başlatır. 6 Mart 1921 de Atatürk iktidarının ilk "kürt isyanı" diye bilinen KOCGİRİ ayaklanması 17 Temmuz 1921'e kadar sürer .Hareket bastırılır, Önderleri tutuklanır bölgede büyük katliamlar yaşanır ve ilk Kurmanc sürgünleri burada başlar. Hareketin üç önemli lideri Dr.M .Nuri Dersimi, Alişer Efendi ve karısı Zarife Hatun ise Dersim’e siginirlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu ayaklanmaya Dersim Kurmancları dışında hicbir bölgenin Kürtleri katılmaz tam tersine Mustafa Kemal'i destekleyen 72 Kürt millet vekili Ankara hükümetine onay verir. Cünkü Ankara hüketi onlar icin Türklerin ve Kürtlerin Müslüman-İSLAM hükümetidir. (Tıpkı bugün Talip Erdoğan'a sahip cıkıldığı gibi) M.Kemal TBMM de yaptığı bir konuşmada millet vekillerine şunu söyler '...sizden rica ediyorum ,Türk değil müslüman, hatta osmanlı deyin…hepimiz halifete bagliyiz .... » &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;23 Temmuz 1923'te Yapılan Lozan anlaşmasıda Türkiye delegasyonu olarak Türkleri temsilen İsmet İnonu ile Kürtleri temsilen de Diyarbakırlı Zülfüzade Zülfü bey gitmişlerdir ve orada Kürtlerin ayri bir devlet kurmak ismediklerini TBMM hukumetinin Türklerin ve Kürtlerin hükümeti olduğunu savunmuşlardir. Yine 80 yil sonra Strazbourg'ta Kürt eski Millet vekilleri Leyla ZANA ve Diyerlerin Avrupa Parlamentosunda soyledikleri gibi."...Biz Kğrtler azinlik degil tam vatandaşız, Türklerden ayrılma ve ayrı bir devlet kurma diye bir düşüncemiz yoktur , Kürtler ve Türkler kardeştir…" her zaman zaten kardeş oldunuz. Ama kemalist diyede hep başkalarini sucladiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Lozan anlasmasindan sonra Turkiye Cumhuriyeti’nin kurulusunu ilan eden Mustafa Kemal « Turkiye Turklerindir » siloganiyla hareket etti, yine bugunde Turkiye yetkililerin soyledigi ayni sey degilmi. Birtek sorun var oda bir turlu yok edemedikleri su Dersimin basini cektigi Alevi-kurmanclar. Onlarida haledebilseniz Turkiye'yi Turk ve Kurt Musluman kardesleri olarak ilelebet goturursunuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Simdi soruyorum o kemalist oldugumuzu idda eden buyuk Kurt dusunur ve aydinlarina; Kim kemalist oluyor? Turkiye'nin bolunmez butunlugunu Erzurum kongresinde buyana savunan sizler mi, yoksa M. Kemalin Yuzune dahi bakmiyan Kocgrili onderlerden, Seyit Rizaya… dar agacina 70' ini geckin yasiyla giderken." Su Turklerin ve Kemalin hilesiyle bas edemedim, bu bana dert oldu. Ama size de boyun egmedim ya buda size dert olsun" diyen O yasli cinar mi kemalist, yoksa daha mahkemede agzini acar acmaz "Turk analarindan ve babalarindan ozur diliyorum, benim anamda Turktur." diyen, sizin o ulusal onderiniz mi kemalist.? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin DEDESOY. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Not: daha geniş bilgi için ' 1900 lerden Mustafa Kemale...' başlıklı yazıya bakınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-9005128188659690468?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/9005128188659690468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=9005128188659690468&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/9005128188659690468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/9005128188659690468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/08/kimler-kemalist.html' title='Kimler Kemalist'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RsGOGSp-hkI/AAAAAAAAACU/1I5Iua1hOvY/s72-c/Usakasurgun19396ders%C4%B1m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-3630580952313012881</id><published>2007-08-10T08:23:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:37.846-08:00</updated><title type='text'>69 yıl sonra konuştu</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RryDmip-hiI/AAAAAAAAACE/u7cguC3KUB4/s1600-h/Abdullah_Ciftci-tanik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097093576437696034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RryDmip-hiI/AAAAAAAAACE/u7cguC3KUB4/s400/Abdullah_Ciftci-tanik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 1938’de Dersim’de askerlik yapan 112 yaşındaki Abdullah Çiftçi, isyanda yaşananları tam 69 yıl sonra anlattı.&lt;br /&gt;Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi. Abdullah Çiftçi, Dersim İsyanı’nda görevli askerdi. &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tam 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde suskunluğunu bozdu ve yaşadıklarını anlattı. Bir hafta sonra da yaşamını yitirdi. ...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dersim isyanının önderi Seyit Rıza yakalanmış, Elazığ’a götürülmüştü. Jandarma karakolu yanındaki meydana getirildiğinde sonradan Dışişleri Bakanı olan Sabri Çağlayangil’e döndü. Sehpaları görünce durumu anlamıştı. Çağlayangil’e ‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’ diye sordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sorusu yanıtsız kaldı. Son sözü soruldu. ‘Kırk liram ve saatim var, oğluma verirsiniz’ dedi. Sonra meydana çıkarıldı. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama O, meydan insanla doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti: ‘Evladı Kerbela’yız. Günahsızız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.’ Sözleri meydanda yankılandı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Söyleyeceklerini bitirdikten sonra dimdik yürüdü, kendisini asacak celladı itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu... &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yalnız mağdurlar konuşmuştu Dersim Katliamı’nı yazan tüm tarih kitapları yukardaki bu anekdota apayrı bir yer ayırır. Bu öyle bir anekdottur ki, okuyan herkesi etkilemiş ve düşündürmüştür. Çünkü Dersim’de 1937-1938 yılları arasında yaşananlar, hala okuyanı etkilemeye, hala dinleyeni gözyaşlarına boğmaya devam etmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ancak bu hikaye ve anlatımlarda eksik bir bölüm vardı. Ne yazık ki bugüne kadar sadece hep mağdurlar konuştu. Sadece mağdurlar hikayelerini anlattı. Soykırımın yürek burkan hikayeleri hep onların ağzından dinlenildi. Peki ya soykırımda yer alanlar? Soykırımı gerçekleştirenler? Onlara ya ulaşılamadı, ya da konuşmak istemediler. Böyle olunca da hikayenin bir tarafı hep muğlak ve belirsiz kaldı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konuştu ve öldü Ancak bu muğlaklığa ve belirsizliğe 112 yaşındaki Urfa Birecik’li Abdullah Çiftçi son verdi. Çiftçi, 1938-1939 yılları arasında Dersim Hozat Piyade Birliği 2. Tabur’da erdi. İsyanın en acımasız bastırıldığı dönemde, isyana kaynaklık eden en stratejik bölgede görev yaptı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İsyanda yaşadıklarını ölümünden sadece bir hafta önce 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde anlattı ve anlatımlarının kameraya kaydedilmesini istedi. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çiftçi, kamera kaydında Hozat’taki ilk günlerini şöyle anlatıyor:&lt;em&gt;&lt;strong&gt; ‘Dersim’e gittiğimizde Hozat’ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade Birliği’ydi. Bölüğümüzün çoğunluğu Urfalı’ydı. Askerler hep Kürttü. Sarp bir coğrafyası vardı. Dağlar çok yüksekti, tıpkı Ağrı Dağı gibi. Erkekleri hayvan derisinden çarık giyerlerdi. Ne kar bilirlerdi, ne soğuğu. Çok dayanıklı ve güçlülerdi.’ ‘Üzerimize taş atarlardı’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Abdullah Çiftçi’yi en çok etkileyen şey operasyonlarda yaşadıkları olmuş. Çiftçi, operasyonlar sırasında köylülerin silahla değil, taşlarla kendilerine karşı savaştıklarını anlatıyor:&lt;em&gt;&lt;strong&gt; ‘Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiğimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleşen isyancılar üzerimize taş atıyorlardı. Atılan taşlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluşurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden. Operasyonlar sırasında çatışmalar da olurdu. Bazı günler 10 isyancıyı ölü olarak ele geçirirdik.’ ‘Hayvanları kesip yerdik’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; ...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;‘Gıda sorunumuz yoktu. Ahırlardan binlerce inek çıkardı. İnekler küçük memeliydi. Onların hayvanlarını kesip yiyorduk. Onların köpeklerini, eşeklerini serbest bırakıyor, geri kalan hayvanları kendimize alıyor, sonra da evlerini ateşe veriyorduk. 2 yıl böyle sürdü.’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Abdullah Çiftçi, köy baskınları sırasında yaşanan katliamları ise ayrıntılı şekilde anlatıyor. İşte Çiftçi’nin anlattıkları: &lt;em&gt;&lt;strong&gt;‘Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiğimizde köyün yetişkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makinalı silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. Kimseyi dinlemiyorduk. Tuttuk mu bırakmazlardı, öldürürlerdi.’ ‘Çocuklar birbirine sarılırdı’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;...‘&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman’ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çiftçi’nin anlatımları katliam sırasında yaşanan çifte standardı da gözler önüne seriyor:&lt;em&gt;&lt;strong&gt; ‘Hozat’ın karşısında bir köy vardı. Ona dokunmazlardı. Türk köyü olduğu söyleniyordu. Operasyona gittiğimizde komutanlarımız sadece köyün içine girerlerdi. Bizim girmemize izin vermezlerdi. Kendileri bizzat sağ olanları çıkartırlardı.’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;‘Niçin katlettiğimiz bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk....&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;‘Gördüklerim söylenmez... Söyleyemem. Ama ben gördüm, yaşadım. Geçen yıllarda hocaya gittim. Hocaya olayları anlattım. Yalnız dedim ki namlumu kimseye çevirmedim. Onları vururken zorlanıyorduk. Ama elimizden bir şey gelmiyordu. Ne yapabilirdik ki? Ben rahatsız olsam ne yapabilirdim ki? Askerim ben. Köyleri hep yaktık yıktık. Bir kişi dahi sağ bırakmadık. Yaktığımız köy sayısı 10 kadardı. Hatırladığım köy isimleri Karaoğlan, Ayvacık, Qazi köyleriydi. Hala Dersim’e giden askerlere soruyorum oraları. Hala o köyler yıkıkmış...’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Abdullah Çiftçi’yi tanıyan herkes, Çiftçi’nin Dersim’de askerlikten döndükten sonra uzun süre içine kapandığını, kimseyle konuşmadığını belirtiyor. Oğlu Yusuf Çiftçi, babasının bazı geceler uykusunda konuştuğunu, bazen de çığlık çığlığa uyandığını söylüyor. Çiftçi, babasına ilişkin şunları anlatıyor: &lt;em&gt;‘Öleceğine yakın herkese Dersim’de yaşadıklarını anlatmaya başladı. Sık sık Allah kimseye göstermesin, gördüklerimi, yaşadıklarımı derdi. Dersim insanına çok yakınlık duyardı. Dersim’e askerliğe giden köy gençleri ile konuşur, oraları sorar, bilgi almak isterdi. Son olarak konuşacağım, kameraya alın dedi. Zaten konuştuktan bir hafta sonra da merdivenden düştü ayağını kırdı. Doktorlar ayağı düzelmiş dediler, ama kısa süre sonra yaşamını yitirdi.’&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çiftçi’yi tanıyanlardan biri de Aşağı Karkutlu Köyü Muhtarı Ethem Polat’tı. Polat, Çiftçi’yi şöyle anlatıyor:&lt;em&gt; ‘Anlatınca dalar giderdi. ‘Komutanlarımız Türktü ama asker ağırlık olarak Kürttü’ derdi. Anlatırken sürekli duygulanıp ağlardı. ‘Nasıl böyle bir şey oldu’ deyip duruyordu. Sürekli ‘anlatılmaz’ diyordu. ‘Allah kimsenin başına vermesin’ derdi.&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Dersim Katliamı Dersim İsyanı, 21 Mart 1937 gecesi başladı. İsyan kısa sürede genişledi. İsyanın genişlemesi üzerine devlet isyanı bir dizi harekat ile denetim altına almaya ve bastırmaya çalıştı. Özellikle Laç Vadisi ve Kutu Deresi bölgesinde binlerce kadın ve çocuk öldürüldü. İsyan sırasında 9 adet savaş uçağı kullanıldı. Köyleri bombalayan, sivil katliamlar gerçekleştiren uçakları kullananlardan biri de Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’di. İsyan sürerken 1937’de isyan lideri Seyit Rıza idam edildi. 1938’de bastırılan isyanda 90 bin Kürt katledildi. İsyandan sonra da Dersim ismi Tunceli olarak değiştirildi. Binlerce Dersimli de yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderildi. Dersim’de yaşananlar çok çevre tarafından katliam olarak değil soykırım olarak tanımlanmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;kaynak: Dersimhaber&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-3630580952313012881?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/3630580952313012881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=3630580952313012881&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/3630580952313012881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/3630580952313012881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/08/69-yl-sonra-konutu.html' title='69 yıl sonra konuştu'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RryDmip-hiI/AAAAAAAAACE/u7cguC3KUB4/s72-c/Abdullah_Ciftci-tanik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-7899545115450828583</id><published>2007-08-10T08:05:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:37.862-08:00</updated><title type='text'>1937-38 DERSİM JENOSİDİSİNİN KRONOLOJİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RryB4Sp-hhI/AAAAAAAAAB8/1CDOq0i5zkc/s1600-h/dersim38.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097091682357118482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RryB4Sp-hhI/AAAAAAAAAB8/1CDOq0i5zkc/s400/dersim38.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Jenosid Sürecinde Gelişen Olaylar&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;25 Aralık 1935 Tunceli Kanunu çıkarıldı ve Dersim adı Tunceli olarak değiştirildi. 6 Ocak 1936 Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu ve başına sömürge valisi yetkileriyle General Abdullah Alpdoğan atandı. Dersim’de stratejik merkezlerde kışla ve karakol inşaasına başlandı. Ardından gelen karakol baskınlarının nedeni işgal ve soykırım hazırlıklarını önlemekti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1937 YILI OLAYLARI (İSMET İNÖNÜ'NÜN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ ) 20/22 Mart 1937 (Kahmut Olayı) 1936‘da başlatılıp kış nedeniyle ara verilen kışla-karakol inşaası 1937 Mart’ında devam ettirilince, kesintiye uğrayan direniş de Karakol baskınları tarzında yeniden başladı. S. Rıza’nın köyü ve çevresi bombalandı. Türk askeri kaynakları ve Dersim’in hafızasının kaydettiği 1937 yılının ilk olayı 20-21 veya 21-22 Mart 1937 gecesi saat 11‘de Pah-Kahmut bucaklarını bağlayan Harçik Suyu üzerindeki tahta köprünün Demenanlılar ve Haydaranlılar tarafından yakılması ve civardaki karakola baskındır. Naşit Uluğ’a göre Dersimli büyük eylemleri genellikle 22 Mart sabahı başlatır, çünkü bu tarih güneşe tapılan devirlerden kalma bir inanç gereği kutsaldır, ilkbaharın da başlangıcıdır. Onun sözünü ettiği Dersim takvimindeki Newe Marti olmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;26-27 Mart veya 26 Nisan 1937 Seyit Rıza’nın oğlu Bıra İbrahim (Bava), babası adına askeri harekatın durdurulmasını talep etmek üzere gittiği Hozat dönüşünde Kırğan köyü Deşt’te misafir olduğu evde uyurken öldürülür. M. Nuri, bu siyasi cinayeti Alpdoğan’ın adamı Binbaşı Şevket’in adamlarının örgütlediğini yazar. S. Rıza, misilleme olarak Kırğan aşiretinin merkezi Sin bucağını ve karakolunu basar. Ordu, Kırğan aşireti eşliğinde saldırıya geçer. Böylece S. Rıza ve aşireti ile Bahtiyar aşireti de başlamış bulunan çatışmalara katılırlar. Çatışmalar fiilen toplu bir direnişe dönüşür. Aşiretler arasında genel bir birlik kurulamaz. Sadece Yukarı Abbas, Bahtiyar, Ferhad, Karabal, Yusufan, Demenan ve Haydaranlar’dan oluşan toplam 7 kadar aşiret kendi aralarında direniş için ittifak kurup Halvori-Vank civarında yemin ederler ve topluca direnişe geçerler. Alpdoğan, aşiretler arasında birleşmeleri engellemek, direniş kararı alan S. Rıza liderliğindeki yedi aşireti tecrit etmek için çabalar. Bu amaçla söylentisi dolaşan boşaltma ve sürgün kararını yalanlamaya, saklı tutmaya özen gösterir. Ajanları dolayımıyla aşiretlerarası kavgaları körükler, direnişin önderlerini ortadan kaldırmak için çalışır. S. Rıza ile bir toprak meselesi yüzünden anşlaşmazlığı bulunan yeğeni Rehberi ve çetesini kendisiyle işbirliğine ikna edip kullanır. Rehber, verilen görevleri yerine getirdikten sonra onu da öldürtür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nisan 1937 Askeri birliklere baskınlar. Direniş sürüyor. 1-3 Mayıs Mazgirt’e ve Mazgirt Köprüsü’ndeki birliklere saldırı. Sabiha Gökçe’nin de katıldığı 15 uçaklık bir filo Zel, Kırmızı Dağ, Yukarı Bor (Keçizeken) çevrelerini bombalar. 8 Mayıs Genelkurmay, Dördüncü Genel Valiliğe 8 Mayıs’ta genel tenkili (Bor/Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşacak hücüm harekatını) başlatması emrini iletir. 19 Mayıs Yukardaki emir üzerine 25. Alay Kırmızı Dağ zirvesini bir saldırıyla işgal eder, tespit edilen Nazımiye-Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşır. Bu saldırı için 19 Mayıs gününün seçilmiş olması dikkat çekmektedir. Bu saldırının başarısı Yusufanlılar‘ın ittifak yeminini bozup direnmeyişlerine, dahası orduya destek olmalarına bağlanmaktadır. Bu ani ilerleme savaş alanındaki sivil halkın Kalan ve Kutu derelerindeki sığınaklara yerleştirilmesine neden olur. Aşiretlerin çoğu tarafsız, bir bölümü devletten yanadır. Direnenler küçük bir azınlıktır. Üstelik ittifakçıların bir bölümü saf değişmiştir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;26 Mayıs Bahtiyar köylerine ordu baskını ve bu bölgede önceden boşaltıldığı görülen Resikan, Gözerek, Varuşlar, Çökerek ve Çat köylerinin yakılması. Mayıs Sonu ve Haziran Başı Haydaran, Demenan ve Yusufanlılar’dan bazıları teslim olur. 18 Haziran Başbakan İnönü Elazığ’a gelerek sürmekte olan harekatı görüşür. 22 Haziran Ordu birlikleri Zel, Bokir, Sıncık, Aziz Abdal dağlarını işgal ederler. Dersimli her dağ zirvesi, her bir vadi için, kısacası ülkesinin her karış toprağı için çetin bir direniş sergilerse de işgal ordusunun 19 Mayıs’ta ulaştığı hattı daha da içerilere (kuzeye) taşımasını engelleyemez. Direnişçi köyler yakılır, sürülere elkonulur. Haziran veya Temmuz Asker Tujik Dağı’nı işgal eder. Bu dağın eteğindeki İksor Vadisi’nde sığınaklarda bulunan çoğu kadın ve çocuk sivil halktan binlerce kişiyi imhaeder. Mağaraların girişi betonla kapatılarak veya ağzında ateş yakıp içine boğucu duman verilerek binlerce sivil yokedilir. Bu sırada can havliyle dışarı fırlayanlar vurulur. Kısacası İksor vadisinde tam bir katliam olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;9 Temmuz 1937 Dersim ulusal hareketinin S. Rıza’dan sonraki en önemli önderi Alişer, eşi Zarife’yle birlikte Rehber ve çetesi tarafından öldürülür. Sekiz-dokuz kişilik bu çeteye Hıde Pırço (Pırço’nun oğlu Hıdır) da katılır. Alişer ve eşinin kesik başları Elazığ’daki “Dersim Fatihi“ Abdullah Alpdoğan‘a yollanır. 17-18 Ağustos Bahtiyar mıntıkasında (Tokmakbaba-Titenik-Sarıoğlan üçgeninde) çetin çarpışmalar. S. Rıza’nın ikinci eşi, büyük oğlu Şeyh Hasan, üç torunu ve bin kişilik kuvveti bu çarpışmada katledilirler. Bazı kaynaklar bu çatışmaların Koçan mıntıkasında yaşandığını söylerse de bu doğru görünmüyor. 28 Ağustos Bu sıralarda direnişe S. Rıza ve Sahan önderlik etmekteydiler. S. Rıza Bahtiyarlılar arasında bulunuyordu. Direnişçi 6 aşiret reisinden yakalanmamış olan sadece bu ikiliydi ve Alpdoğan onların peşindeydi. 28 Ağustos günü direnişin önemli bir önderi olan Bahtiyarlı Sahan, General Alpdoğan tarafından satın alınan üvey kardeşi Pırço oğlu Hıdır tarafından uyurken öldürülür. Gövdesinden ayrılan başı Hozat’taki Türk kumandanına teslim edilir. Rehber’in çetesinden olan hain Hıdır, Hozat dönüşünde Sahan’ın kardeşi veya amcasıoğlu tarafından öldürülür. Bahtiyar direnişinin kırılması (ardından Bahtiyar kırımı yapılır) anlamına gelen Sahan’ın öldürülüşü, gerçekten de Dersim direnişinin sonu olur. Sağ kalan Bahtiyar direnişçileri S. Rıza’nın aşireti Yukarı Abbas kuvvetlerine katılırlar. Fakat Sahan öldürülünce yalnız kalan Seyit Rıza, direnişe çağırdığı tarafsız aşiretlerden bir şey çıkmayınca çok geçmeden yakalanır ya da bir versiyona göre teslim olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;5-13/15 Eylül S. Rıza Erzincan’a giderken veya gittiğinde yakalanır. Bir söylentiye göre yakalandığında komşu illere kaçmaya çalışıyordu. Bir diğerine göre kaçma girişimi yoktur. Kendi kararıyla Erzincan jandarmasına teslim olmuştur. Bir başka yoruma göre Erzincan valisi aracılığıyla görüşmeye çağrıldığı Erzincan’da beraberindekilerle birlikte tutuklanır. Bazı yaşlılara göre gittiği Pülümür yöresinde ihbar edilip yakalatılmış ya da bu ihbar üzerine gidip teslim olmuştur. Kaynaklarda Eylül’ün 5‘inde veya 10‘unda yakalandığı yazılıdır. Seyit Rıza’nın yakalandığı haberini 13-14-15 Eylül tarihli Tan, Kurun, Ulus gibi gazeteler vermektedir. Yakalanışına ilişkin ilk haber 13 Eylül tarihli gazetelerde çıkar. Türk basını ve yetkilileri ondan “Dersim’in en ileri ve son sergerdesi“ diye sözederler. Seyit Rıza’nın yakalanması üzerine Mustafa Kemal, İsmet İnönü, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay Abdullah Alpdoğan’a bu başarısı nedeniyle kutlama mesajları gönderir, bunu Alpdoğan’ın tarihi bir başarısı olarak tanımlarlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ekim ayı ortaları S. Rıza Erzincan’dan Elazığ’a götürülüp orda toplanmış bulunan diğer Dersimli esirlerle birlikte (toplam 58 kişi oldukları anlaşılıyor) askeri mahkemede Dersim’i isyana teşvikten ve bu isyana katılmaktan dolayı yargılanır. 15 Kasım Ekim ayı ortasında başlayan sözde yargılama 15 Kasım’da biter. 14 kişi beraat eder. Seyit Rıza da dahil 7 kişi idama, 37 kişi ağır hapis cezalarına mahkum edilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;15 Kasım’da Seyit Rıza (1860/62-1937) ve diğer altı kişi Elazığ Buğday Meydanı’nda şafakla birlikte infaz edilirler. Bu altı kişi, S. Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin, Kamer Ağa’nın oğlu Yusufanlı Fındık, Şeyhan reisi Usê Seydi, Demenan reisi Cebrail veya oğlu, Kureşanlı Hasan ve Haydaranlı Kamer Ağa’dırlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Seyit Rıza’yı bizzat götüren ve infazları izleyen İhsan Sabri Çağlayangil’in aktardığına göre Seyit Rıza’nın son sözleri şunlardı: Ewladê Kerbelayme [Kerbela evladı] Bêxetayme [Boyun eyme] Aybo, zulmo, cinayeto. [Bu zulüm ve Cinayete] Kente girmeye cesaret edemeyen Mustafa Kemal, bu sırada Elazığ garında infazların bitmesini beklemektedir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu idamlarala birlikte 1937 yılı direnişi sona erer. Zamanın Başbakanı İsmet İnönü (İso Ker), Seyit Rıza ve beraberindekilerin idamı üzerine verdiği demeçte, “Dersim meselesini ortadan kaldırdık...Dersim müşkilesinden kurtulduk“ derken, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi, “Tarihe Gömülen Dersim’e Dair“ başlıklı 18 Kasım 1937 tarihli yazısında, “Senelerden beri adına Dersim denilen mesele tarihin ummanına katılmış ve ebeddiyen ölmüştür“ demektedir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1938 YILI OLAYLARI (CELAL BAYAR'IN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ) 2 Ocak Dördüncü Genel Valiliğin Munzur-Merho-Mercan dereleri arasındaki bölgeyi ve Kalan Deresi havzasını boşaltma kararı ve bu kararı uygulama girişimi. Bunun üzerine Ovacık’tan gelen yedi jandarma devletin o tarihe kadar gizli tutulan asıl amacını ve 1937 direnişine katılmamış olmakla yaptıkları vahim yanlışı yeni farkeden Kör Abbas, Keçel ve Bal aşiretlerinden direnişçiler tarafından Mansul Uşağı Köyü’nde öldürülürler. Ardından Mercan Karakolu basılır. Bu sırada iki asker daha öldürülür. 1938 Ocağının başında sıranın kendilerine geldiğini anlayan adı geçen bölge aşiretleri ittifak halinde direnme kararı alırlar. “Askeri içimize sokmayalım, silahlanalım, ittifak yapmazsak hepimizi tek tek kıracaklar“ diyerek direnişe geçerler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1937‘deki Kahmut Köprüsü baskını nasıl kasıtlı olarak birinci askeri harekatın sebebi gibi gösterildiyse, Mansul Uşağı Olayı da bazı kaynaklar tarafından 1938‘deki İkinci harekatın nedeni gibi sunulmaya çalışıldı. Her iki olay da TC ordusu tarafından birer bahane gibi kullanıldılar. 1938‘deki ikinci harekat çevre illerden orduların aktarılması ve diğer hazırlıklar nedeniyle, daha da önemlisi dış dünyanın tepkisini çekmeyecek daha uygun bir fırsatın kollanması sebebiyle ancak 11-12 Haziran’da başlar. 11-12 Haziran İkinci harekatın (1938 harekatı) başlangıcı. Her taraftan Dersim’e giren TC orduları Kalan-Merho-Mercan vadilerindeki halkı boşaltmayı amaçlar. Burası, Buyer Bava-Mahmunut Gediği-Birman Gediği-Keller Komu-Katır Tepe-Koçgölbaşı-Badikan-Karasakal noktaları arasındaki bölgedir. Yani Munzur-Mercan dağlarının hemen dibindeki İç Dersim’in en kuzey bölgesidir. Zel ve Kırmızı dağlar hattının kuzeyi de harekatın kapsamına alınır. Kısacası 38 harekatının asıl hedefi Asıl/Eski Dersim‘dir, Kalman Ocağı’dır. Böylece yerinden yurdundan edilmek istenen İç Dersimli bir ölüm dirim savaşına girişir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;19-22 Haziran Boşaltılmak istenen diğer bölge Ali Boğazı ve çevresidir. 19-22 haziran günlerinde bu bölgede oturan Koçan grubu aşiretleri (Koç, Şam, Resik) de direnişe geçerler. 19 Haziran’da Amutka Karakolu kuşatılır ve çevredeki Türk birliklerine saldırılır. Çarpışmalar 22 Haziran’a dek sürer. 22 Haziran’da Koçan aşiretleri Ali Boğazı’na sığınmak zorunda kalırlar. Uçak filoları Ali Boğazı’na bomba yağdırır. Ali Boğazı’ndaki çarpışmalarla ilişkili bir Dersim deyişinde şöyle denir: Bu deyişte Dersim hududu Kızılbaşlığın hududu olarak tarif edilir. Sivas ve Erzurum da Dersim’e dahil gösterilir. Dersim’in devletle kavgası kuşaktan kuşağa süren bir kavga olarak, Kerbala’nın devamı ve Yezit’le kavga gibi tarif edilmektedir. Kureyşanlılar’ın Şeyhan kabilesi ile Yukarı Abbas aşireti Koçanlılar’ı desteklemek için direnişe geçerler. Böylece direniş doğusu ve batısıyla tüm Dersim’e yayılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;24-30 Haziran 24 Haziran günü İç Dersim’deki Dolu Baba (Tujik) işgal edilir. Ordunun köylerini ateşe verip halkını boşaltmaya çalıştığı Kırgat, Boduk, Midrik, Mitgel, Hotar, Ariki, Tenkali, Meraş, Keçeler köyleri ve Hikü mezrasının silahsız sivil halkı balta ve küreğe sarılır. Baltalı kürekli bu muharebe 28 Haziran’da kanla bastırılır. 29 Haziran’da Karasakal zirvesi işgal edilir. Reşat Hallı’nın verdiği rakkama göre 11-12 Haziran’dan 29 Haziran’a kadar tam 60 köy boşaltılır ve yakılır. Köyler ve ormanlar ateşe verilir, hayvanları dahil halkın nesi varsa “ganimet“ (ganimet, düşmandan ele geçirilen mala denir) olarak gaspedilir, sivil halk ve direnişçiler kurşuna dizilmek veya batıya sürülmek üzere “esir“ (düşmanın ele geçirdiği insanlar) edilip belirli noktalarda toplanır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Başbakan Celal Bayar, 29-30 Haziran 38‘de TBMM’de yaptığı konuşmada “ordularımız pek yakın zamanda...Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir“ der. Temmuz 2 Temmuz‘da asker Ahpanos, İksor ve Tujik dağına hücum eder. Çetin bir muharebenin sonucunda Tujik zirvesi işgal edilir. Kaçış yolları kapatılıp bir uçak filosu eşliğinde tek çıkış yolu olarak kasıtlı şekilde açık bırakılan Kalan Deresi’nde kırım yapılır. Devletin “haydut“ diye sözettiği 3 direnişçi kendilerini uçurumdan atarlar. 14-16 Temmuz’da Kalan ve Demenan direnişçilerinin imhasına çalışılır. Mağaralar ayrı ayrı abluka edilir. Kalan Deresi ve Demenan mıntıkası kasıp kavrulur. Ardından İç Dersim’de 1938‘deki zorlu muharebelerin ağıtlara konu olan en ünlüsü, Laç Deresi (Dere Laçinu) muharebesi olur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Laç Vadisi’ndeki çarpışmaların en şiddetlisi 19-24 Temmuz günleri arasında yeralır. Dersim’in en namlı silahşörleri Laç’ta birlikte dövüşür ve yarım asırdan çoktur dilden dile dolaşan bir destan yaratırlar. TC ordusunun hedefi direnişin son sığınağı olan Laç Deresi’ni ele geçirmekti. Üç dört koldan kuşatılan Laç Deresi inatla direnir. Sonunda direniş kırılırsa da sade halk arasında direnişçilerin intikamlarını fazlasıyla aldıkları inancı yaygındır: “Ma hefe xo quret, hefe tayine ki serra quret“. Halk, direnişçilerin tüfeklerinin arkasında yiğitçe düştükleri için onur duymaktadır: Mordem uyo ke pe tıfonge hode bımıro! Direniş kırıldıktan sonra vadinin tabanındaki mağaralar ve kayalıklar kuşatılır. Top ve makinalı ateşi ve tahrip kalıpları atılarak bu mağaralar içindekilerle birlikte imha edilir. Dışarı fırlayanlar vahşice öldürülür. Kimisi kendisini Munzur Suyu‘na atarak intihar eder. 19-24 Temmuz arasındaki çarpışmalarda Laç’ta 216 direnişçi katledilir. Kırık Mağara’da dinamitle imha edilmekten korkan ve R. Hallı’ya göre aralarında Demenan’ın en önemli kolbaşılarından Hese Gewe ile Demenan reisi Cebrail Ağa’nın oğlu Hüseyin’in de bulunduğu 42 direnişçi teslim olur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ardından 27-30 Temmuz günleri arasında Mameki ve Erzincan tugayları ile Haydaran bölgesine yönelinir. Vartinik, Göldağı, Zel Dağı, Hengırvan, Zağge, Aşağı Rabat, Kutu Deresi girişi, Kerenko, Karasakal ve Buyer Bava’yı kapsayan tüm bölge kuşatılır. 1-10 Ağustos Kuşatılan Haydaran bölgesindeki tüm direnişçiler mağaralarda sıkıştırılır. 100‘den çok direnişçi öldürülür. 2-3 Ağustos’ta mağara ve kaya kovukları aranır. Çok sayıda direnişçi ve hayvan imha edilir. Hayvanlar ve eşyalar müsadere edilir. Direnişçi köyler yakılır. Ardından sıra genel bir taramaya gelir. 10-31 Ağustos (“Üçüncü Askeri Harekat“) Bu harekat toplama, toplu halde kurşuna dizme ve 1931‘de İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın raporunda planlanan Batıya toplu sürgünün hayata geçiriliş safhasıdır. Bu tarihler arasında Dersim’in her tarafında aynı anda başlatılan ve amacı “girilmemiş hiç bir yer bırakmamak“ olan genel bir operasyon yapılarak ‘yasak bölgeler‘in içinden ve dışından en az 5-7 bin kişinin (aşiret reisleri, kolbaşılar, seyitler ve aileleri) batı illerine nakli ve iskanı başlatılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dördüncü Genel Müfettişliğin önerisi ve içişleri Bakanı’nın onayı ile yerleşime yasaklanan, sürgün ve iskanı kararlaştırılan bölgeler iki adettir: 1-Kutudere-Kırmızıdağ-Haçılıdere hattından Mercan dağları eteğindeki Karacakale’ye kadarki bölge, 2-Ali Boğazı ve çevresi, yani Koçan bölgesi. Bu sırada her yanda terör estirilir. 12 Ağustos’ta bir uçak filosu Ali Boğazı’nı bombalar. 13 Ağustos’ta Kırmızı Dağ çevresindeki çatışmalarda 300 direnişçi öldürülür. Aynı gün Ali Boğazı ve Tağar Deresi tabanındaki harekatta komlar yakılır, hayvan sürüleri gaspedilir. 14 Ağustos’ta 83 Demenanlı ve Haydaranlı direnişçi öldürülür. 15 Ağustos’ta Laç Deresi tabanında yeni bir tarama yapılarak 281 Demenanlı ve Haydaranlı öldürülür. Batıya nakledilmek üzere toplanan Yusufanlılar’ın 149‘u imha edilir. 15 Ağustos’ta Zımeq ve çevresinde çok sayıda direnişçi (“asi“) imha edilip köyleri yakılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Batıya sürülmek üzere insan avına çıkan 41. Tümen Deşt yöresindeki köylerde direnişle karşılaşır. Direndikleri ve direnişçilere yataklık ettikleri gerekçesiyle Zımek/Zımbık, Xeç, Kirnik ve Bornak köylerinden 395 kişi öldürülür. Şıxmamed aşiretinin merkezi Hiç (Xeçe) köyüne bir gece baskını yapılarak top-mitralyöz ateşi ve süngüyle toplu kırım yapılır. Hiç ve Zımek toplu kırımı işte bu sırada, 15 Ağustos günü yapılmıştır. Yine 15 Ağustos günü Çukur ve Pah civarındaki taramada çok sayıda Haydaranlı imha edilir. 31 Ağustos’ta yeni bir tarama hareketiyle esir edilmiş olan binlerce kişi kafileler halinde Batıda saptanan yerlere sevkedilirler. Hozat’a getirilen Karaca seyitleri ve halkı makinalı tüfeklerle katledilir. Sanırım Sarı Saltıklı Seyit Seyfi Dede de bu olayda öldürülür. Böylece 31 Ağustos’ta askeri harekat tamamlanır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK: DersiM HaBeR Ajansı 2007&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-7899545115450828583?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/7899545115450828583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=7899545115450828583&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7899545115450828583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7899545115450828583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/08/1937-38-dersim-jenosidisinin.html' title='1937-38 DERSİM JENOSİDİSİNİN KRONOLOJİSİ'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RryB4Sp-hhI/AAAAAAAAAB8/1CDOq0i5zkc/s72-c/dersim38.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-6372676469591541303</id><published>2007-08-08T09:34:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:38.126-08:00</updated><title type='text'>KİMLİK, KÜLTÜR VE KÜLTÜREL ÖZGÜRLÜK</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RrnxLCp-hgI/AAAAAAAAAB0/dFXFCjbslho/s1600-h/tertele2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096369625340216834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RrnxLCp-hgI/AAAAAAAAAB0/dFXFCjbslho/s400/tertele2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:1957mehmet@planet.nl"&gt;Mehmet YILDIZ&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Katliamcı, asimlasyoncu, ve inkarcı (Türkçü ve Kürtçü) politikalara karşı Dersim’in çok ağır bir tahribata uğramış etnik-kültürel kimliğini korumak üzere çaba sarfeden insanlarımıza destek vermek her Dersimlinin en başta gelen görevi olmalıdır. Dersimlilerin bu ölüm-kalım savaşını kazanabilmeleri için bir manifestonun ilan edilmesinin gereğine inanıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Manifesto prensiplerimizi, hedeflerimizi ve o hedeflere ulaşmak için hangi araçları kullanmamız gerektiğini açıklar. Dersimlilerin Diriliş Manifestosu’nda neler olmalı? Bu soruya rasyonel bir tartışma aracılığıyla genel kabul gören bir cevap verebiliriz. Benim bu konudaki önerilerim şunlardır: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1) Manifestonun amacı Dersimlilerin politik düşüncelerine bir homojenlik kazandırmak veya bir nevi etnik-kültürel bir ideoloji oluşturmak değildir. Dersimliler politik homojenlik yanlısı değildirler. Politik pluralizm politik tek seslilikten daha iyidir. Örneğin Dersimlilerin bir kısmının pazar ekonomisinden, bir kısmının sosyal demokrasiden bir kısmının da sosyalizmdan yana olması gayet doğaldır. Keza ideolojiler rasyonel tartışmaya açık olmayan kapalı sistemlerdir. İdeolojiler hemen her soruya verilmiş hazır ve yekpare cevapları içerirler. Bunun dogmatizm ve otoritarizmle sonuçlanması kaçınılmazdır. Dersimlilerin ne politik tek sesliliğe ne de ideolojilere ihtiyacı vardır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;2) Dersimliler etnik-kültürel, sosyal, ekonomik ve politik sorunlarının çözümünde çağdaş sosyal bilimlerden azami derecede yararlanmalıdırlar. Bilim, rasyonel tartışmaya, akla, mantığa, deneye ve kanıta dayanır. Bilimsel sınavdan başarıyla çıkmış hazır bir teori yoktur. Özellikle Marksizmin bilimsel bir teori olmadığının vurgulanmasında özel bir yarar vardır. Çünkü Marksizmin bilimsellik iddiası hâlâ Dersimli gençlik arasında şu veya bu ölçüde etkili olabilmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;3) Dersimlilerin politik tercihlerini her zaman radikal projelerden veya devrimden yana yapmaları şart değildir. Büyük çaplı radikal projeler yararsız, ütopik ve tehlikelidirler. Dersimliler küçük ama somut yahut gerçekleştirilebilir olan projelerden yana olmalıdırlar. Dersimlilerin “ulusal” veya “proleter devrim” gibi radikal ve tehlikeli projeleri gerçekleştirme gücü ve niyeti yoktur. Dersimlilerin omuzuna hâlâ bu tip projeleri yüklemek isteyen insanları aklın ve mantığın yoluna çağırmak gerekir. Bu gibi bir çağrıyı dikkatte almamaları durumunda bu insanları bu yönüyle hiç mi hiç ciddiye almamak gerekir. Dahası, bu insanlara sağduyusunu yitirmiş, realiteyle bağını koparmış, idrak mekanizması dumura uğramış, cahil olduğu halde büyük sırlara vakıfmış gibi çalım satan zeka-özürlüsü muamalesi yapmak gerekir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;4) Dersimliler Kızılbaştırlar. Çoğunluğu Kirmancki/Zazaki konuşur. Dersim’de Kırdaşki de konuşulur. Dersimlilerin Sünni Zazalarla dil birliği vardır. Dersimliler Kırmancki ve Kırdaşki konuşan kesimleri arasında her hangi bir ayrım yapmazlar. Dersimliler “biz” yahut Kırmanciye derken Kırmancki ve Kırdaşki konuşan Kızılbaşları kastederler. Dersimlilerin ayrıca Alevi Türkmenlerle de tarihsel-kültürel bir bağı vardır. Dersimlilerin kültürel kimliği çok yönlüdür. Dersimliler kültürel özgürlüklerini hiç bir zaman başka gruplara veya halklara yeni bir kimlik dayatma şeklinde ifade etmemişlerdir. Sünni Zazaların yine sünni Zaza, Kürtlerin yine Kürt ve Türklerin yine Türk kalmasında hiç bir sorun yoktur. Kimse bizim tarifimize göre pozisyonunu yeniden gözden geçirmek veya yeni özellikler kazanmak zorunda değildir. Bizim kimlik tarifimizin hasımhane bir yanı yoktur. Dersimliler herkesi olduğu gibi kabul ederler. Dersimliler aynı biçimde kendilerine dışardan veya içerden yeni kimlik önerenleri şiddetle reddetmelidirler. Dersimliler bu çerçevede yapılan tartışmaların büyük çogunluğunu, inkarcı-ırkçı (Türkçü veya Kürtçü) ve terbiyesiz bulurlar. Dersimliler her normal halk gibi atalarının kültürel kimliklerini çocuklarının kültürel kimliği olmasını isterler. Kırmancki ve kızılbaşlık en temel iki unsurdur. Dersimlilerin kimliğini en iyi aşağıda adı geçen (katledilen 60 bin insanimizi temsilen) tarihi şahsiyetlerin kimlikleri sembolize etmektedir: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;...UŞÊNÊ YIVRAİMİ, RAYVER UŞÊ, ALİYÊ MİRZALİYÊ SILEMANİ, CIVRAİL AĞA, LAZÊ CIVRAİL AĞAY HESEN AĞA, LAZÊ QEMER AĞAY FINDIQ AĞA, WUŞÊNÊ SEYDİ, HESENÊ YİVRAİMÊ QIJİ, SEY RIZA, YIVİSÊ SEY KHALİ, MIRZÊ SILÊ HEMİ, CIVÊ KHÊJİ, HESÊ GÊWE, SILO PHIT, ALİYO QIZ, HESÊ KHALÊ GONCİ, QEMER AĞAÊ MUREXANU, ÇÊ XIDIRÊ PHEDIJİ, ALI SÊR EFENDİ, HERMETA ALİ SÊR EFENDİ ZERİFE XANIME, BESA ŞİAE, SENGAL XANIME, MELEK XANIME, LAZÊ SEY RIZAY. SAAN AĞA, QOPO AĞA, MUZUR AĞA, ALİYÊ GAXİ, ALİ EFENDİYÊ QILAÇİ, XIDÊ ALÊ İSME, XELİL BEG, SOÊ WUSEN BEG, WELİYÊ WUŞÊNÊ YIMAMİ, ÇÊ RAYVERÊ QIJİ, SEY QAJİ, ALAWERDİ, SILO QIZ, SEY WUŞÊ... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;5) Hümanizm, demokrasi ve insan hakları Dersim kültürünün temel yapı taşlarıdırlar. Dersimliler her türlü ırkçılığı, dinsel fanatizmi, şovenizmi ve kabileciliği reddederler. Dersimliler kültürleri, dilleri ve dinleri ne olursa olsun bütün insanlar arasında rasyonel bir iletişimin ve tartışmanın mümkün olduğuna inanırlar. Herkes aklıyla düşünür. Kimse diniyle veya kanıyla düşünmez. Bir iddianın realiteyi yansıtıp yansıtmadığı evrensel olarak, yani bütün insanlar için objektif ve geçerli sayılabilecek bir tarzda çözüme kavuşturulabilir. Kültürler veya dinler savaşı kaçınılmaz değildir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;6) Dersimlilerin hümanizmi rasyonel bir hümanizmdir. Duyguya değil akla dayanır. Baskı altında ve acı çeken bütün insanların duygularını her zaman paylaşamayız. Bu bizim için çok yıpratıcı olur. Her acıyı bu kadar yakından hissedersek akli yeteneklerimizi kullanamayız ve dolayısıyla kimseye yardım edemeyiz. Ama herkesle, özellikle komşularımızla ilgiliyiz. Örneğin Türklerin son derece anti-demokratik, şovenist, mafyacı ve militarist olan politik kültürüyle yakından ilgilenmek zorundayız. Türkler cinayete, katliama, işkenceye, tecavüze, yakıp yıkmaya ve sürgüne dayanan devlet anlayışlarını değiştirseler bu çok iyi olur. Keza Kürtlerin kültürleri içinde bir dizi insanlıkdışı unsuru taşıyor. Örneğin Kürtler tecavüze uğramış 11-12 yaşlarındaki kızlarını namus temizleme adına öldürmeseler iyi olur. Keza Kürtler Kürt canilerle Türk caniler arasında herhangi bir ayrım yapmadan tüm işkence ve cinayetleri mahkum etseler bu çok iyi olur. Mağduru kendi başına maruz kaldığı zulüm hümanizm öncüsü yapmaz. Her kosul altında demokratik bir vicdan sahibi olmak ve zalime zalimleşmeden cevap vermek gerekir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;7) Kürtler ve Türkler İslamın daha az saldırgan bir yorumunu yapsalar bundan memnun kalırız. Anadolu’da İslam ve Türklük (Osmanlılık) adına ortaklaşa işlenen insanlıkdışı suçların bir muhasebesini yapmanın zamanı gelmiştir. Bugünkü Kürdistan’ın büyük kısmı daha 1915’e kadar Ermenistan’dı. Ermeni katliamında birinci dereceden sorumlu Türkler, ikinci dereceden sorumlu Kürtlerdir. Kürtlerin Ermeni konaklarına yerleştirilmesi yalnızca Türklerin alicenaplığını değil, fakat aynı zamanda Kürtlerin ortaya koydukları “yararlı olma” durumunu gösterir. Katledilen Ermeni kadınlarının ve çoçuklarının fotoğraflarına bakınca bunu görüyoruz. Onun içindir ki dili olsaydı bu kadınlarının ve çoçukların “sen kesinlikle dogruyu söylüyorsun” derlerdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;8) Türklerin ve Kürtlerin sorunları bizi yakından ilgilendirir, ama biz Türk veya Kürt rolünü üstlenmemeliyiz. Türkçülük veya Kürtçülük bizim işimiz değildir. Türkçü ve Kürtçü politik partilerde ve örgütlerde bizim yerimiz yoktur ve olmamalıdır da. Türkçü ve Kürtçü parti ve kuruluşlar bizim nasıl bir kimliğe sahip olmamıza karar veremezler. Türkçüler ve Kürtçüler bize karşı artık saygılı olmak zorundadırlar. Biz işgalci askerlerle yerli kızların birleşmesinden türemiş ne idüğü belirsiz ve bize dayı ve amca olmak isteyenler tarafından çekiştirilen bir grup değiliz. Bizim bir tarihimiz, kültürümüz, şahsiyetimiz ve ülkemiz var. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;9) Batı Avrupa medeniyeti ile bizim kültürel kimliğimiz arasında çok sayıda büyük parallelikler vardır. AB bize yardım edebilecek bir kuruluştur. Avrupa halkları kültürel olarak bize çok yakındırlar. Kapitalizmin adaletsizliklerine yönelik eleştirilerimiz Avrupa devletlerinin bizim için bir hayli önemli oldukları gerçeğini karartmamalı. Bu gibi “tavizsiz” bir anti-kapitalizm yanlısı olmak akılsızca bir harekettir ve bu tutum sonuçta yalnızca bizi imha etmek isteyenlerin işine yarayabilir. Derdimizi ifade edebileceğimiz her Avrupa kuruluşunun kapısını çalmakta terreddüt etmemeliyiz. Bizim mücadele metodlarımız Avrupa hukuk sistemi içinde meşru görülenleri aşmamalıdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;10) Türk devletiyle veya diğerleriyle sorunlarımızı Avrupa nezdinde tartışmamızın çok büyük bir önemi vardır. Bu uzun vadede muhataplarımızı rasyonel bir tartışmanın kurallarına uygun davranmaya zorlar. Her şeyin prüzsüz bir biçimde çözüme kavuşturulabileceği beklenemez, ancak Avrupalıların doğrudan tartışmaya girmesi muhataplarımızın keyfi olmalarını ciddi bir biçimde engeller. Örneğin Türk devleti, Türk üniversiteleri, Türk politik partileri, Türk medyası, yani kısacası hemen herkes Ermeni katliamını inkar ediyor. Pek çok Avrupa devleti söz konusu inkarcılığı insanlıkdışı ve kriminal bir tutum olarak tanımlıyor. Türkler bu tutumlarıyla bu ülkelerde tutuklanırlar. Tıpkı Holocaust’u inkar eden Nazizm yanlıları gibi. Böylece Türklerin azınlıklara reva gördükleri ve son derece normal saydıkları politikaların aslında hiç de normal olmadığını öğrenmelerinin imkanı doğuyor. Oysa düne kadar Türklerin yaptığı katliamları dile getirenler desteksiz, caresiz ve yalnızdılar. Türkler bu insanları ya öldürüyorlardı ya da işkencelerden geçirerek hapis cezasına mahkum ediyorlardı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;11) Türklerin tartışmalarda ordu, polis veya MİT’i kullanması gittikçe artan bir bir biçimde zorlaşıyor. Türkler Avrupa kamuoyunu, Avrupalı hukukçuları, politikacıları, gazetecileri, tarihcileri ve bilim adamlarını terörle korkutamazlar. Türkler karşı tarafı ikna etmek için yalnızca argüman öne sürebilirler. Keza Avrupa’da ne M. Kemal, ne de Türk ulusu yüce varlıklar olarak kabul edilmektedir. Türklerin kendi kendilerine atfettikleri yücelik sıfatı herhalükarda bir argüman değildir ve bu nedenle rasyonel bir tartışmada kullanılamaz. Herkes Türklerin kölesi değildir. Efendinin köleleriyle tartışma sürecinde yaptığı keyfilikleri tekrarlaması onun yalnızca irrasyonelligini ve tartışma ahlakına uygun davranmadığı gösterir. Türkler medenileşebilirler ama barbarlıkların savunulması suretiyle bu işin başarılması imkansızdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;12) Dersimlilerin maruz kaldıkları zülmün ve katliamların dosyasını hazırlamanın ve barbarı medeniyete şikayet etmenin zamanı gelmiştir.&lt;br /&gt;Mehmet YILDIZ&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;Dersim Forum&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-6372676469591541303?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/6372676469591541303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=6372676469591541303&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6372676469591541303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6372676469591541303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/08/kimlik-kltr-ve-kltrel-zgrlk.html' title='KİMLİK, KÜLTÜR VE KÜLTÜREL ÖZGÜRLÜK'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RrnxLCp-hgI/AAAAAAAAAB0/dFXFCjbslho/s72-c/tertele2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-161786267757074475</id><published>2007-08-08T08:54:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:38.309-08:00</updated><title type='text'>Seyit Rıza'nın Mezarı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rrnpzip-hdI/AAAAAAAAABc/s9EqtlJbW7g/s1600-h/seyidriza.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096361525031896530" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rrnpzip-hdI/AAAAAAAAABc/s9EqtlJbW7g/s400/seyidriza.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Elazığ Valiliği, 69 yıl önce idam edilen  lider Seyit Rıza'nın mezarını bulmak için kızı Polat'ın yaptığı başvuruyu, "Süresi içinde dava açmadınız. Taraf değiliz. Kayda rastlamadık" şeklinde yanıtladı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Avukat Aygün "AİHM'ye kadar gideceğiz" dedi. Devlete başkaldırdığı gerekçesiyle bundan 69 yıl önce Elazığ'da idam edilen Dersimli Onderi Seyit Rıza'nın mezarının bulunması kolay olmayacak.&lt;br /&gt;Geçen yıl Elazığ Valiliği'ne başvuran Seyit Rıza'nın kızı Leyla Polat, "Süresi içinde dava açmadınız. Davaya konu olayda Valiliğimizin taraf sıfatı yok" yanıtını aldı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Valilik: Hiçbir kayda rastlamadık&lt;br /&gt;Valilik, belediye, savcılık ve sağlık müdürlüğüne başvurarak arşivlerin araştırılmasını ve bilgi verilmesini talep etti fakat bir kayda rastlanmadığı açıklandı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Haziran sonunda Elazığ İdare Mahkemesi'ne başvuran Polat'ın avukatı Hüseyin Aygün, dilekçesinde "Seyit Rıza'nın cenazesinin istenmesi insani bir taleptir. İdareden para ve tazminat istemiyoruz. Bu talep zamanaşımıyla sınırlandırılamaz" dedi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Dilekçesinde infazlara tanık olduğu savunulan İhsan Sabri Çağlayangil'in mezarın Elaziğ'da bulunduğuna dair sözlerine atıf yapan ve kaynak olarak İsmet Bozdağ'ın Truva Yayıncılık'tan çıkan "Kürt İsyanları" kitabını gösteren Aygün, İdare Mahkemesi'nde mezarın yerinin Meclis ve Genelkurmay Başkanlığı'na sorulmasını da talep etti.&lt;br /&gt;Sonuç alınmazsa AİHM'e gidilecek &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Aygün, sonuç alamazsa başvuruyu Danıştay'a, talebin karşılanmaması durumunda da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşımayı düşünüyor.&lt;br /&gt;Mezar yerinin bulunmasından çok umutlu olmadıklarını ifade eden Aygün, "Cumhuriyetin kuruluş yıllarında meydana gelen bütün Kürt hareketlerini takiben yapılan infazlar sonrası cenazeler verilmedi" dedi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Seyit Rıza ve arkadaşları, Elazığ Örfi Mahkemesi'nin verdiği karar ile "idam" cezası ile cezalandırılmış, hüküm 18 Kasım 1937 günü Elazığ'da infaz edilmişti.&lt;br /&gt;Dönemin şartlarında infaz sonrası cenazeler ailelere verilmediği gibi bugüne kadar müvekkiller cenazeler konusunda bilgilendirilmedi. Sonuç olarak Seyit Rıza'nın nereye gömüldüğünü kimse bilmiyor. (EÖ/EÜ)&lt;br /&gt;BİA, Erol ÖNDEROĞLU 01/08/2007 &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-161786267757074475?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/161786267757074475/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=161786267757074475&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/161786267757074475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/161786267757074475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/08/seyit-rzann-mezar.html' title='Seyit Rıza&apos;nın Mezarı'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rrnpzip-hdI/AAAAAAAAABc/s9EqtlJbW7g/s72-c/seyidriza.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2124213572277335417</id><published>2007-07-23T16:38:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:38.862-08:00</updated><title type='text'>1900'lardan  Mustafa KEMAL'e Kurmanc ve Kırmanc ALEVİLER</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rrntyyp-hfI/AAAAAAAAABs/57JQdFmFong/s1600-h/Dersimonderleri.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5096365910193505778" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rrntyyp-hfI/AAAAAAAAABs/57JQdFmFong/s400/Dersimonderleri.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;15 2007 at 6:38&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mazhar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Anadolu kırsalında yaşayan Aleviler, iki dinsel merkeze sahipti. Birincisi Hacı Bektaş tekkesi, diğeri ise Dersim (bugünkü Tunceli) bölgesi idi. Geçmişi 14. yüzyıla kadar giden Hacı Bektaş tekkesinin, doğu bölgeleri hariç Anadolu Alevileri için önemli bir yeri vardı. Bu merkezden kırsal bölgelerdeki Alevilerin büyük bölümü yerel ‘dedeler’ aracılığıyla yönetilmekteydi. Tekke’den buralara yapılan yıllık ziyaretlerle ilişkiler pekiştirilmekteydi. Bektaşi tekkesinin sahip olduğu geniş taraftar ağını yaratmasında, onun Osmanlı merkeziyle olan ilişkileri belirleyici olmuştu. Kurulduğu geç Orta Çağ’dan, kısa bir dönem için kapatıldığı 1826 yılına kadar, bu ilişki yalnızca 16. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı – Safavi savaşları süresinde kırılma noktasına gelmişti. Osmanlı’nın Şii Safavilerle yaşadığı sürtüşmelerin bedelini Anadolu’daki Aleviler ödedi. Osmanlılar, Safaviler’le işbirliği içinde olan Alevilere karşı sert tedbirlere başvurmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmparatorluk açısından bakıldığında tekke, Anadolu’daki aykırı Türkmen aşiretlerini kontrol etmek için bir araçtı. Aşiretler açısından ise, kendileriyle aynı inancı taşıyan bu tekkeye bağlı olmak, merkezi baskıdan korunmak için bir kapıydı. Bu yüzden, tekke, aşırı aykırı düşüncelerin sızması ve İran tehdidine karşı ‘gözetim’ altında tutuldu[8]. Her iki ihtimalin giderek ortadan kalktığı ve Alevilerin politik merkezlerden uzak, kırsal alanlara uzun süren geri çekilişleri, tekkenin aracı işlevini bir derece azalttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden onun 1826 yılında kapatılması, Alevi nüfusun şüpheli faaliyetleri yüzünden değil, kuruluşundan bu yana kendisine bağlanan Yeniçeri Ocakları’yla ilişkilerinden dolayı idi. 19. yüzyılın ilk yarısında yürürlüğe konulan reformların uzantısında bu birlikler ortadan kaldırıldığında, tekke de onlarla ruhani ilişkilerinden dolayı payını almıştı. Bektaşi tekkesinin etkili olmadığı doğu bölgelerindeki Aleviler için ise merkez, dağlarla çevrili Dersim bölgesiydi. Burada dini merkez bir tekke etrafında değil, kendilerini Ali soyuna bağlayan ve ‘Seyit’ unvanı taşıyan kutsal aileler çevresinde örgütlenmişti. Bölgedeki aşiretler için inancın ruhani merkezlerini bu aileler oluşturuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgenin bir Kürt beyliği olarak imparatorluktan aldığı özerklik, merkezi yönetimin uzun süre bölgeye olan ilgisizliği ve aşiret sisteminin ayakta durması, yakın bir zamana kadar idarenin denetiminden uzak yaşamasını sağlamıştı. Bu da bölgede çalışma yapan seyitlerin faaliyetlerini sürdürmelerini kolaylaştırmıştı. Bu ailelerden en önemli olan Ağuçan, Derviş Cemal, Kureyş ve Baba Mansur Seyitleri aşiretleri karmaşık bir sistemle kendilerine bağlamışlardı. Aşiretlerle kurulan ruhani ilişki kalıtsal olarak kabul gördüğünden, kuşaklar ve bölgesel dağılımdan etkilenmemişti. Nitekim, Dersim yöresinden 17. yüzyıldan itibaren Sivas, Malatya, Maraş, Muş, Erzincan ve Erzurum gibi illere dağılan aşiretler, ilişkinin aksaması değil genişlemesini sağlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşiretlerle birlikte onlar da göçlere katılmış, ya da Seyit ailelerinin üyeleri Dersim’den bu bölgelere yaptıkları yıllık ziyaretleriyle ilişkilerin sürmesini sağlamışlardı. Seyitler, Dersim aşiretleriyle birlikte çevre illere yayılmalarına rağmen, taraftarları arasına Kürt aşiretlerin dışında başka etnik kimlikleri dahil edemediler. Onlar, zaman içerisinde bu aşiretlerin özelliklerini almadan da kendilerini kurtaramadılar. Seyit aileleri, tıpkı aşiretler gibi, iki düzeyde iç farklılık gösterirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi, onlar gibi kendi içlerinde ve aralarında ailesel bazda bölünmüş olmak; ikincisi, yine aşiretler gibi Zazaca ve Kurmanci olmak üzere iki dil konuşuyor olmak. Bu faktörler, onların çalışma alanlarını sınırlamakta ve kendi içlerinde bir merkezin çıkmasını engellemekteydi[9]. İmparatorluğun Balkanlar ve Orta-Doğu’da toprak kaybı, Anadolu’nun, dolayısıyla Alevilerin birçok yönden daha fazla dikkatleri çekmesine neden oldu. Merkezi idarenin Alevilere artan müdahalesi beraberinde farklı tepkileri getirdi. Bektaşi tekkesinde bu süreç 1826’da, Dersimlilerde ise 1860’larda bölgenin son beyi Şah Hüseyin’in Dersim’den sürülmesiyle başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bektaşiler, tekkenin kapatılmasından sonra, 19. yüzyılın son çeyreğinde yeniden toparlanıp, daha fazla politik gelişmelere dahil oldular. Osmanlı’nın son döneminde onun modernleşmesi için faaliyet gösteren kuruluşlar içerisinde onlar da yer aldılar. Bu çabaların sonucu olarak 1908 yılında iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) üyeleri arasında da vardılar[10]. Bu destek, tarikatın etkili olduğu -tıpkı İTC’nin kendisi gibi- Balkan ve Trakya’daki taraftarlarıyla sınırlı değildi. Bektaşi tekkesinin sorumluları Anadolu’da Aleviler arasında İTC için destek arayışlarına katıldı. İTC’nin Türk milliyetçiliğine kayması ve yine İTC’nin bir uzantısı olarak çıkacak Kemalist hareketin aşırı merkeziyetçi ve seküler girişimlerini, tekkenin ne derecede benimsediği hakkında açık veriler olmasa da, 1908-25 arası Bektaşi liderleri iktidar sahipleriyle ilişkilerine devam edeceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1926 yılında tarikatların yasaklanmasıyla kendi tekkelerine ikinci kez kilit vurulduğunda, bunun doğru bir karar olduğunu beyan edecek kadar Ankara’nın yanındaydılar[11]. Dersimli Alevilerin yeni dönemde Bektaşiler kadar başarılı oldukları söylenemez. Şah Hüseyin sonrası bölgeleri kargaşaya sürüklenmişti. Bölgenin güçlü aşiret yapısı ve dini düzeyde aileler bazında bölünmüşlüğü, ortak siyaset oluşturmalarının önünde büyüyen bir engel oldu. Bu yüzden 1920’lere kadar olan süreçte, bölgenin, periyotlarla kendi içinde olduğu kadar değişik nedenlerden ötürü yönetimle şiddetli çatışmalar yaşadığını görmekteyiz[12].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönem boyunca iktidar merkezleriyle ilişki kurma girişimleri de oldu. Sultan Hamit’in bölge aşiretlerini silahlı birliklere dönüştürmek için kurduğu Aşiret Alayları’na, (‘Hamidiye Alayları’ olarak da tanındı) Dersimli aşiretler de ilgi gösterdi. Bölgeye karşı duyulan güvensizlikten dolayı onlar kabul edilmediler[13]. Buna rağmen birliklere subay yetiştirmek için İstanbul’da kurulan ‘Aşiret Mektebleri’ne Dersimliler’in dahil olmasına müsaade edildi[14]. Yine 1. Dünya Savaşı dönemi boyunca Osmanlı cephesine dönem dönem Dersimli aşiretler de destek verdiler[15].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca 1918 sonrası Mustafa Kemal’in karşısında olduğu kadar yanında da Dersimliler olacaktı. Buna rağmen bölge aşiretleri genelde yönetime karşı oluşlarıyla tanındılar. Bu yüzden onların yanaşma çabaları şüpheyle değerlendirildi. Kritik bir dönemde ‘Kürt ulusalcılığı’ adına isyan eden Koçgiri bunun önemli bir kanıtı oldu[16]. Dersim ve çevresindeki Alevi aşiretlerin başarısız çabalarını açıklık getirmek için iki konuyu biraz daha irdelemek gerekiyor. aşiretçilik, alevilik ve milliyetçilik Dersimli aşiretlerin gelişen milliyetçilikler arasında bir bütün ‘taraf’ olamamalarını engelleyen iki faktör vardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlki onların Alevi, ikincisi ise aşiret yapılarının özellikleriyle alakalıdır. Şiilik, tasavvuf ve tarikatçı geleneğin buluşmasının popüler bir varyantı olan bölge Aleviliği, geç Orta Çağ’dan itibaren Seyit aileleri aracılığıyla aşiretler üzerinde etkili olmaya başladı. Barındırdığı özellikler, gelişmeler karşısında onların girişimci ve bütünleştirici olmalarını engellemekteydi. Şii akımına mensup olmalarından dolayı sahip oldukları İmam merkezli anlayışları gereğince, en önemli politik istemleri halifeliğin İmam soyunu temsil edenlere verilmesi oldu[17]. Bu da onları Sunni halifelerle karşı karşıya getirmekteydi. 16. yüzyılın başlarında Şah İsmail’in başarısız girişimi, taraftarları olan toplumun uzun süre merkezi iktidardan uzak yaşaması ve bölgede aşiretler üzerinde kurdukları göreceli iktidarları onların bu hedefini geri plana itti. Yerine konumlarının kabullenmesiyle sınırlı bir siyaset sürdürdüler[18].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanı sıra sahip oldukları tasavvuf düşüncesi de 20. yüzyılda boy gösteren milliyetçi hareketlere mesafeli olmalarına neden oldu. Tasavvuf düşüncesinde hakim olan sevgi söylemi onları hümanistleştiren önemli bir etkendi. Özünde tüm toplumlara eşit bakan, adaletsiz ve eşitsiz dünya düzenine karşı çıkan bu söylem, onlara adaletsiz iktidardan uzak durmalarını da öğütlüyordu[19]. Diğer yandan, sahip oldukları ‘tarikat’ anlayışlarıyla bu ikilemler örtüşmekteydi. Tarikat fikri, Tanrı’yla yeniden bütünleşmek için öngördükleri dört aşamalı anlayışlarının ikincisini temsil etmekteydi. Karşıtları olan Sunnileri –tıpkı kutsal kitaba bağlı Hıristiyan ve Yahudileri de gördükleri gibi- bu aşamaların ilk basamağını temsil eden ‘şeriat’ kapısında değerlendirdiklerinden, ruhani düzeyde kendilerinden bir derece düşük görmekteydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaklaşım onlara farklı olduklarını söylüyor ve farklı da davranmaları gerektiğini öğütlüyordu. Düşünsel olarak Sunnilerin taklit edilmesini olanak sunmayan bu anlayış, 20. yüzyılda bölgede gelişen ırkın farklılığını esas alan iktidar amaçlı ‘milli’ söylemlerle mesafeli olmalarının diğer bir nedeniydi. Yapılarındaki bu olgular onların gelişmeler karşısında pasif bir tutum içerisine girmelerine neden olurken[20], taraftarları olan aşiretlerin de dünyasını büyük oluşumlara kapatan farklı etkenler vardı. Aşiretler için her şeyden önce aşiret için düşünmek, onun değerlerine ve reisine bağlı kalmak temel güdüydü. Hayatta kalmak ve müdahalelere karşı kendini savunmak için bu şarttı. Altmıştan fazla aşiret ve tayfanın yaşadığı bölgede, bu temel prensip tersten de formüle edilebilirdi: “kendi pozisyonunu korumak için ötekinin yükselmesine fırsat vermemek”. Sınırlı ekonomik olanakların olduğu, güç merkezlerinden uzak bu bölgede bu güdü sürekli sınanmakta, değişen ittifaklara ve sürtüşmelere yol açmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişen birliktelikler ve çatışmalar içinde tek değişmeyen, ‘düşmanın düşmanının dostluğu’ kuralıydı -bu temelde kurulan ittifakların ne kadar göreceli ve kısa ömürlü olabileceği ise bilinmekteydi[21]. Yükselmek için ekonomik olanakların sınırlı olduğu Dersim’de, öne çıkmanın yine de kimi yolları vardı. Bunlardan ilki şiddet kullanma derecesine bağlıydı. Bu da çoğu zaman aşiretin nüfusu ve coğrafi konumuyla ilgiliydi. Dağlık bölgelerde yaşayan, sınırlı düzeyde tarımcılık yapan aşiretler şiddete en fazla başvuran ve en tecrübeli olanlardı. Onlar, eksik üretimlerini yaptıkları talanlarla telafi etmeye çalışıyorlardı. Yaşadıkları dağlık alanlar da onları karşı saldırılara karşı koruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı denetiminin zayıf olduğu dönemlerde çoğu kez Dersim dışında yaptıkları talancılıkla geçimlerini sağlıyor ve zenginleşebiliyorlardı. Bunun bir sonucu olan nüfus artışı, yayılmayı ve toprak işgallerini de beraberinde getirmekteydi. Aşiretlerin Dersim dışına göçlerinin önemli nedenlerinden biri buydu. Cumhuriyet’le birlikte Dersim çevresinde sağlanan denetimlerle bu aşiretler de talanlarını içe yöneltmeye başladılar. Bu da iç çatışmaların artması ve daha fazla bölünmeyi beraberinde getirdi[22].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşiretlerin ikinci yükselme aracı ise politik merkezle kurdukları ilişkiler olabiliyordu. Bu yönteme başvuranlar da çoğu kez şiddet uygulamaktan göreceli olarak uzak duran, ya da dağlı aşiretlerin istilası altında olan ova aşiretleriydi. Osmanlı’nın bölgeye sınırlı ilgisi uzun dönem bu aracı etkili kılmamıştı. Yönetim bölge temsilini bir beyle sınırlandırmış ve aşiretlerle kendisi arasındaki aracılığı ona bırakmıştı. Bu beylerden sonuncusu olan Şah Hüseyin’in görevine son verildiğinde, ortaya yeni bir durum çıktı. Bölgede etkili olmak isteyen yönetim, yeni aracılar yaratmak için girişimlere başladı. Önceki sayfalarda belirtildiği gibi, 1890’ların başlarında Hamidiye birlikleri uzantısında kurulan Aşiret Mektebleri’ne Dersimli aşiretlerin katılımına sınırlı ölçüde müsaade edilmişti. Bu mekteplere alınanlar arasında Ferhadan ve Karabalan gibi Hozat aşiretlerinin çocukları vardı. Seçim tesadüf değildi. Dersim’in idari merkezi konumundaki Hozat, Abbasan ve Qozu (Koç Uşağı) gibi aşiretlerin silahlı tehdidi altında yaşanmaktaydı. Bunu da en fazla hisseden Karabalan ve Ferhadan gibi şiddete göreceli uzak olan ova aşiretlerdi[23].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi otoriteyle yapılan bu işbirliği, Abbasan ve Qozu aşiretlerine karşı konumlarını güçlendirmek için yapılmış bir girişimden başka bir şey değildi. Bu işbirliğinin ebedi olmadığını da taraflar bilmekteydi. Sonradan Mustafa Kemal’in yanında yer alarak ünlenecek Diyap Ağa bu dönemi en iyi yansıtan kişilerdendir. Ferhadan aşireti üyesi olarak 1900’ların başında Aşiret Mektebi’nde okudu. Buna rağmen 1908 ve 1916’da Dersim’de patlak veren isyanların liderlerinden birisi de o idi[24].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1920’de Ankara’da Birinci Meclis’e Dersim mebusu olarak girdi ve ‘biz buraya ölmek için geldik’ diyerek Ankara’yı İstanbul’a karşı savunmakta ısrarlı olduğunu gösterdi[25]. 1925 yılında ise, Şeyh Sait isyanın ilk dönem başarılarından etkilenerek, aşiretlerle toplantı yapıp isyan etmeyi planlayan kişi oldu[26]. Sait taraftarları yenilgi aldıklarında da, hızla devlete bağlılığını bildirmekte gecikmedi[27]. Bir başka örnek ise Karabal aşireti üyesi Hasan Hayri’ydi. O, 1890’larda kurulan aşiret mekteblerinde okumuş bir subaydı. 1916 yılında bölgesinin isyana katılmaması için büyük çabalar harcadı[28]. İlk Ankara Meclisi’nde yer aldı ve onun Kürt ve Türk birliğini temsil ettiğini yüksek sesle bildirdi. Buna rağmen 1925 Şeyh Sait isyanıyla alakalandırıldı ve asılmaktan kurtulamadı[29].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde adı geçen Erzincan – Pülümür aşiretlerinden Balabanlar da ilgiye değerdir. Onlar, bölgenin lideri konumundaki Çarekan aşireti karşısında güç olabilmek için, Sultan Abdülhamit’i beklemek zorundaydılar. Bölgenin son beyi Şah Hüseyin bir Çarekan üyesiydi. O tarih sahnesinden çekildikten sonra, ailenin gücünü kırmak için yönetim Şah Hüseyin’in oğullarını Erzincan’a yerleştirmiş ve kendilerine daha az itibarlı mevkiler vermişti. Oğulları bunu kabul etmiş ve böylece Çarekanların bölge aşiretleri üzerindeki etkisinin kırılma süreci başlamıştı. Sultan Abdulhamit’in siyaseti sayesinde, Çarekanların ezeli karşıtları Balabanlar da ilk defa Sarayın desteğini aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liderleri Gül Ağa da artık Paşa olanlar arasındaydı. Görevine sadıklığı, 1. Dünya Savaşı dönemince ağır kayıplar veren nadir Alevi aşiretlerinden birisi olmasına neden oldu. Osmanlı ordusuyla çatışmalara katıldığı için Erzincan’ı ele geçiren Rus ve Ermeni birliklerinin baskılarından kurtulmak için aşiretiyle Malatya’ya göç etmek zorunda kaldı. Balabanlar ciddi sıkıntılar yaşadılar[30]. Gül Ağa savaş sonrası aşiretiyle topraklarına döndüğünde Kürtçü eğilimler gösterdi. Koçgiri liderlerinden Alişan Bey onunla görüştüğünde, ‘hani toplarınız nerede’ diye isyanın başarısıyla ilgili şüphelerini dile getirdi. Balaban reisleri 1920’de uluslararası kurumlara ‘Kürtler adına’ telgraflar çekip, Türklerle Kürtlerin birlikteliğini bildirenler arasında yer aldılar[31]. Bu onların son siyasal eylemleri oldu. Sonraki yıllarda Balabanlardan bir daha bahsedilmeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşiretlerin politik oyunları, geleneksel Dersim toplumunun dağıtıldığı 1938 yılına kadar devam etti. Oyunun kurallarının 1920’den sonra değiştiğini, daha doğrusu Ankara’nın İstanbul olmadığını geç fark edeceklerdi. Ne gariptir ki, farklı açılardan bu değişimin ilk belirtileriyle karşılaşacaklar yine de Varto ve Koçgiri gibi Alevi aşiretlerin yaşadığı sınır bölgeler olacaktı. varto Muş ilinin kuzey batısındaki bu küçük yerleşim yerinin ünü ve hikayesi 1925 yılında Şeyh Sait liderliğinde yapılan Kürt isyanının ilk örgütleyicisi olan Cibranlı Halit Bey’den kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halit Bey, adının da ifade ettiği gibi Cibranlı aşiretinin üyesidir. Cibranlılar, Muş- Erzurum hattında yaşayan yarı göçebe bir aşirettir. Sunni inancından olan Cibranlılar, bölgedeki diğer Sunni aşiretler gibi aşırı muhafazakarlığıyla bilinen Nakşibendi tarikatına bağlıdırlar. Cibranlılar bölgede diğer aşiretlere uyguladıkları şiddetle tanındılar. Sultan Abdulhamit’in bölgede gelişen Ermeni istemlerine karşı itaatsiz aşiretlerden faydalanmak için kurduğu Hamidiye Alaylarına, Cibranlıları da dahil etmesi onları daha güçlü bir konuma getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halit Bey bu süreçte İstanbul’da Aşiret Mektebi’nde okudu ve 1. Dünya Savaşı’na aşiretinin başında subay olarak katıldı. Cesaretli ve yetenekli bir asker olarak tanındı. Cibranlılar Hamidiye Alayı olarak yalnızca Osmanlı adına savaşlara katılmadılar, yeni konum ve donanımlarıyla aşiretler üzerindeki baskı ve talanlarına da devam ettiler. Hamidiye Alayları’na dahil olmayan bütün aşiretler gibi Varto’da yaşayan Alevi aşiretler de bundan payını aldı[32].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1918’de birliklerin kurucusu Abdulhamit ve onun İmparatorluğu yenildiğinde, Cibranlı Halit de hızla yeni arayışlara girdi. Kendisini kısa zamanda Kürt siyasetinin içinde buldu ve 1919 yılında bölgede Kürt devleti için çalışmalara başladı. Hazırlıkları için ilk çaldığı kapılardan birisi, kısa bir zaman öncesine kadar baskı altında tutmaya çalıştığı bölgedeki Alevi aşiretleri oldu. 1919 yılının sonlarında Karaç köyünde onlara, temsilcisi Binbaşı Kasım aracılığıyla fikirlerini aktardı. Halit, Alevi ve Sunnilerin bir ırktan geldiğini, bağımsızlıklarını almak için birlikte çalışmak gerektiğini ve bu çabanın da uluslararası desteğe sahip olduğunu aktarmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevi aşiretlerinin Hamit’in temsilcisine verdikleri cevap kısaydı: “Bizler öteden beri sizlerden ayrı bir zihniyetle yaşamış ve bu uğurda da hesapsız kurban vermiş kimseleriz. Bu işte sizinle birleşmeyiz ve Mustafa Kemal’in doğru yolda olduğunu da Hacı Bektaş Veli önderimizden gelen Delil’ler bizlere anlatmışlardır”[33]. Halit buna rağmen çalışmalarına devam etti. 1925’te Şeyh Said isyanıyla son bulacak bu hazırlıklar için Azadi örgütünü kuranlar arasında yer aldı. İsyanı fiilen kendisi yönetemedi. O ve onun gibi asker kökenli arkadaşları 1924 yılının sonbaharında Beytüşşebap’ta yaşanan olaylardan dolayı tutuklandı. O, bundan kısa bir süre sonra da Bitlis’te asıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cibranlı Halit ve arkadaşlarının tutuklanmasından sonra Azadi örgütünün sorumluluğu Şeyh Sait ve yakınındaki diğer Şeyhlere kaldı. Onların liderliğinde isyan hazırlıkları devam ettiğinde, bölge Alevilerinin 1919 yılında ifade ettikleri şüpheleri gerçekleşmiş oldu. Alevilerin, Muhafazakar Nakşibendi Şeyhlerinin yürüttüğü bir isyana destek vermeleri mümkün değildi; çünkü, belirttikleri gibi, başarıya ulaştıkları takdirde kendilerini iyi bir gelecek beklemiyordu. İsyanın karşısında durmaktan bu yüzden çekinmediler. 1925 yılının ilkbaharında isyan süresi boyunca yer yer onlarla çatıştılar[34].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koçgiri Cibranlı Halit’le aynı zamanda Kürt siyasetine dahil olan Alevi kökenli Kürtler de vardı. Bunlar Sivas’ın Koçgiri bölgesinde yaşıyorlardı. Koçgirililer isyanlarını organize etmekte Halit’den daha başarılı oldular -her ne kadar başarısızlık konusunda aynı kaderi paylaşsalar da. Koçgirili liderler 1920’nin temmuzunda ilk çatışmalarını yaşadılar. 1921 yılının yaz mevsimine kadar sürecek olaylar esnasında karşılarında yeni iktidar merkezi Ankara’yı ve ona bağlı güvenlik kuvvetlerini buldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivas - Erzincan arası yayılmış Koçgirililer, kalabalık nüfuslarıyla, bölgede en etkili aşiretti[35]. Aşiretin etkisini artıran başka bir faktör de, onların Dersim bölgesiyle olan güçlü ilişkileriydi. Koçgirililer kendilerini Batı Dersim’in yerlileri olan Şeyh Hasan aşiretlerine bağlarlardı. 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar da canlı kalan bu ilişki, ancak Cumhuriyet’in bölge üzerindeki kontrolünün artmasıyla yok olacaktı[36].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koçgirililer isyan hazırlıklarını yaptıklarında kendilerine diğer Alevi Kürt aşiretlerin, özellikle Dersim bölgesinin ve sonra Sunni Kürtlerin yardımda bulunacağına inandılar. Beklentileri büyük çapta gerçekleşmedi. Yalnızca sınırlı bir Dersimli grubu onlara destek sundu; Alevilerin büyük bölümü ve Sunni Kürtlerin tümü onlardan uzak durmayı tercih etti; aynı dönemde kendi bölgesinde isyan hazırlıkları yapan Cibranlı Halit de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koçgiri isyanı Türkiye tarihinin önemli bir dönüm noktasında gerçekleşti. Küçük bir bölgeyi ve grubu aşmasa dahi, üzerinde durulması gereken bir isyandır bu. Her şeyden önce o, Alevilerin Anadolu’da uzun bir süreden sonra gerçekleştirdikleri ilk politik eylemdi. İkinci olarak, 1918 sonrası Türkiye’sinde Kürtler adına yapılmış ve açık ulusal hedefleri olan ilk isyandı. Koçgiri, o tarihe kadar hiç bir olayda adı geçmeyen, aksine yerleşik ve barışçıl aşiretlerin yaşadığı bir bölge olarak biliniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koçgiri’nin, bu ilklere imzasını atacak kadar değişmesine neler sebep olmuştu? 1910’larda bölgede bulunmuş, gezmiş İngiliz Mark Sykes onları şöyle tanımlıyordu: ‘Bu insanlar farklı ve belirgin özellikleri olan bir ırktandırlar; şimdiye kadar karşılaştığım, Dürziler ve Maltyalı Sinemelliler dışında hiç bir topluma benzemiyorlar. Uzun boylu, yakışıklı ve iri yapılı tipleriyle antik çağdakilerin Jupiter Olimpos’o atfettikleri özellikleri yansıtıyorlar: dolgun dudaklı, uzun, geniş ve ipeğimsi sakal; kartal ama ince şekilli burun; büyük, siyah ve yumuşak gözler; düzgün kaşlar, yüksek ve geniş alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geleneklerinde aşırı derecede terbiyeli, fevkalade nazikler. Konuşma tarzlarında ise uysaldırlar. İnançları Şiiliğin ilerlemiş biçimi, dilleri ise kendine has ve Kürtçe’nin anlaşılmaz bir lehçesidir; ne Dersimliler, ne Diyarbakırlılar ve ne de Baban Kürtleri tarafından anlaşılır. Kökenlerini Dersim’e bağlıyorlar; eski zamanlarda buradan sürüldüklerine inanıyorlar’[37].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte hiç beklenmedik şekilde bu uysal Aleviler 1920’de Kürtler adına Ankara hükümetine karşı isyana kalkmışlardı. Onların da hikayeleri, dönemin diğer öne çıkan Kürtleri gibi, Sultan Abdulhamit’le başlar. Sultan Abdulhamit’in ‘Paşa’ ilan ettiği kişiler arasında, Koçgiri aşiretinin lideri Mustafa Bey de yeraldı. Mustafa Bey, böylelikle bölgesel siyasette ‘Mustafa Paşa’ olarak meşru bir konum kazanmış oldu. 1900’ların başlarında erken ölümü aşiretin liderliğinin genç oğulları Alişan ve Haydar Bey’e geçmesine neden oldu[38]. Mustafa Paşa’nın eğitimli çocukları babalarından yalnız konumlarını değil, aynı zamanda ona katiplik yapmış Alişer’i de devraldılar. Böylelikle babaları öldüğünde henüz 16 yaşlarında olan bu genç aşiret liderlerinin gelişiminde sonradan ‘Alişer Efendi’ namıyla tanınacak kişinin belirleyici bir konumu oldu[39].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sykes’ın kendine has olarak tanımladığı Koçgirililerin belki en has üyesi de Alişer idi. Onun hakkındaki dağınık bilgilere göre, 1882 yılında Koçgiri’de Şeyh Hasanlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İyi bir eğitim aldı ve genç yaşta Mustafa Paşa’nın danışmanı oldu. Türkçe, Kurmanci ve Zazaca dışında Rusça ve Ermenice bildiği de aktarılar. Güçlü bir propogandacı olan Alişer aynı zamanda şiirleriyle tanınır. Alevi motifleri ve bölgenin tarihini işlediği şiirlerinde muhalif ve Dersimci bir ruh hakimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1921 yılında Koçgiri yenilgisinden 1937 yılında öldürülmesine kadar Dersimli lider Seyit Rıza’nın yanında kaldı. Alişer, ömrünün sonuna kadar tüm girişimlere rağmen teslim olmaya da, Ankara’ya olan muhalefetinden vazgeçmeye de yanaşmadı[40]. Alişer’in politik çalışmaları hakkında ilk bilgiler 1. Dünya Savaşı süresince gelir. Erzincan’da Rus ve Ermeni birlikleriyle görüşmeler yapar. Bölgedeki kargaşadan faydalanıp, Ruslardan aldığı silahları Dersimli aşiretlere aktarır. 1918 sonrası İstanbul’da kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti ile ilişki kurar. Koçgiri aşiret reisleri Alişan ve Haydar Beyi de çalışmalarının içine çeker. Çalışmalarına ayrıca kendisi gibi bir Kürt ulusalcısı olan Batı Dersim kökenli Nuri de dahil olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuri, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin (KTC) Kürt bölgelerinde örgütlenme kararı doğrultusunda Koçgiri’ye gelmişti[41]. 1920 yılında imzalanan Sevr Antlaşması –ki bu antlaşma bölgede bir Kürt devletinin kurulmasını öngörmekteydi- Nuri’nin çalışmalarının hızlanmasına neden oldu. KTC ile ilişkiler 1920 yılında koptuysa da[42], onlar isyan hazırlıklarına devam ettiler. Planlanlarına göre, isyana Dersim’in katılacağı kesindi. Dersim’in katılması diğer Kürt bölgelerini de teşvik edecekti. Alişer bu yüzden sürekli Dersim’le ilişki halinde oldu. İsyan başladığında ise bizzat çatışmaları yönetenler arasındaydı[43].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersim’den bekledikleri desteğin gelmemesiyle, isyan başladığı hızla bitti. Bu kısa süren, fakat bir o kadar ilginç olan isyan, yalnız Alişer’in çabalarına bağlanabilir mi? Alişer’in işini kolaylaştıran başka faktörlere daha değinmek gerekiyor. iki dersim Her iki bölgedeki aşiretlerin Dersim kökenli oldukları ve işlenilen tarihe kadar da Dersim’le ilişkilerini canlı tuttukları belirtilmişti. Yine de arada önemli bir fark vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koçgirililer Batı Dersim aşiret birliğine, Varto aşiretleri ise Doğu Dersim’deki aşiretlerden birisine bağlıydılar. Geleneksel Dersim, Batı ve Doğu olmak üzere iki gruba ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı Dersimli’lerin büyük bölümü Şeyh Hasanlar olarak bilinirler. Şeyh Hasanlar, yirmiden fazla aşiretin oluşturduğu bir konfederasyondur. Şey Hasanların reisleri, bölgenin son muhalif liderlerinden Seyit Rıza’nın bağlı olduğu Yukarı Abbasan aşiretinden çıkardı. Dersim’in idari merkezi Hozat olmasından dolayı, siyasi gelişmelere daha fazla katılım gösteren bir topluluktu. 1890’lara kadar birlikteliklerini koruyan Şeyh Hasanlar İmparatorluğa karşıtlıklarıyla tanındılar[44].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden, yönetimin daha fazla ilgisini çektiler. Abdulhamit’in aşiret mekteblerine aldığı kişiler buradan çıktı ve yine paşalık unvanları vererek yönetime bağlamak için şahıslar -Koçgiri örneğinde olduğu gibi- buralardan seçildi. Abdulhamit yönetimiyle ilişkilerin bu boyutunu yaşayan bölge Alevileri belki bundan dolayı, tıpkı Hamidiye Birliklerine dahil olan Sunni Kürt aşiretlerinde olduğu gibi, 1918 sonrası mevkilerini kaybedecekleri tereddüdünü yaşadılar. Bu yüzden Alişer, 1920 yılında Batı Dersim’de ‘hilafet ordusu müfettişi’ unvanıyla dolaşıyor ve yaptığı konuşmalarda, Mustafa Kemal’i Padişah’tan habersiz işler yapmakla suçluyordu[45].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koçgirililer böyle bir bölgeyle organik ilişkisi olan ve desteğini alan bir topluluktu. Tıpkı Şeyh Hasanlar gibi onlar da değişik tayfalardan oluşmuşlardı. Koçgiri liderleri İbolar olarak bilinen tayfadan çıkardı. Bölgedeki diğer Alevi Kürt aşiretleriyle (Şadilli, İzol, Canbegan, Germiyan, Çarekan) karşılaştıramayacak kadar kalabalık nüfusa sahiptiler. Batı Dersimden aldıkları desteğin yanı sıra, Abdülhamit’in verdiği statü, onları bölgenin tek yöneticisi durumuna getirdi. Yanı sıra Koçgiri ekonomik açıdan daha iyi bir konumdaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden, Dersim’de yaşanan aşiret çatışmaları ve çekişmelerine daha uzak konumdaydılar. Bu da Koçgiri aşiretinin liderliğinin diğer aşiretler tarafından tanınmasını kolaylaştırmaktaydı. Dolayısıyla Koçgiri aşiret liderlerini etkilemek bölgeyi yönlendirmek için yeterliydi. Bunun için de Alişer’in konumundan daha iyi bir konum olamazdı; çünkü, Koçgiri aşiret reisleri bizzat onun yanında yetişmişlerdi. Abdulhamit’in siyasetinden kısmen faydalanan Koçgiri ve Batı-Dersim aşiretlerinin aksine, Varto bölgesi aşiretleri (Hormek, Lolan, Çarekan, Abdalan) tıpkı bağlı oldukları Doğu Dersim aşiretleri gibi göreceli olarak idari merkezlere uzaktılar. Ayrıca Varto aşiretleri Doğu Dersim’deki gibi bir aşiretler üstü formasyona sahip değildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her birinin Dersim’le ilişkisi büyük oranda kendi aşiretleriyle sınırlıydı. Ekonomik olanakların da sınırlı olması, bu bölgede çekirdek aşiretçiliği ayakta tutan başka bir faktördü. Bu yüzden aşiretler arası sürtüşmelerin zemini her zaman hazırdı. 1. Dünya Savaşı’nın bölgeye yıkıcı etkileri, bu sürtüşmeleri daha da derinleştirecek bir temel attı. Varto Alevilerinin bu yapıları, Sunni Cibranlılar’ın baskılarına karşı ortak cephe oluşturmalarını engellemekte ve bu da onları kendilerini savunmak için dış destek aramaya zorlamaktaydı[46].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Varto bölgesinin Koçgiri’yle paylaşmadığı ve onu daha fazla meşgul eden başka bir sorunu vardı. kürt olmanın sorunları Varto bölgesinde etnik kimliğin tarifi Koçgiri’deki gibi belirgin değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağırlıklı olarak Alevilerin Kürt, Sunnilerin ise Türk olduğu Sivas-Erzincan hattında, Koçgirililer için her iki özellikleri tartışmasız bir bütünlük oluşturmaktaydı. Aleviliğin Kürt, Sunniliğin ise Türklükle özdeşleştirildiği bu bölgede genel olarak her düzeyde bu tanımlamalar kabul görmekteydi[47]. Bu yüzden örgütlenmelerinin ilk önemli toplantısına Hüseyin Abdal tekkesi de dahil edilebilinmişti. Yine isyanın örgütleyicisi Kürt ulusalcısı Alişer’in şiirlerinde de bir o kadar da Alevi motifleri bulmak mümkündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varto bölgesinde ise durum biraz daha karışıktı. Alevi ve Sunni nüfusun eşit orantıda olduğu bu bölgede, Sunni Cibranlılar silahlı güçleriyle baskın bir konumdaydılar. Sultan Hamid 1890 sonrası bölgedeki tercihini Cibranlılar lehine yapıp onları Hamidiye Alaylarına dahil ettiğinde, bu onların baskılarını meşru bir destekle artırarak sürdürmelerini sağlamıştı. Bu yüzden 1890 sonrası süreçte iki topluluk arası din yanı sıra, siyasi ayrım da daha da derinleşti. Böylelikle Alevilerin, Cibranlıları koruyan İstanbul’a karşı mesafesi de arttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1918’de İmparatorluğun dağılma arifesinde Cibranlı Halit kendi konumunu koruyabilmek için Kürt cephesine geçip, Alevi aşiretleri de buna davet ettiğinde mümkün olmayan bir şeyi gerçekleştirmek istiyordu. Aslında, toplantının yapıldığı tarihe kadar Cibranlılar Alevileri Kürt olarak görmezlerdi. Koçgiri bölgesinin aksine, Varto’da ‘Kürt’ terimi ‘Müslüman’ olmakla eş tutulmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölge Sunnilerince Aleviler de Müslüman olarak kabul edilmediklerinden, Kürt sayılmazlardı. Aleviler ‘Kızılbaş’ veya ‘Alevi’ olarak adlandırılır ve kendilerini de bu terimlerle tanımlarlardı[48]. Sunni ve Osmanlı karşıtlığının bizzat Cibranlılarla olan günlük sürtüşmelerle canlı tutulduğu Varto’da, bundan dolayı Bektaşi temsilcilerinin iktidar lehine çabaları daha başarılı olmaktaydı. Bektaşi temsilcileri, bu tür girişimleri 1. Dünya Savaşı esnasında Koçgiri ve Batı Dersim’de yapmışlardı Varto’daki ikilemleri yaşamayan bu bölgede sonuç alamamışlardı[49].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekke’nin, Mustafa Kemal hareketiyle yakın ilişkilerini bölge aşiretlerine aktarma çabalarının ise, farklı bir durum yaşayan Varto Alevileri üzerinde etkili olduğu açıktı[50]. Cibranlı Halit’i koruyan Osmanlı’nın yıkılmasına Varto’lu Aleviler yalnızca sevinebilirlerdi. Mümkün olduğu yerde ise bu süreci desteklemekten de kaçınmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtçe konuşmanın sorunları Varto’daki Sunni ve Alevi aşiretleri arasında başka bir fark da konuştukları dillerden kaynaklanıyordu. Burada Sunni aşiretler Kurmanci, Alevilerin büyük çoğunluğu ise Zazaca konuşmaktaydı. Bu özellik, onların karşı karşıya gelişlerini ne kadar etkiledi? Bu bölgelerde genel olarak iki grup içerisinde de iki dil yaygındı ve bu her yerde Alevi- Sunni ayrımına tekabül etmezdi. Sunni Kürtler içerisinde Zazaca ve Kurmanci konuşanlar olduğu gibi, Alevilerde de bununla karşılaşılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevi Kürtler için bu ayrım bölgesel bazda şöyle ifade edilebilir: Dersim içinde çoğunluk Zazaca konuşurken, Mazgirt, Pertek, Hozat gibi ilçelerde göz ardı edilemeyecek bir Kurmanci konuşan topluluk vardı. Yine Dersim’i çevreleyen illerden Erzincan, Erzurum, Bingöl, Muş, Elazığ’daki Alevilerin çoğunluğunun dili Zazaca iken; Sivas, Malatya ve Maraş ve kısmen Erzincan bölgesindeki Alevilerin dili ağırlıklı olarak Kurmanci idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan yana yaşadıkları yerlerde ise genelde aşiretler iki dilli olmaktaydı. Farklı dil konuşmalarının Alevi aşiretleri arasında bir ayrıma yol açtığına dair veriler yoktur. Zaten onları birleştiren ve kimliklerinin önemli bir parçası olan Alevi inancın temsilcileri olan Seyit aileleri de kendileri gibi iki dilliydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan Alevi Kürtlerin dillerine karşı özel ilgilerini gösteren fazla bir veri de yoktur. 19. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı sınırları içinde gelişen Kürtçülük çalışmaları, Sunni Kürt kökenli aydınların girişimiyle Kurmanci’nin yazı dili olarak yaygınlaşmasını da sağlamıştı[51]. Alevi Kürt ileri gelenlerinden de bu çalışmalar içerisinde yer alanlar olmasına karşın, bu onların kendi dillerine karşı böyle bir çaba göstermelerine yol açmadı. Bildiğimiz kadarıyla bu yönde tek istisna Alişer olmaktadır. O, Koçgiri isyanının hazırlığı sırasında Kürdistan Teali Cemiyet (KTC) tarafından çıkartılan Kurmanci ‘Jin’ dergisini bölgesinde dağıtımı ve okunmasını teşvik etmiş ve Kürtçe konferanslar vermişti[52]. Yine onun, Koçgiri ve sonrası Dersim’de Kürtçe’nin daha aktif kullanımı için çaba sarf ettiği yönünde bilgiler vardır[53].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koçgiri bölgesinin Kurmanci ağırlıklı olması ve okur oranının yüksekliğinin Alişer’in propagandalarının cevap bulmasına ne kadar katkı sağladığını tespit etmek zordur. Aynı zorluk, ters bir durum yaşayan Varto’da ne kadar etkili olduğu için de geçerlidir. Yine de dil faktörünün her iki bölgede etkisinin sınırlı olduğu kanısı ağır basmaktadır. Bu önceden belirtildiği gibi, salt Alevi Kürt aşiretlerin dillerine olan ilgisizliğine bağlı değildir. Varto bölgesinde konuşulan farklı dillerin sorunların ağırlaşmasına katkı yaptıklarına dair veriler yoktur. Tam aksine burada iki dillilik yetişkinler arasında yaygın bir fenomendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varto’da Zazaca konuşanlar Kurmanci’yi, Kurmanci konuşanlar da Zazacayı kendilerine yabancı görmezlerdi. Ayrıca dil önemli bir etken olsaydı, Alevilerin Sait isyanına biraz daha ilgili olmaları gerekiyordu. Çünkü, 1925 isyanının liderleri (Şeyh Sait dahil) ve katılan tabanın önemli bölümü Zaza idi. Varto Alevileri için bu da dikkate değer bir özellik değildi; çünkü, Sait ve taraftarları her şeyden önce Sunniydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt ulusalcılığının Kurmanci konuşan Aleviler üzerinde daha etkili olabileceği savını zayıflatan başka örnekler de var. Koçgiri isyanına Malatya, Maraş ve Mazgirt gibi Kurmanci konuşan Alevilerden destek gelmedi. Zaten Koçgirililer de ilk etapta desteği onlardan değil, kendilerini köken olarak bağladıkları çoğunluğu Zazaca konuşan Dersim aşiretlerinden istediler. Başından itibaren bütün çabaları bu yönde oldu. Öte yandan KTC’nin de bölgede çalışmaları iki merkezle sınırlı kaldı: Umraniye ve Hozat[54]. Birisi ağırlıklı Kurmanci, diğeri Zazaca konuşmaktaydı. Her iki bölgenin ortak yanı Şeyh Hasanlı olmaları ve bu aşiretin bir üyesi olan Alişer tarafından örgütlenmiş olmalarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış faktörler:&lt;br /&gt;Ermeniler ve misyonerler Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde bölgede günlük hayatın değişimini belirleyen önemli gelişmelerden birisi de Ermeni nüfusunun yok olmasıydı. Bu süreç, Ermenilerle yakın komşu ilişkiler yaşayan Alevi Kürtleri de etkisiz bırakmadı. Ermenilerin 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgede faaliyetlerini artırmalarının nedenlerinden birisi Batılı misyonerlerin çalışmaları olmuştu. Hıristiyan Ermenileri Protestanlaştırmak için gelen misyonerler, onların ulusal bilinç kazanması ve aktif taleplerde bulunmaları için çalışmalar yapıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışmalar sırasında, Alevilerle de tanışmış, kimi yerlerde sıcak ilişkiler kurmuş ve Alevileri de yönlendirebileceklerine inanmışlardı. Alevileri, Hıristiyanlara yakın bir grup olarak görmeleri, bu çabalarında belirleyici olmuştu[55]. Sivas bu çalışmaların en yaygın olduğu bölgelerden birisiydi. Ayrıca Sivas, 1900’lerden itibaren orta Karadeniz ve güney illerinde (Tokat, Amasya, Sivas) Pontus hareketlerinin de faaliyet alanı içindeydi[56].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pontusçuların çalışmaları 1918 sonrası açık silahlı faaliyetlere dönüşmüştü. Koçgiri isyanının öncesine kadar bölgede faal olan misyonerler, Kieser’e göre, onların ulusalcı olmalarında da rol oynamıştı. Kieser, misyoner çalışmalarının Ermeniler’de olduğu gibi, Aleviler’de de kendilerine güvenin artması ve hatta bir Alevi rönesansının yaşanmasına yol açtığını öne sürer. Bu hem misyonerlerle doğrudan ilişki sayesinde hem de dolaylı olarak Alevilerin iyi ilişkiler yaşadıkları Ermeniler aracılığıyla olmuştu[57].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misyonerler ve Ermenilerle ilişkilerin Aleviler üzerinde bu yönde bir etki yaptığını kanıtlayacak ciddi veriler yoktur. Kieser’in savını desteklemek için öne sürdüğü kaynakların büyük bölümü misyonerlerin kendilerine aittir. Bunlar da oldukça abartılı ve tek taraflı beklentilerin ürünüdür. Bu etkilenmeden bahsedilse bile, bunun neden yalnız Sivas Alevileriyle sınırlı kaldığı sorusu da sorulabilir. Aynı misyoner çalışmaları Malatya, Harput ve Maraş’ta da olmasına rağmen, taleplerini yüksek sesle dile getiren Alevileri buralarda görmek mümkün değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni nüfusuna uygulanan şiddetin kendisini, Koçgiri isyanının önemli nedenlerinden biri olarak değerlendirenler de vardır. Buna göre, Aleviler, Ermenilere yapılanların kendilerine karşı da yapılacağı tedirginliğiyle isyan etmişlerdi[58]. İsyanın yalnızca Koçgiri’yle sınırlı kalması, korkusunun neden yalnız Koçgiri’de etki yaptığı sorusunu gündeme getiriyor. Diğer yandan Koçgiri’deki isyan öncesi yapılan çalışmalar ve isyan süresince ilan edilen istemler dikkate alındığında, bu faktörün, isyancı liderler için bir propaganda malzemesi dışında, Koçgiri olaylarında etkisinin olmadığını gösteriyor. Aslında Ermenilere uygulanan şiddetin başka bir etkisinden söz etmek daha doğru olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevilerin Ermeni toplumuyla iyi ilişkileri olduğu ve birçok yerde Ermenileri korudukları yönünde veriler vardır. Bunu tüm Aleviler için söylemek mümkün değildir. En azından Erzincan ve Varto bölgesinde Ermenilere karşı çatışmalara katılan ve Hozat gibi yerlerde onları Osmanlı birliklerine teslim eden Aleviler de vardır[59]. Ermenilerden boşalan yerler bu yöredeki Alevi aşiretlerce gasp edilmişti. Ermenilerin geri dönmesi bu kazanımların elden gitmesi anlamına gelmekteydi. Ayrıca 1918 sonrası uluslararası antlaşmalar bu bölgeleri kurulacak bir Ermenistan’a devredilmesini öngördüğünde, bölgedeki Sunni Kürt aşiretleri gibi onlar da Ermeni çalışmaları karşısında yer aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden antlaşmaları onaylayan İstanbul hükümeti değil de, onlara açıkça savaş açan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yanında yer almaları tesadüf değildi. Tıpkı Sevr Antlaşması’na karşı uluslararası kurumlara telgraflar çeken, Ankara’da kurulan mecliste yer almakta tereddüt etmeyen ve Koçgiri’ye karşı duran aşiretlerin ve şahısların da aynı bölgelerden olmaları gibi. sonuç Bu makalede bir geçiş dönemi olan 1918-23 yılları arası, Varto ve Koçgiri örneğinden çıkarak, bölge Alevilerinin Mustafa Kemal hareketiyle olan ilişkileri değerlendirilmeye çalışıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak şu tespitler sıralanabilir: Varto Alevilerinin Mustafa Kemal’in yanında yer almaları, Alevilerin başından itibaren Kemal’in cumhuriyetçi, ilerici görüşlerinden kaynaklanmadı. Varto’nun Kemal yanlısı olması, Varto’daki sorunlar ve aşiretler arası ilişkiler ve inanç farklılıklarının bir zorunluluğu olarak açıklandı. Aslında Varto’da Alevi aşiretlerin, öteden beri sürtüştükleri Cibranlıların içinde yer aldıkları bir Kürt isyanına karşı çıkması, aşiret toplumunun özelliklerinin hakim olduğu ve din sürtüşmelerinin yaşandığı bu bölgede açıklanması zor bir durum değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varto Alevileri ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ gibi bir siyasetle hareket ettiler ve yaşamlarını korumak için Cibranlıların başarısının karşısında durdular. Varto’ya göre Koçgiri’nin isyancı karakterinin izahı daha karmaşıktır. Diğer Alevi Kürt bölgelerinden daha iyi ekonomik ve sosyal konumda olan Koçgiri’nin böylesi bir serüvene başlayıp sahip olduğu her şeyi yitirme riskini alması, aşiret toplumunun özellikleriyle açıklamak mümkün değildir. Koçgiri isyanı aşiretlere dayansa da geleneksel bir aşiret eylemi değildir; aşiretler ötesinde ulusalcı kişilerin girişimidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişilerin, sosyal ortamın uygunluğunun yardımı ve tesadüfi olayların sonucu yakaladıkları bir fırsattır. Onlar, bu erken dönemde aşiret ruhunun her düzeyde hakim olduğu bir toplumu ulusal motiflerle ayaklandırmaya çalışmışlardır. Hızlı yenilgileri de erken olmalarından kaynaklanmaktadır. Aşiret bağları olan Batı Dersim dışında destek görmemişler ve Alevilerin büyük bölümü ve Sunni Kürtlerin tümü onları yalnız bırakmıştır. Koçgiri’nin yenilgisi sonraki Kürt eylemlerinin yenilgisinin başlangıcı ve Kürt toplumunun sorunlu yapısının bir ilk yansıması olarak görülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden Alevilerin Cumhuriyet’le ideolojik buluşmaları bu döneme ait değildir. Zaten Cumhuriyeti kuracak kişilerin de bu dönemde cumhuriyetçilik lehine açıkça ilan edilmiş programları da yoktur. Alevilerin Cumhuriyet’in modernist, laik yanıyla buluşması, Mustafa Kemal ve sonraki liderlerinin bu fikirleri uygulamaya koymalarıyla başlayacak 1923 sonrası döneme aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu buluşmada öne sürüldüğü gibi kendiliğinden ve aşikar değil, uzun ve sancılı bir süreçle mümkün olmuştur. Cumhuriyet’in sorunlu inşası en fazla, bu konuda hassas olan Alevileri etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2124213572277335417?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2124213572277335417/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2124213572277335417&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2124213572277335417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2124213572277335417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/alevi-krtlerjuly-15-2007-at-638-pmno.html' title='1900&apos;lardan  Mustafa KEMAL&apos;e Kurmanc ve Kırmanc ALEVİLER'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rrntyyp-hfI/AAAAAAAAABs/57JQdFmFong/s72-c/Dersimonderleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-4805704041145173548</id><published>2007-07-23T15:02:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:39.030-08:00</updated><title type='text'>TÜRK FAŞİZMİ, FİKTİF MÜCADELE VE FİGURATİF KONUŞMALAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RqUmngszbPI/AAAAAAAAABU/vKGpSQxwBtY/s1600-h/fotocumhur1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5090517414046821618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RqUmngszbPI/AAAAAAAAABU/vKGpSQxwBtY/s400/fotocumhur1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET YILDIZ&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;DERSIM FORUM&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesi üzerine yine Türk faşizmine karşı gerçek olmaktan ziyade etkisiz, verbal, sembolik ve politik aptallıkların ve hayallerin sürdürülmesine dayanan bir “mücadele” verildi। Önümüzdeki salı günü yapılacak olan cenaze töreninden sonra bu sembolik “anti-faşist mücadele” son bulacaktır ve yine her şey eskisi gibi kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk devleti ırkçı, faşist ve soykırımcı bir örgüttür। Devletin tepesinde generaller oturuyor. Devletin ideolojisi Hrant Dink’in korkutularak susturulmasını veya öldürülmesini biricik tutum olarak kabul ediyor. Türk devleti bakımından azınlıklar sorununun tek bir çözümü vardır: “Türkleşmeyi kabul etmeyenler imha edilirler”. Türk devleti 19. yüzyılın sonundan itibaren bu politikayı kesintisiz bir biçimde uyguluyor. Türk halkı bu devleti ve politikayı destekliyor. Türk devleti ile halkı arasında bu konuda büyük bir uyum vardır. Soykırımcılık ve faşizm devletin ve toplumun ideolojisi yahut kültürü haline geldi ve bunu hiçbir kuvvet değiştiremedi. Türk devletinin ve milletinin azınlıklara söylediği şudur: “Susun yoksa hepinizi imha ederiz. Biz bundan başka bir çözüm tanımıyoruz.” Bu tutum devletin, partilerin, basının ve seçmenlerin değişmeyen çözüm modelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant Dink öldürülünce sanki demokratik normal bir toplumda ırkçı-faşist bir cinayet işlendi gibi tepki gösteriliyor। Tepkilerin böyle olması Türk devletinin ve halkının gerçeğini gizliyor. Türk devleti ve toplumundaki internalize edilmiş sistematik ırkçılığı ve faşizmi göremeyenler Türkler ve devleti hakkında aptalca hayallerin canlı tutulmasına hizmet ediyorlar. Gerçek bir anti-faşist kitle hareketi yoktur. Bugünkü Hürriyet gazetesinin ileri sürdüğü gibi “Türkiye ayakta” değildir. “Türkiye’nin ayakta olduğu” bir yalandır! Soykırımcı devlet ve halk masum rolü oynayarak faşizmi ve soykırımcılığı Samsunlu katil ile açıklıyor. Asırlardır oynanan oyun devam ediyor. Türkler insanları aptal yerine koyuyorlar. Türk solcuları aptal rolü oynamaya devam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek bir anti-faşist mücadele kalabalıkların işidir। Kalabalıklar çeşitli yöntem ve araçlarla devleti değişmeye zorlarlar. Fiktif bir anti-faşist mücadele ise semboliktir. Bu durumda küçük bir azınlık kalabalıklar rolünü oynar. Sembolik hareketler devlet üzerinde baskı oluşturamazlar. Devlet bu haraketleri ciddiye almaz. Halk işin içinde değildir. Aksine sembolik hareketlerin karşısındadır. Her zamanki gibi ırkçı faşist politikanın arkasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiktif anti-faşist mücadele ve anti-faşist figürarif konuşmalar faşist devlet ve toplum için zararsız oldukları gibi aslında çok yararlıdırlar। Toplumun normal olduğunu propaganda etmeye yarayan her şey iyidir. Nitekim General Büyükanıt başta olmak üzere bütün faşist elebaşlar kendilerini cinayeti doğuran ve yine doğuracak olan sistematik Türk ırkçılığıyla özdeşleştirmek yerine, “telin” cephesinde yer almayı tercih ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Protestocular Türk toplumunun % 90 oranında ırkçı olduğu ve bu tür cinayetleri onayladığı ve daha da onaylayacağı gerçeğini olduğu gibi dile getirmeden ilericilik rolü oynamaya devam ettikleri sürece objektif olarak generallerin ve Kızıl elmacıların yedeğine düşerler। Çünkü cani bir toplumu masum gösteriyorlar. 70 milyonluk bir toplumda sayıları 10-20 bin civarında olduğu halde “Türk halkı ayağa kalktı” gibi bir imaj yaratmak istiyorlar. Devletin, politikanın ve halkın hiç değişmeyeceğini bildikleri halde ritualistik bir anti-faşizmde ısrar ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiktif mücadele ve figüratif konuşmalar faşist Türk devletine ve toplumuna hizmet ediyor. Örneğin Hürriyet gazetesinin “Türkiye ayakta!” başlıklı haberini ele alalım. Bunu literal bir başlık saymamız olanaksızdır. Yani “Türkiye” bir insan olmadığına göre, bu başlık figüratif bir anlam taşıyor. Söylenmek istenen Türk toplumunun çok yaygın bir biçimde gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesini protesto ettiğidir. Peki bu doğru mu? Hayır, çünkü gösteri yapılan iller ve bu gösterilere katılan insan sayısını göz önünde bulundurduğumuzda bunu söyleyemeyiz. Gösteri yapılan iller ve gösterilere katılan toplam insan sayısı şöyledir:&lt;br /&gt;Tunceli: 500 kişiAdana: 350 kişiArtvin: 80 kişiEskişehir: 200 kişiKars: 300 kişiMalatya: 250 kişiMersin: sayı belirtilmemişArdahan: sayı belirtilmemiş (21-1-2007 tarihli Hürriyet gazetesi)&lt;br /&gt;Gösterileri destekleyen kuruluşlar şunlardır: CHP, ÖDP, EMEP, Atatürkçü Düşünce Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Halkevleri ve KESK।&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu denli küçük bir azınlık tarafından yapılan protesto gösterilerinin haberini 21 ocak 2007 tarihli Hürriyet gazetesi neden “Türkiye ayaktaydı” başlığı altında verdi? Türk faşizminin ve ırkçılığının en önemli yayın organı olan Hürriyet gazetesinin bu tutumu üzerinde düşünmek gerekmiyor mu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faşist ve ırkçı bir toplumda bir avuç insanın demokrasiyi, insan haklarını ve hümanizmi savunması anlamsız değildir। Ancak bu insanlar kendilerini toplumun önemli bir kesimi sayarlarsa bu yalnızca yönetenlere ve egemen ideolojiye hizmet eder. Türk ilericileri aptal rolünü oynuyorlar. Her türlü ırkçı cinayeti onaylayan Türk halkı hakkında insanları yanıltmaya çalışıyorlar. Bir şeyin gerçeği ile hayali arasındaki farkı yok sayıyorlar. Türk devleti ve halkı hakkında hayal besliyorlar. Onun için çok sık biçimde çok aptalca bir tarzda Türk faşizmine kurban düşüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk faşizmi mutlak bir sessizliğe mahkum edilmiş bir toplum yerine çok küçük bir azınlığın abartılı sembolik muhalefet yaptığı bir toplumu tercih eder। Küçük azınlığın sembolik muhalefeti ve figüratif konuşmaları gerçek anti-faşist mücadeleden ve literal konuşmalardan çok iyidir। Örneğin Irak’ta bir grup Türk askerinin başına çuval geçirilmesi TSK’ya çok büyük zarar verdi. Türk askerinin yiğitliği, onuru, gururu vb. uzun bir süre tartışma konusu oldu. Türk subaylarının imajı ciddi bir zarar gördü. TSK bu gibi bir bahtsızlığı yaşayacağına küçük bir sol grubun yayınlarında sürekli biçimde “yoldaşlar, general üniformalı Türk farelerini saklandıkları deliklerden bulup çıkaracağız ve onları devrimci kobraların önüne atacağız!” deyip durmalarını tercih ederlerdi. Bu tip figüratif konuşmalar gerçek hareketler kadar zararlı olamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle toplumun ezici çoğunluğu tarafından desteklenen Türk faşizmi insanları yutup dururken ilericiler “faşizm döktüğü kanda boğulacaktır” sloganını literal bir slogan yaptılar. Masumların ve anti-faşistlerin Türkler arasında çoğunluğu oluşturduğu şeklindeki inanç bir illüzyondur. Türk’ün kültürü faşist ve ırkçıdır. “Olmaz böyle şey! Faşizm ve ırkçılıktan kültür olmaz” diyorsanız o zaman aptalca konuşmalar yapmak yerine, Nef'i'nin şu dizesini tekrarlamanız daha doğru olur: “Türke hak çeşme-i irfanı haram etmiştir” ( aktaran Çetin Altan).&lt;br /&gt;Mehmet Yıldız&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-4805704041145173548?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/4805704041145173548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=4805704041145173548&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/4805704041145173548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/4805704041145173548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/trk-faizmi-fiktif-mcadele-ve-figuratif.html' title='TÜRK FAŞİZMİ, FİKTİF MÜCADELE VE FİGURATİF KONUŞMALAR'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RqUmngszbPI/AAAAAAAAABU/vKGpSQxwBtY/s72-c/fotocumhur1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-5079675538977751496</id><published>2007-07-20T18:27:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:39.481-08:00</updated><title type='text'>DERSİM - KOÇGİRİ -BİNBOĞA HALKI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RqFiCQszbOI/AAAAAAAAABM/FQBRUIEBLj4/s1600-h/tehcir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5089456844887518434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RqFiCQszbOI/AAAAAAAAABM/FQBRUIEBLj4/s400/tehcir.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Haydar Rabatlı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Seçimler yaklaşıyor&lt;br /&gt;Değerli Dersim - Koçgiri- Binboğa halkı,&lt;br /&gt;Elimizi çabuk tutalım, kaderimizin belirleneceği bu seçimler çok önemlidir। BANA NE DEMEYELİM! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Türk elitesi denilen bir avuç oligarşik klik bizim sırtımızdan ayakta, Ona gerekli cevabın verilmesi zamanı işte şimdi geldi. Bana ne demeyelim, gidip oy vereceğimiz CHP, AKP, MHP ve DP veya diğerleri bizim hakkımızı ne kadar savunacak, oyumuz ne olacak; diğer yandan bağımsız adaylara oy vermek meclise kendi istediğin vekili göndermek ve onun seni savunacağını bilmek demektir. O yüzden elimizi vicdanımıza koyup bir kere daha düşünmeliyiz ve kötünün iyisine oy vermemeliyiz hatta kötüye hiç oy vermemeliyiz, objektif düşünüp, doğru insan olduğuna en çok inandığımız Bağımsız Milletvekili adaylarına oy vermeliyiz...&lt;br /&gt;AKP politikalarından "en çok rahatsız olan" kuşkusuz biz DERSİM HALKI ve BİNBOĞA HALKIDIR।&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Peki bizler için. AKP'ye karşı alternatifler arasında en güçlüsü CHP gibi sahte bir alternatif var diye hemen onamı oy vereceğiz?&lt;br /&gt;Bu Zazaların Kürt Alevilerin gene yeniden bir tuzağa düşmesi demektir.&lt;br /&gt;Özellikle mahalli temsilciliklerde yöremizden insanlarımızın büyük söz sahibi oluşu bizim bu noktada yeniden bir tuzağa düşme tehlikesi ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.&lt;br /&gt;Aleviler "hayati" bir sorun olarak gördükleri Laiklik konusunda en çok CHP'ye güveniyor, ama bu CHP perde arkasında bizim en büyük düşmanımızdır, laiklik değil, bunlar Şafi ve Sunni İslamın en büyük destekçileridir, DİYANET denilen organizasyonu ayakta tutalar bunlardır.&lt;br /&gt;Solu, solun değerlerini, ilkelerini çoktan terk etmiş, üretmeyen, gerici, parazit Osmanlıcı kodamanlar yönetimi sayesinde de nice nice Tayyip’lerin yolu var.&lt;br /&gt;Bakınız bunlar nerede, " her köye bir cami, her köye bir imam, her okulda zorunlu din dersi", şeklinde pratikleşen bu somut İslama karşı çıkmışlardır? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bunların tek amacı, hangi yoldan olursa olsun Zaza ve Alevi Kürtlerin baskı altında tutulmasıdır: CHP bunu için vardır ve olacaktır, bu noktadan sonra bunun başka bir fonksiyonu da olmayacaktır, elite tabakasınca bunlara verilen görev de budur। &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Dersim, Binboğa, Zazalar ve Alevi Kürtler olarak, Müslümanların ve Askerlerin 170 yıldan beri Anadolu - Mezopotamya halklarına dayattıkları oyunu bozmak için, faşist şovenist dalgaya karşı eşitlik ve özgürlük şıarını yükseltmeli ve kendi bağımsız adaylarımıza oy vermeliyiz। Dersim, Binboğa Zaza Kürt Alevi, demokrat ve ilerici güçler seçimlerin bir yerde güç denemesi olduğunuda unutmadan hareket ederek, seçimlerde aktif rol oynamalı ve güçlerini birleştirerek CHP, DP, AKP ve MHP nin bu alanlardan kovulması için çalışmalıdırlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ne Osmanlıcı Müslüman çetelerin ve askeri darbe şakşakçısı zalimlerin sözcüleri, MHP - CHP... Ne yeşil sermayenin ajanı sahte demokrat, Yavuz Selimci barbar İslamcı AKP... Ne de faşist katil Ağar'ın yalancı partisi DP... Düzen partilerinin soytarılar sirkine karşı, “Oylar bağımsız adaylara” sloganını yükseltimeliyiz.&lt;br /&gt;Bu partiler yıllardır kandırdıkları halkımızdan yine utanmazca, yalanlarla ve rüşvetle oy istiyorlar। &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;DERSİM-BİNBOĞA HALKI olarak, politika yapma hakkını bu topraklarda temel bir demokratik talep olarak görüyor ve ilk adım olarak eski otonomimizi- DERSİM-KOÇGİRİ -, adımızı geri istiyoruz। &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;DERSİM-BİNBOĞA HALKI, ALEVİ KÜRT ZAZA olarak bir grup oluşturacak tarzda Meclis'e girmelidir. Bu amaçla bütün Dersim Binboğa halkı bilinçlice kendi adaylarını destekleyerek 80 sene evelki KOÇGİRİ DERSİM OTONOMİSİ için ilk adımlarını atmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-5079675538977751496?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/5079675538977751496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=5079675538977751496&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/5079675538977751496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/5079675538977751496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/dersim-kogiri-binboa-halki.html' title='DERSİM - KOÇGİRİ -BİNBOĞA HALKI'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RqFiCQszbOI/AAAAAAAAABM/FQBRUIEBLj4/s72-c/tehcir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-7033909965147763472</id><published>2007-07-20T17:52:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:39.599-08:00</updated><title type='text'>DERSİM DE NELER OLDU..?</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5089449633637428434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RqFbegszbNI/AAAAAAAAABE/oEpArnzPQ4M/s400/duzgin2.bmp" border="0" /&gt;DERSİM'DE NELER OLDU? &lt;div&gt;&lt;a href="http://www.dersimsite.org/turkfasizmi.html"&gt;&lt;/a&gt;DERSIM FORUM&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dersimsite.org/turkfasizmi.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hüseyin DEDESOY&lt;br /&gt;"Kürdistan'ın Bağımsızlığı" icin Yola cıktığını idda eden irili ufaklı ne kadar örgüt varsa sanırım ilk örgütlenmesini Dersim'de başlattı।Dersim deki Siyasi "Sol" yapılanma onlarla sınırlı değildi elbet. Bunun önceside vardi... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Herkesin bilgisi dahilindedir: Yıl 1970-73. Türkiye de Siyasi olaylar almış başını gidiyor. Öğrenci hareketi diye adlandırılan dönemin siyasi yapısı gittikce radikkaleşip basit üniversite anfilerindeki gösteriler, gittikce yerini Silahlı eylemlere bırakır. Dönemin gencleri guruplar halinde silahli mücadelenin yolarını arar ve eylemleri gittikce radikalleşir....&lt;br /&gt;İşte herşey ondan sonra başlar:Dersim in başıda o gündür bu gündür bir türlü şu silahlı küllahli adamlardan ve olaylardan kurtulmaz। &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Dersim in Tarihine dayir yaptığım belgesel bir film calişması sırasında,Farkli cevrelerden bircok kişi ve kurumla görüşmeye caliştim। Dönemin siyasi önderlerinden ve TKP/ML- TIKKO hareketinin tanınmış Şahsiyetlerinden Sayın Muzaffer ORUCOĞLU'ylada bir görüşme yapmıştım ve İlk sorum şu olmuştu। "...Türkiye'de gerilla mücadelesi için onca yer, dağ ve arazi varken Neden DERSİM'i sectiniz. Niye DERSİM.?...". Özet olarak hatırlıya bildiğim kadarıyla şöyle bir şey demişti, "...Çünkü ordaki halk potansiyel olarak ilerici özellikler taşıyan ve isyan ruhunun daha güclü olduğunu düşündüğümüz icindi,...birde tabi doğa yapısıda gerilla mücadelesi icin daha elverişli ve barınmaya uygunluk teşkil ettiği icin..." Peki oraya gittiğinizde, ordaki halkla karşılaştığınızda ve daha yakınen tanıştığınızda sizi nasıl karşıladılar ve ne düşünüyorlardı. Diye ikinci sorumu sormuştum. Cevabı ise şöyleydi: "...Halk bizi istemiyordu..., cok cekinoyorlardi ve korkuyorlardı...'bize yeniden 38'i yaşatacaksınız, gidin buralardan, devlet bizi rahat bırakmaz॥vs' türünden kaygıları vardı...özelliklede erkekler böyle düşünüyordu, ama kadinlar daha cesur davranıyordu. Biz zıyarete gittiğimiz köylerden ayrıldığimizda gizlice arkamizdan ekmek vb, yiyecek getirip veriyorlardı. Kadınlar daha cesaretli davraniyoru..." &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sonra olanlar oldu...Onlardan bir kısmı vuruldu. Kimi tutuklandı9. Kimi ceza evinde öldürüldü ama orda ateşi tutuşturmuşlardı birkez. Sonrakiler onlarin öcünü alacagiz adına yine dağlara cıktılar ve yine vuruldular, yine öldüler...derken bu iş sürdü de sürdü.&lt;br /&gt;12 Eylül 1980 Askeri darbesinden sonra bu kez görevi "Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi" adina PKK hareketi devraldi। Öncekiler "Sosyalist Türkiye için Devrimci Demokratik Halk İktidarını" kuracaklardı. Bunlarda " Bağımsız birleşik Kürdistan" kurma adına Dersim dağlarını işkal etmeye başladılar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Öncekiler "ispiyoncu, ihparcı" diye köy muhtarlarını cezalandırırken. Bu yeni işbaşına gecenler toptan köyleri hedef alıp, " hayin, ihanetci ve işbirlikci diye" köyleri boşaltilar. Bir bütün olarak tüm aileleri, aşiretleri ve halkı karşılarına alıp; aciz, becare ve yılgınlığa uğratıp göc ettirdiler.&lt;br /&gt;Tabi Devletin pusuda bekliyen JITEMİ, İTİ, MİTİ ve Kontrasi ise tam bir talan ve işkalin sarhoşluğunu yaşadi ve DERSİMLİLERE 38' den beter bir zulüm yaşattı.&lt;br /&gt;O zavallı köylü 72'de " Siz bize 38'i yeniden yaşatacaksınız" derken demek cok haklıymış endişelenmekten ve korkmaktan... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bugün olanlar ise artık tüm bu zulüm ve zalimlikten sonra geriye kalanları, Dagdakilerin varlığı bahane edilerek devletin askeri gücüyle sindirme ve susturmayı sürdürürken bir yandan da Kültürel ve ideolojik olarak oranın dokusu ve ruhuyla oynanmaya calışılıyor। Dersimin Yüz yıllardır var olan kültürel dokusu ve ruhani yapısı yok edilmek isteniyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İşte Bir kac gün önce bir tören esnasında minik yavrulara giydirilip ortaya sunulan görüntü bunun ilk işaretini veriyor। Türkleştiremediğini Müslümanlaştırıp sonrada koyun gibi gütmek. Devlet yüz yıllardır Kürtleri böyle eğitip eğemenliği altına aldı. Bugün de Dersimlileri Kürtleştirip sonrada müslümanlaştırarak muradına ermek istiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Eğer Dersim belediye başkani gercekten Dersimli ise ve Dersim icin calışacaksa önce o Müslüman Kürt kardeşleriyle ilişkisini koparmalı। Talimatlarını Ümralıda değil Dersim halkından almalı. Yüzünü Diyarbakır - Urfaya - Mardine Değil. Dersime, Kockiriye ve Binboğaya dönmeli. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Aksi Taktirde Dersim atalarının Darağacında Söylediği o sözlerin ağır vebaline girer ve onların ahında kurtulamaz gider...! "Kürdistanın bağımzsızlığı icin Mücadele eden Kürtlerde elini Dersimin yakasında ceksinler, artık yeter। O halkı ikili işkal altında tutmaktan daha büyük zalimlik ve zulümlük olmaz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;DERSİM NE ZAMAN TÜRK ASKERİ, KÜRT SİYASİ VE SOL SİLAHLI ÖRGÜTLERİN İSKALİNDEN KURTULURSA O ZAMAN HUZURA KAVUŞUR....BU BÖYLE BİLİNE। &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;EY DERSİM।! GÜNAHIN NEYDİ DE BU ZALIMİN VE ZULMÜN PENCESİNE DÜSTÜN. SEN İNSANA DEĞER VERDİNDE O NEDEN SANA ÖNEM VERMİYOR. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sevgi ve Saygılarımla&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hüseyin DEDESOY &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-7033909965147763472?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/7033909965147763472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=7033909965147763472&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7033909965147763472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7033909965147763472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/dersim-de-neler-oldu.html' title='DERSİM DE NELER OLDU..?'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RqFbegszbNI/AAAAAAAAABE/oEpArnzPQ4M/s72-c/duzgin2.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-4969041688200761792</id><published>2007-07-19T16:17:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:41.077-08:00</updated><title type='text'>Hakkı ERDOĞAN (GULASOR)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rp_yKm8UX0I/AAAAAAAAAAk/zcJro746QUU/s1600-h/gulasor.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5089052368018104130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rp_yKm8UX0I/AAAAAAAAAAk/zcJro746QUU/s320/gulasor.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hakkı ERDOĞAN (GULASOR)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: Mehmet Yıldız Tarih, gün ve saat : 18. Temmuz 2007 20:30:03:&lt;br /&gt;Su yaziya cevaben: &lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/16304.htm"&gt;Hakkı ERDOĞAN (GULASOR)&lt;/a&gt; makale yazari: www।karakocan.org Tarih, gün ve saat : 18. Temmuz 2007 07:25:11: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hakkı Erdoğan&lt;br /&gt;Hakkı Erdoğan 1984 eylülünde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şübesi’nde işkence edilerek öldürüldü.&lt;br /&gt;Hakkı Erdoğan’ı ilk kez durumumuzun “ağır” olmasından dolayı birlikte zaman zaman hücreden çıkarılma imtiyazına mazhar olduğumuz anda tanıdım. İşkenceci polislere göre ikimiz de pehlivanlara benziyorduk ve esaslı bir güreşe tutuşmamız seyredilmeye değer olacaktı. Ama şimdiki yarış ölmeme yarışıydı. “Bakalım hanginiz önce gidecek!” diyorlardı. Hakkı’ya çok tuz yedirmişlerdi. Hakkı Erdoğan kendinde sayılmazdı, yürüyemiyordu ve ağır işkenceler nedeniyle sürekli inliyordu.&lt;br /&gt;Günleri tam hatırlamıyorum. Hakkı’nın sesi birden kesildi ve göze görünmez oldu. Aynı anda “bizim işkencecilerin” ( farklı timler tarafından sorgulanıyorduk) bana karşı tutumları değişti. İşkence bıçakla kesilir gibi birden kesildi. Bana kebab ısmarlamayı bile teklif ettiler. İçmem için bir şişe “Şaşal”suyundan verdiler. Hücredekileri bu sudan içmemeleri için uyarmaktan da geri durmadılar.&lt;br /&gt;Metris cezaevinde Hakkı Erdoğan’ın öldürüldüğünü öğrendim. Katil polisler hakkında açılan davada şahit olarak dinlenmek için yaptığım bütün başvurular sonuçsuz kaldı.&lt;br /&gt;Aradan neredeyse çeyrek asır geçmiş olacak… “Sağ kalmayı Hakkı Erdoğan’a borçluyum” düşüncesi aklımdan hiç çıkmadı.&lt;br /&gt;Anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Toprağı bol olsun.&lt;br /&gt;Mehmet Yıldız &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-4969041688200761792?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/4969041688200761792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=4969041688200761792&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/4969041688200761792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/4969041688200761792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/hakk-erdoan-gulasor.html' title='Hakkı ERDOĞAN (GULASOR)'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rp_yKm8UX0I/AAAAAAAAAAk/zcJro746QUU/s72-c/gulasor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-7987475954917405705</id><published>2007-07-19T16:06:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:41.240-08:00</updated><title type='text'>Keklikler, Devlet ve Aleviler. Son 30 yil.</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rp_vm28UXzI/AAAAAAAAAAc/urK3zSRgjqY/s1600-h/Coucher+de+soleil.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5089049554814525234" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rp_vm28UXzI/AAAAAAAAAAc/urK3zSRgjqY/s320/Coucher+de+soleil.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Keklikler, Devlet ve Aleviler. Son 30 yil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: &lt;a href="mailto:Bertalk@hotmail.com"&gt;Bertal Kahraman&lt;/a&gt; Tarih, gün ve saat : 19। Temmuz 2007 14:14:26:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huseyin Demirtas, Yeni Şafak'ta İbrahim Karagül'ün yazdigi makaledeki iddiasini aktararak su soruyu soruyor. “CHP-MHP ve Aleviler Arasında Dayanışma Hattı mı Oluşturuluyor?”&lt;br /&gt;Uzun vadede proje sadece CHP-MHP yi kapsamasa da, kisa vadede, ozellikle 22 temmuz 2007 secimleri icin kisa vadedeki proje budur।&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye Derin devletinin, yada "gercek devletin" veya Genelkurmayinin yillardir Aleviler konusundaki projesi uc asagi bes yukari bu cercevededir.&lt;br /&gt;Kisaca ozetleyecek olursak: Turkiye 1980 lerden itibaren Alevilerin Turkiyenin toplumsal ve yapisal gelecegindeki rollerini belirledi. Bu rollerin pratige uygulanmasi icin oncelikle Alevilerin onundeki Bariyerlerin asagi indirilmesi ( Kaldirilmasi degil) alcaltilmasi karari alindi. Golbasi Toplantisi bunun kamuoyuna ve Alevi kitlesine deklere edilmesi idi. O toplantiyla bu yeni donemin Aleviler konusundaki projesi kamuoyu onune cikarilarak uygulamaya kondu.&lt;br /&gt;Bu karar bir dizi projenin uygulanmasini gerektiriyordu.&lt;br /&gt;Yeni donemde olusacak Alevi orgutlenmesinin kontrol disina cikmamasi gerekiyordu। Bunun tedbirleri alindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olusacak yeni orgutlenme doneminde Alevi kitlesinin Devletci yana cekilmesi gerekiyordu. Bunun da tedbirleri alindi ve uygulamaya kondu.(Madimak katliami dab u cercevede devletce gerceklestirildi- “Seriattin serrinden Onlara siginilmasi” saglandi)&lt;br /&gt;Bu projenin adim adim uygulamasini, biraz gerilere giderek olup bitenleri ve bu gune nasil gelindigi incelenerek acikca gorulebilir।&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet ust katlarinda hazirlanan bu tur projeler her zaman kamuoyu onunde aciklanarak ytururluge konmaz, ancak bu proje ayni zamanda Aleviler acisindan bir yeniden duzenleme yada bir diger deyisle, ‘Toplum muhendisligi’ projesi oldugu icin ve Alevilerin bu projede rol oynamalarinin beklentisi dolayisiyla kamuoyunca bilinmesi ve Alevi toplumunun reflekslerinin kontrol ve yonlendirilmesi esasina dayandigi icin ilk once bu reflekslerin ve tepkilerin bilinmesi gorulmesi gerekiyordu। Bu nedenle isin bu bolumu kamuoyu onunde yurutulmeyi gerektiriyordu. Elbette bunun bir baska yonu de vardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevi toplumunun projeye aktif katilimi saglanmaliydi. Alevilere “Devletin seffaflastigi” Aleviler acisindan nihayet! Demokratik ve tarafsiz davranmaya baslandiginin hisettirilip, toplumun butununun de buna inandirilmasi gerekiyordu. Bu projenin basari sansi, Alevi toplumun ne sekilde ve ne kadar yonlendirilip, kontrol edilebildigiyle ilgili idi.&lt;br /&gt;Elbette devlet bu surecte, her seyi sansa birakamazdi, Projenin sahipleri, kendi “Alevilerini” bulup onlari orgutlemek ve bu yontemle henuz ne oldugunu anlayamis Alevi kitlesinin kafasini bilincini en basindan bulandirip, en azindan geriden gelecek nisbeten ozgun Alevi orgutlenmelerinin de bu modele uygun davranmalari konusunda bir rehberlik ve baski unsuru gibi rol oynamasini saglanmaliydi। Izettin Dogan, Fermani Altun tiplemeleri dogrudan bu rolu ustlenmis kimselere ornektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikincisi, Alevilik konusunda olusacak yeni kamuoyu ve aydinlanma, bilgi dolasimi, kendini toplumunu, yogun sehirlesme donemindeki Alevi yasaminin da yaratmis oldugu mevcut kargasa icinde Alevilerin bilincinin yeniden disayni icin de ikinci bir gurup devreye sokuldu, kendiliginden bu gorevi yuklenenler de desteklenerek toplum gozunde “parlatildi” ve bu ikinci topluluga ilave edildi।&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karacaahmet sultan dernegi, cercevesinde coreklenmis Cemal Sener, Ismail Onarli, Baki Oz gıbıler de bu kesıme ornek olarak dusunulmelıdırler.&lt;br /&gt;Kesimin biri dogrudan Aleviligi “gercek islam” soylemiyle Camiye isitirken oteki kesimi “Gercek Turk” soylemiyle Turk milliyetciligine isindirma gorevini yurutuyorlar.&lt;br /&gt;Bu ugursuz gorev hala bu gun bu cevrelerce hayli basarili bir sekilde yurutulmektedir। Bu iste cok ilginctirki esas olarak Kurt ve Zaza kokenli “keklikler” kullanilarak hem Turkmen kokenli Alevilerin disindakilerin de “Turkmenlestirilerek” once Sulandirilmis ve devletci bektasiligin Alevi NORMU olarak sunulmasi, ardindan da “Alevilik Turkmenliktir” zirvasiyla Dersim Kizilbaslari, ve diger Kurt Alevilerin etnik kokenleri konusunda da asimile edilmesinin zemini yaratiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tasla “bir kac kus vurmak” diye de soylenebilecek bu tavir, Ozellikle Dersimli Zaza- Kizilbaslarin aslen Turkmen olduklari, dillerini unutarak, Zazalastiklari tezleri yillardir Cemal Sener (kendisi de aslen gunushaneli bir Kizilbas Zaza ailedendir” Ismail Onarli, ki kendisinin Sehy hesananli oldugunu iddia ettigine gore Dersim Kizilbaslarindan olmalidir, Baki oz, bunlarin Tamami, kendilerine esas olarak Dersim Kizilbaslarini, Turkiye Cumhuriyeti Devletinin 1938 de katliamdan gecirip, katliam sonrasi surgunlere yollayarak buyuk oranda toplumsal dokusunu bozdugu kizilbasligin nerdeyse merkezi durumundaki Dersim ve Dersimlilerin Katliamdan geriye kalanlari bitirmek icin gorev yuklenmis svas alani capulcusu gibi islev goruyorlar.&lt;br /&gt;Dersim ve Dersimli Kizilbas-Zaza’nin Turkmenligi uzerine “yemin- billah “ kitaplar makaleler, TV programlari Radyolarda “Talk- Back” programlari, Internet siteleri ve forumlari, ve de Cakici gibi cetecilerin Bagislarini Kabul eden Karacaahmet sultan dernegi, destekli faaliyetleri halen daha ayni cizgide surup gidiyor।&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kisaca Aleviler hem Islamiyete isitiliyorken, hem de Turkluge dolayisiyla milliyetcilige (kimileri milliyet kelimesinden kendi donek sol gecmislerinin utancindan Ulusalci demeyi tercih ediyor) eklemlendirildiler. Bunun bir baska ayagi da “Kurt boluculugu” korkusuyla sagduyusu koreltilmis Alevi kitlesinin gozunun onunde Alevilerin selcukludan beri Aleviligin- Kizilbasligin tek basina merkezi ve dayanma gucu olmus Dersimin adim adim bosaltilmasi ve bu bosaltma asimilasyon cabalarinin da Alevi destegini alarak yapiliyor olmasina bakmak yeterlidir. Alevilerin bilinci bulanmis, vicdanlari “Seriat ve Kurt ayrilikciligi” korkusuyla koreltilmistir. 72 milleti bir goren anlayis su an “Tek Millet, Tek dil, Tek Din” anlayisinin mimarlarinca tedavulden kaldirilmistir. (Bunu elbette Alevi orgutleri baglaminda soyluyorum, yoksa siradan bir koylu, kasabali alevi icin degil).&lt;br /&gt;Ne kadar Basarili olmustur bu proje?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemevlerinde Alevilikle hic bir alakasi olmayan, Bir devletin veya toplumun ulusal sembolleri olmak disinda hic bir ozelligi olmayan Mustafa Kemal resimleri, Turk bayraklarinin abartili boyutlarda, Alevi inanc sembollerini (Hz। Ali, Haci bektasi veli, Pir Sultan abdal gibi) golgede birakir boyutta asili bulunmassi, Bunlarin onunde Cemlerin gerceklestiriliyor olmasi ve bunu sorgulamanin neredeyse Aleviligi sorgulamak tan daha agir bir suc gibi algilanmasini hatirlatmak sanirim bir fakir verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hic bir camiide, Parasini imamini devlet butcesinden saglamis olan camiide bu sembollerin (Bayrak ve Ataturk posterleri) bulunmasi soyle dursun dusunulmesi bile mumkun degilken Kabul edilemezken, Alevi cemevlerindeki bu durumu neyle aciklayabiliriz?&lt;br /&gt;Alevilerin vatanseverligi ve kemalizmiylemi?&lt;br /&gt;Soz konusu olan Tek tek Alevilerin ozel yasamlari, evleri is yerleri yada politik tavirlari degil। Alevilik kurumu ve yoludur. Demekki 1920 lerden once Alevilik yarim imis! (Mustafa Kemal ve Osmanlinin bayragi soz konusu degildi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir baska gosterge: son secim donemi icinde olup bitene, “cumhuriyetci- Laiklikci!” yada “Topumsal refleksci” mitinglerine bakarak bir fakir sahibi olabilinir.&lt;br /&gt;Alevi kitlesinin Turkiyenin sosyal ve politik yapilanmasinda cok ileri gitmesi, beklenen den fazla guc kazanmasi onlenmeli bir baska deyisle kontrol altina alinmaliydi। Bunun da onlemleri alindi ve hayata gecirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozellikle birer sivil toplum orgutu, birer cemaat orgutu olmasi gereken on milyonlarca Alevinin turkiye siyasi hayati uzerinde, Toplumun gelisme yonu uzerinde “Fetullah Gulen cematti” kadar bile hukmunun olmamasi bunun ne kadar basarili bir sekilde uygulanmis oldugunun en acik gostergesidir।&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevilerin Devlete isindirilmasi, devletin gercek sahipleri ve asli unsurlari olduguna Alevi toplumu inandirilmaliydi. Bu da buyuk oranda basarildi.&lt;br /&gt;Alevi Toplumun olasi Kurt muhalefetiyle dirsek temasina girmesi kesinlikle onlenmeliydi ( Zaten en onemli amaclardan biri buydu) hatta Kurt muhalefetine dusman hale getirilmeliydi। Bu da cok onemli oranda basarildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Butun bunlardan sonra Alevi kitlesine Turkiyenin yapisal mekanizmasinda politik ve sosyal yapisindaki yeri, yukarida tarif edilen noktalara gelmis olacakti। Bugun o noktaya gelinip gelinmedigi elbette tartisilir ama, bu konuda epey mesafe katedildiginin cok tartisilacak yani kalmadi inancindayim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen daha genis bir sekilde bunun NASILLARI, ve NICINLER yazilmalidir Ancak gelinen sonucta bu onumuzdeki secimde en az temsil edilebilinecek, hatta HIC temsil edilemiyecek kitle Maalesef kabul etmeliyizki Alevi Toplumudur. Bunun da nedenleri ve nasillari tartisilmalidir.&lt;br /&gt;Alevi Toplumun su son 30 yillik gelismeleri bir butun olarak degerlendirip, ne yana yonelmesi gerektigine karar vermesi, aksi halde Alevi kitlesinin eskisdinden cok daha bolunmus olarak ve de daha cok guc kaybederek, Turkiye toplumsal hayatinda dikatte alinmayabilecekler arasina yeniden doner।&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aleviler samimi olarak kendilerine sormalidirlar.&lt;br /&gt;1920’lerden beri toplumumuz bu Laaik ( siz bunu dinin devlet kontroluna alinmasi olarak anlayin) Cumhuriyet ten ne gibi hizmetler aldi?&lt;br /&gt;Yasakli ve sakincali bir inanc gurubu olmaktan baska.&lt;br /&gt;Bertal Kahraman&lt;br /&gt;19/07/07&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-7987475954917405705?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/7987475954917405705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=7987475954917405705&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7987475954917405705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7987475954917405705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/keklikler-devlet-ve-aleviler-son-30-yil.html' title='Keklikler, Devlet ve Aleviler. Son 30 yil.'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rp_vm28UXzI/AAAAAAAAAAc/urK3zSRgjqY/s72-c/Coucher+de+soleil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-8367117461597089513</id><published>2007-07-19T15:57:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:41.452-08:00</updated><title type='text'>KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rp_0Y28UX1I/AAAAAAAAAAs/zssxt8Nzy_c/s1600-h/Pulemure.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5089054811854495570" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rp_0Y28UX1I/AAAAAAAAAAs/zssxt8Nzy_c/s320/Pulemure.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a class="alinkfarbe2" href="http://f25.parsimony.net/forum62148/index.htm"&gt;Zaza Forumu: tarih, etnoloji, kültür, siyaset&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazarı: M। Hayaloğlu Tarih ve saat : 11. Temmuz 2007 23:41:41:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmanc ile Kurmanc “aynı” şey midir?&lt;br /&gt;Bu terimleri kullananlar aynı halk değil, iki farklı halk, iki ayrı dildir। Bir halkın dilinde geçen bir kelime, başka bir halkın dilinde pekala ayrı bir anlama gelebilir. Mesela “vas” Zazaca’da “ot” demek iken, Almanca’da “Was” (okunuşu: vas) “ne” anlamına; Zazaca'da “her/r” eşek demek iken, Almanca’da “herr” “bay” anlamına gelmektedir. Soruyu kısaca, Kırmanc ile Kurmanc neden aynı şey olsun ki şeklinde kestirmeden de cevaplayabiliriz. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Kırmanc terimini biz Zazaca (Kırmancki) konuşan Dersimliler kullanıyoruz, Kurmanc terimini ise Kürtçe (Kurmanci) konuşan Kürtler; genel olarak da Sünni Kürtler kullanıyor। Eğer iki farklı dili konuşuyorsak ve iki ayrı halk isek ve kullandığımız terimler farklı anlamlara geliyorsa ama kullanılan kelime aynı veya benzer ise, yine “aynı” demek değildir. Çünkü Dersim’de kullanılan “Kırmanc” terimi anlam olarak “Zaza” demektir; oysa Kürtlerin ve yabancıların da kullandığı “Kurmanc” terimi ise Kürt demektir. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Dersim Zazacacasında Kürt anlamında kullandığımız terim, Kurmanc değil; “Khur” kelimesidir। Zazaca konuşan Dersimliler, “Kurmanc” diye bir kelime bilmez ve kullanmazlardı. Bazıları bunu “kıro” ile ilişkilendirip hakaret anlamında kullanıldığını iddia etse de bunun gerçek ile alakası yoktur. Dersimli Zazalar’ın kullandığı “Khur” teriminin anlamı, Sünni dine mensup Kürt demektir, çoğulu da “Khuri”dir . Bu terimde geçen “r” harfi Zazaca telaffuzda vurguludur, bunu “Khurr/i” şeklinde yazmak da mümkündür. Bazıları tarafından Kürtler için rastgele kullanılan “Kur”, “Qur” ve benzeri şekillerde yazılan biçimlerin Zazaca telaffuz ve yazım kurallarına göre yanlış ve hatalı olduklarını belirtmeliyim. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Bu terimin nereden geldiği, etimolojik kökeni, vs ayrıca tartışılabilir। Kürtçe’de “Khur” (onlar Bedirxan alfabesine göre ‘Kur’ şeklinde yazıyorlar) oğul demektir. Ayrıca “Kur” adlı bir nehir, “Gur” adlı bir aşiret adı vs de vardır. Daha çarpıcı bir örnek de şudur: Adnan Gerger “Khurri” adlı bir halktan, onların başşehri olan “Khurri” adlı bir şehirden söz eder, (Dağların Ardı Kimin Yurdu, sf.147). Bu şehrin şimdiki Urfa’ya tekabül ettiğini belirten Adnan Gerger’in “Khurri” şeklinde yazdığı halkın, başka yazarların yazımlarında “Hurri” vb şekillerde geçen halk olduğu anlaşılmaktadır. Hurri-Kürt ilişkisi ayrı bir araştırma ve tartışmanın konusu olabilir ama Adnan Gerger’in bu yazım biçiminin, bugün bizim Zazaca’da telaffuz edip yazdığımız biçim ile çakışmasının ilginç olduğunu ve yabana atılmaması gerektiğini söyleyebilirim. Bilinen şudur: Bu terim, yani “Khur” Dersim Zazacasında adıl (isim) bir kelimedir ve “Sünni Kürt” anlamında kullanılır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Alevi dinine mensup Kürtler için bu terim kullanılmaz. Onun yerine Kırdas/Kırdaşi ve çoğul halde de Kırdaşi terimleri kullanılır. Aynı şekilde bunların dilleri de Zazaca’da (Kırmancki’de) farklı olarak adlandırılır. Alevi Kürtler’in -(bu terimi kullanıyorum, çünkü Kürt Alevileri bu terimi benimsemiş ve kendileri için açıkça kullanıyorlar)- yani Kırdaşların konuştuğu dile “Kırdaşki” denir. Sünni Kürtlerin kullandığı dile ise “zonê Khuru“ denirdi.&lt;br /&gt;Yeri gelmişken belirtmeliyim ki, bizim Kırdas/Kırdaşi dediğimiz Alevi Kürtler bugün kendilerini doğrudan “Kurd” (Kürt) olarak nitelendiriyorlar। Özellikle de Dersim kökenliler kendilerini şöyle tamımlamaktadırlar: “Ez Kurd ım” (ben Kürdüm, genel), “Ez Kurmanc ım” (ben Kürdüm veya Kurmancım ama pek kullanılmıyor) ile etnik kimliklerini; “ez Elewi me” (ben Aleviyim, genel), veya “ez Qızılbaş ım” (ben Kızılbaşım, pek kullanılmıyor) ile de dinsel/inançsal kimliğini tanımlamaktadırlar. Bu durumda “ez Kurdeki Elawi me” dediği zaman “ben Alevi Kürd”üm demiş olur. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Dersim inancına mensup Alevi Zazalar, kendilerini Kırmanc olarak nitelendirirken dillerini de Kırmancki (Kırmanci) olarak adlandırırlar. Oysa hem Sünni ve hem de Alevi Kürtler’in dilini farklı adlarla nitelendirirler. Alevi Kürtlerin (Kırdaşi’lerin) diline “Kırdaşki” derken, Sünni Kürtler’in diline “zonê Khuru“ derlerdi. („Derlerdi” diyorum, çünkü ben “Khurki” şeklinde bir telaffuz duymadım). Yani burada dil bazında görülen şey de, Kırmancki (Zazaca) ile “zonê Khuru“ (Sünni Kürtler’in dili) ve Kırdaşki’nin (Alevi Kürtler’in dili) aynı olmadıklarıdır.&lt;br /&gt;Dersimli Zazalar, kendi dillerine „Kırmancki veya Kırmanciki“ (Zazaca) derken; Sünni Kürtler kendi dillerine „Kurmanci“ diyorlar। Kırmanc/Kurmanc terimlerinde var olan tek ses, tek harf farkı, dilleri adlandırırken, ikiye hatta doğrusu üçe çıkmaktadır. Yani Kürtler „Kurmancki“ demiyorlar, „Kurmanci“ diyorlar. Zazaca’da ise sona „ki“ şeklinde ayrı bir ek (son-ek) gelmektedir. Dilbilim açısından bakıldığında bunun hiç de önemsiz bir fark olduğu söylenemez. Çünkü kelimeler, zaten bu „küçük“ farklılıklardan oluşur. Bunlara „küçük farklılık“ deyip yok sayanlara daha küçük bir farklılığı örnek verebiliriz. Kürt ile Türk arasındaki fark sadece „bir“ harf veya sestir. „T“ ile „K“ nın yer değiştirmesi, bir halkın başka bir halk olarak tanınmasına yol açmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Şunu da biliyoruz ki, Sünni Kürtler’in tümü kendilerine „Kurmanc“ ve dillerine de „Kurmanci“ demez। Özellikle Güney Kürdistan Kürtleri’nin bir kesimi kendilerine „Kırmanc“ ve dillerine de „Kırmanci“ diyorlar. Bu, durumu daha da karmaşık hale getirmektedir. Burada görülen şudur: Bizim Dersim Zazacasında etnik kimlik anlamında kullandığımız „Kırmanc“ terimi, Güney Kürtleri’nin bir kesimi tarafından da aynı anlamda kullanılmaktadır. Sadece dilin adlandırılmasında Dersim Zazaları „Kırmancki“ biçimini kullanırken, Güney Kürtleri „Kırmanci“ biçimini kullanıyorlar. Bu ilginç bir tesadüf mü? Güney Kürdistan’da kendilerine Kırmanc, dillerine Kırmanci diyenlerin genellikle, bizim „Soran“ adıyla tanıdığımız kesim olduğu analşılıyor. Buradan kalkarak her iki kesimin, yani Dersimli ‚Kırmanclar’la (Zazalar), Güneyli ‚Kırmanclar’ın (Soranlar) bir ve aynı halk olduğunu iddia edebilirmiyiz? Bunu iddia edenler var ama bence bu zorlama bir iddiadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Yabancı araştırmacı ve yazarların da Kürtler için „Kurmanc“ ve „Kirmanc“ ve dilleri için de „Kurmanci“ ve „Kirmanci“ terimlerini kullandıkları biliniyor। Daha doğrusu Kürtler bunların sayesinde „Kurmanc“ veya „Kirmanc“ olarak tanındılar. Tersi de doğrudur. Yabancı dillerde Kurmanc veya Kirmanc terimleri Kürt anlamında kullanılmıştır veya „Kürt“ anlamına gelmektedirler. Bunlar arasındaki yazım farkı araştırılabilir ama sonuç olarak Kırmanc veya Kurmanc biçimleri, yabancılar tarafından aynı halk için yani Kürtler için kullanılmıştır ve aynı anlamdadırlar. Burada „Kirmanc“ ve „Kirmanci“ şeklinde yazılan biçimler, batı dillerinde yalnızca „i“ harfinin kullanılmasından ötürü noktalı olarak geçmektedir, yani yabancılarda „Kırmanc“ şeklinde bir yazım yoktur. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Zazalar ve Zazaca için yabancı dillerde „Kırmanc“ (Kirmanc) ve Kırmanci (Kirmanci/Kırmancki) terimleri kullanılmamıştır. Çünkü bu terimlerle „Kürt“ ve „Kürtçe“ kast edilmiştir. Denebilir ki, madem ki Dersimli Zazalar eskiden beri kendilerini Kırmanc ve dillerini Kırmancki olarak nitelendiriyorlardı, yabancılar neden bunu göremediler? Bunun bir çok nedeni olabilir. Yabancı yazar, araştırmacı veya bilim adamları, genellikle Dersimlilerle doğrudan ilişki kurmamışlardır, kuramamışlardır. Mesela Zazaca üzerine ilk araştırmacı olarak kabul edilen dilbilimci Peter Lerch, Dersimli Zazalar ile temas kurmadan eserini yazmıştır. Aynı şekilde Avusturyalı Dr. Oskar Blau „Dusik Kurden“ (Tujik/Tuzik Kürtleri; Zazaca Thuzık) adlı makalesini yazarken, Dersimliler ile hiç bir temasta bulunmamıştır. Keza Oskar Mann ve Karl Hadank’ın da Dersimliler ile bir teması olmamıştır. Dersimliler ile doğrudan temas kurmuş gezgin veya araştırmacılar da söz konusudur. Örneğin Erzurum’da Britanya konsolosu olarak görev yapmış olan ve 1866 yılı içinde bütün Dersim’i baştan başa gezen J. G. Taylor, 1911 yılında Dersim’de bir geziye çıkan İngiliz Yüzbaşı L. M. Seel, Dersimliler’le doğrudan temas kurmuş ve Dersim üzerine önemli bilgiler vermişlerdir. Ancak Dersimliler’in kendilerini ve dillerini „ne“ olarak adlandırdıkları noktası bunların dikkatini çekmemiştir. L. M. Seel, Dersimliler’in dilleri için doğrudan „Zaza“ terimini kullanır. Dini inançları gibi, dil meselesi de L. M. Seel’in dikkatini çeker. Ancak bu konuda sağlam ve doyurucu bilgilere ulaştığı söylenemez. Unutmamak gerekir ki, Dersimliler ile doğrudan temas kurmuş olan bu yazarların bilgi kaynakları arasında en önemli unsurlardan biri olan „tercüman“ ve „tercüme“ esaslı bir sorun oluşturmuştur. Genellikle kullanılan tercümanlar Türk veya Türkçe konuşan memurlardır. Bunların yaptığı tercümelerin ve verdiği bilgilerin sağlamlığı ve doğruluğu oldukça tartışmalıdır. Bu durumun Mark Sykes’in "The Kurdish Tribes of the ottoman Empire" (Osmanlı İmparatorluğu'nun Kürt Aşiretleri) adlı çalışması için de geçerli olduğu söylenebilir. Ayrıca yazarlar, araştırmacılar ve özellikle bilim adamları, bir bilim adamının çalışmasında yaptığı tespitler az çok tutarlı veya genel kabul görmüşse, o tespiti aynen almış ve kullanmışlardır. Denebilir ki, bilimsel anlamda „Zaza“ terimi ilk defa Peter Lerch tarafından kullanılmış ve daha sonraki yazarlar tarafından da benimsenerek devam ettirilmiştir. Bu da belli bir karışıklığı engellemiş ve engellemektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Kırmanciye&lt;br /&gt;Dersim’de Kırmancki konuşan Zazalar’ın kullandıkları terimlerden biri de „Kırmanciye“dir.&lt;br /&gt;Kırmanciye ne demektir? Bu konuda ilk yorumlarda bulunanlardan biri Mustafa Düzgün’dür। M. Düzgün, Dersim’de „Dımıli“ (Zazaca) konuşanların kendilerine „Kırmanc“ ve „welatê xo ra ki vanê Kırmanciye“ (memleketlerine de Kırmanciye) dedikleini yazmaktadır (Tayê Lawıkê Dersımi, sf. 79-82/Sahan ağıdının dip notu). Kırmancki (Zazaca) konuşan Dersimliler’in memleketlerine „Kırmanciye“ dedikleri doğru mudur? &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Kırmanciye nedir? Dersim‘de Zazaca konuşanların kendilerine Kırmanc ve dillerine Kırmancki (Kırmanciki) dedikleri genel kabul gören bir durumdur। Kırmanc, etniksel; Kırmancki ise dilsel kimliği ifade etmektedir. ‘Kırmanc’lar, (Zazalar) ‘Kırmancki‘ (Zazaca) konuşurlar. (Zazaca: Kırmanci, Kırmanciki qesey kenê). ‘Kırdaşi’ler/‘Kırdaş’lar (Alevi Kürtler) ‘Kırdaşki‘ (Kürtçe) konuşurlar. (Zazaca: Kırdaşi, Kırdaşki qesey kenê). Ve Tırki (Türkler) ‘Tırki‘ (Türkçe) konuşurlar. (Zazaca: Tırki, Tırki qesey kenê). Kırmanciye, ‚Kırmanc’tan türemektedir. Bazılarının iddialarının tersine ‘Kırmanc’ terimi esas olarak etnik bir anlam ifade etmektedir. Kırmancki şeklindeki dilsel türev (biçim) bunun açık bir ispatıdır. Ama şu da bir gerçek ki hiç bir etnik kimlik, kültürel kimliğinden bağımsız değildir. Bu anlamda kültürel kimliğin bir parçası olan ‘dinsel‘ kimliği içermesi de pek muhtemel ve doğaldır. Ama „Kırmanc“ dinsel bir kimliğin ifadesi değildir, çünkü dinsel kimlik „Raya Heqi“ ve bugün Alevilik olarak tanınmakta ve anılmaktadır. O halde ‚Kırmanciye’yi bütün bu etniksel, dilsel, kültürel ve -özel olarak belirtmek gerekirse- dinsel özelliklerin bir toplamı olarak tanımlamak mümkündür. Peki yurt ya da memleketi de içermez mi? Tabii ki içerir. Bir bütün olarak Kırmanc’ların (Zazaların), Kırmanciki dilini (Zazaca) konuşanların, aynı kültüre ve aynı inanca sahip insanların yaşadığı coğrafyayı kapsar. Ama sadece onların yaşadığı „yurt“ un (vatan, memleket) adıdır demek, eksik, hatalı ve yanlıştır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Kırmanciye teriminin diğer bir varyantı „Kırmancêni“dir। Zazaca‘da raştiye, raşteni (doğruluk); haştiye, haşteni (barış/ıklık), dostiye, dosteni (dostluk) gibi bir „kavram“lar sistemi vardır. Almanca’da buna „Abstrak“ denir. Türkçe’de bunu „kavram“ veya „kavramsal“ değere sahip terim olarak nitelemek mümkün. Kavramlar, kelimelere göre daha gelişmiş bir içeriği ifade ederler. Örnek vermek gerekirse, Türk (Tırk), Alman (Alman/Alaman), Zaza birer „etnik“ addırlar. Türklük (Tırkêni), Almanlık (Almanêni), Zazalık (Zazaêni) ise bu terimlerden (kelimelerden), -burada söz konusu olan etnik kimliklerden- türeyen ve bu kimliklere ait bütün özellikleri kapsayan daha geniş anlamlara sahipdirler ki, bunlar birer kavramdır. Türkçe’de bu tip kavramlar, yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi sonlarına -lık, lik, lük, luk- eklerini alırlar. Almanca’da bu sınıfa girenler „tum“ diye bir soneke sahiptirler. Mesela „Deutschtum“ (Almanlık); Türkentum (Türklük); Zazatum (Zazalık). Dersim‘deki telakkiye göre yorumlarsak, Kırmanciye, Kırmancêni bu sistemde, „Kırmanclık“ anlamına gelir. Görüldüğü gibi Kırmanclık ya da bunun Türkçe karşılığı olarak Zazalık hiç de „yurt“ demek değildir. Ama o halkın yaşadığı toprakları (yurdu) da kapsayan ve o halkın bütün özelliklerini yansıtan bir üst kavramdır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Kırmanciye (Kırmancêni) terimi, Kırmanc orijine sahip, Kırmancki konuşan kesimi kapsar। Kırdaşki (Kürtçe/Kurmanci) konuşanları yani Kırdaşları (Alevi Kürtleri) kapsamaz. Aynı şekilde Alevi inancına sahip olan Türk veya Türkmenleri de kapsamaz. Tersi iddialar tamamen zorlamadır. Çünkü, Kırmanc, Kırmancki, Kırmancêni (Kırmanciye) gibi, Kırdaşi, Kırdaşki, Kırdaşêni ve Tırk, Tırki, Tırkêni terimleri Zazaca’da var ve kullanılmaktadır ve bu kavramlarla farklı şeyler anlatılmakta veya kastedilmektedir. Peki, biz Kırdaşki konuşanlar yani Kırdaşlar, „Kırmanciye“ teriminin içinde değildir derken onları dışlıyor muyuz? Evet, onları „dış“lıyoruz, onları terimin „dış“ında tutuyoruz. Ama bu düşmanca bir „dışlama“ değildir. Bu tamamen dilsel, etniksel kriterlere dayanan bir dışlamadır. Eğer bir halk belirgin olarak „ayrı“ veya „farklı“ özelliklere sahipse, bu halkı kendi „özgün“ kimliği ile tanımlamak, doğru bir yaklaşımdır. Bu hem objektif (doğru) bir tespittir ve hem de domokrat bir yaklaşımdır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Bazıları, Kırdaşça (Kürtçe) konuşanların, Kırmancki (Zazaca) konuşanlar ile „aynı“ inanca sahip olmalarından kalkarak, hepimiz „biriz“ veya biz „aynı“yız, hepsi Kırmanciye’nin içindedirler diyerek kendilerini „birlikçi“ bunun doğru olmadığını söyleyenleri ise „bölücü“ olarak değerlendirmektedirler। Bunun gerçekçi bir yaklaşım olmadığı ortadadır. Kırmanclar (Alevi Zazalar) ile Kırdaşların (Alevi Kürtler) iki ayrı etnik kökene sahp iki farklı halk olduğunu söylemek, neden bölücülük olsun ki? Tersine, bunların arasında fark olduğunu görmemek veya farkı reddetmek inkarcılıktır, dahası asimilasyonculuktur. Bu yaklaşım sahipleri,‘ mezhepçi’dir. Olgulara, objektif olarak değil,yalnızca kendi pencerelerinden (subjektif) bakan din bezirganlarıdır. Alevi Kürtler (Kırdaşlar) ile dostça, barış içinde bir arada yaşamak farklı bir şeydir; ki bu onları olduğu gibi kabul etmeyi gerektirir ama onlarla hiç bir farkımız yoktur demek ayrı bir şeydir, ki bu gizli bir inkarı içinde barındırmakdır. Nitekim Zaza milliyetçiliği penceresinden yaklaşanlar, bunların aslında asimile olmuş „Zaza“ olduklarını iddia edebilmektedirler. Bu da göstermektedir ki , hem milliyetçi ve hem de mezhepçi değerlendirmeler uç değerlendirmelerdir, gerçekçi değildirler ve karşıt olsalar bile tersinden de olsa aslında birbiri ile çakışmaktadırlar. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Doğru tavır, Kırmanclar (Alevi Zazalar) ile Kırdaşlar’ın (Alevi Kürtler) birbirini olduğu gibi kabul etmeleri, karşılıklı olarak birbirine saygı duymaları ve barış içinde, dostluk içerisinde yaşamayı sindirmeleridir। Bu konuda aydın ve demokrat insanlara özellikle daha ağır görevler düşmektedir। Kürt Alevisi dostlarımızın, bu konuda Kürt milliyetçilerinin ağır baskıları altında kabul etmek gerekir। Kürt milliyetçilerinin Zazaları inkar yönündeki düşmanca yaklaşımları,&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Kürt demokrat ve aydınlarının, Zazalar’ın „ayrı bir halk“ olarak varlığı noktasındaki düşüncelerini kısıtlamakta, sekte vurmaktadır। Bunların bir kısmının tehdit altında olduklarını ve „bölücülük“le suçlandıklarını da söyleyebilirim. Buna rağmen Hüseyin Dedesoy, Adil Duran, Hasan Kaya gibi sınırlı sayıdaki aydın Kürt dostlarımızın cesur ve demokrat tutumlarını taktire değer görüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Kırmanc ve Zaza terimlerine yaklaşım nasıl olmalıdır?&lt;br /&gt;Dersimliler açısından Kırmanc, Kırmanciki, Kırmanciye terimlerini kullanmamız kadar doğal bir şey olamaz. Bunlar asırlardan beri sürüp gelen atalarımızdan kalan mirastır. Ama hiç bir şekilde bu terimleri Zaza karşıtlığı temelinde ele alamayız, almamalıyız. Çünkü Kırmanc terimi gibi Zaza terimi de bize aittir, bizi ifade ediyor. Kırmancki (Zazaca) konuşup yazarken Kırmanc terimini kullanmakta hiç bir sakınca görmüyorum. Çünkü neyi kast ettiği anlaşılıyor. Yerine göre parantez içinde bunun Zaza demek olduğu belirtilebilir. Ya da doğrudan Kırmancki yerine Zazaki ve Kırmanc yerine de Zaza terimleri kullanılabilir. Ancak Türkçe dahil bütün yabancı dillerde konuşur veya yazarken, mutlaka Zaza (Zazaca, Zazaki) terimini ve türevlerini kullanmalıyız. Çünkü ne yazık ki, bizim irademiz dışında, Kırmanc terimi Kürt olarak biliniyor ve bunun izah edilmesi de mümkün görünmüyor. O halde Zaza terimine antipati ile yaklaşmanın, onu reddetmenin aslında kendi kendini inkar etmek olduğunu kavramak ve bilince çıkarmak gerekiyor. İnsan, bindiği dalı kesecek kadar aptal olmamalıdır.&lt;br /&gt;11.07.07&lt;br /&gt;M. Hayaloğlu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-8367117461597089513?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/8367117461597089513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=8367117461597089513&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/8367117461597089513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/8367117461597089513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/kirmanc-ile-kurmanc-ayni-ey-midir.html' title='KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/Rp_0Y28UX1I/AAAAAAAAAAs/zssxt8Nzy_c/s72-c/Pulemure.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2741987152784561031</id><published>2007-07-12T11:00:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T05:45:41.590-08:00</updated><title type='text'>"Derin Acılar Dilsizdir"</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RpZ3zm8UXxI/AAAAAAAAAAM/u2z-1sumYuQ/s1600-h/Firik+dede1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5086384557672128274" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RpZ3zm8UXxI/AAAAAAAAAAM/u2z-1sumYuQ/s320/Firik+dede1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Derin Acilar Dilsiz&lt;br /&gt;*Eyüp Hanoğlu&lt;br /&gt;Dersim Ovacık'ta yaşayan, sözlü geleneğin son temsilcilerinden, Dervişcemal pirlerinden Fırik Dede, 106 yaşında, kendi yıkık evinde hayata gözlerini yumdu.. 1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık'ta abisinin gözleri önünde ağaca bağlanıp, işkence yapılarak Kulaksız yüzbaşı tarafından diri diri yakılan Behzat Fırik'in de babasıdır.. O günden beri, oğlunun acısıyla yas tutan Frik Dede, sakallarını bir daha kesmedi, acısı da gözyaşları da hiç dinmedi ve bir daha hiç konuşmadı..&lt;br /&gt;“Mücevheri yerinde satın, tenekecilere vermeyin, sarrafını bulursanız verin” diyordu bir kaydında. Sözünü anlayacak sarrafa mı rastlamadı yoksa bu bir sessiz protesto muydu kendince, hala merak ederim.&lt;br /&gt;70’lerin sonlarıydı sanırım.. Fırik Dede, Piro Newes, Aydınê Heşi, Qeramanê Mırci, Rızaê Berti gibi Ovacık’ın o dönemki insan-ı kamilleri amcam Weliağa’nın evinde toplanırlardı bazan.. Önce sohbet, muhabbet, sonra saz-söz, ikram derken; uzun bir sessizliğin içinde öylece otururlardı.. 6-7 yaş hafızamdan kalan bu görüntüyü de hala merak ederim.. Bu bilge adamlar niye susuyorlardı, öyle saatlerce.. Bu ve benzeri yanıtlanmamış bir çok soru ve sırlarıyla hepsi çekip gittiler aramızdan..Frik Dede, Dersim'in yaşayan son ve önemli bilgelerinden de biriydi.. "Yüzü şemsi kamber, gözleri nur” dolu bilge dedemizin hayatını anlatan bir film yapan yönetmen Buket Aydın, izlenimlerini şöyle aktarıyor: “Bir Hızır perşembesinde köhne ama içten hazinesine konuk olmuştum. Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar… Ama içten.. Ama sıcak.. Ama huzur dolu… Ve bütün dünya mallarından arınmış arı bir mekandı. Evden ayrılırken aklımda tek bir düşünce vardı. Değerlerini kaybedenler bir daha asla kendileri olamazlar, kendileriyle olamazlar. Asla geçmişlerini bilmez ve bu günü yaşayamaz ve yarına hazır olamazlardı.”&lt;br /&gt;“ Tam da dört dağ içinde terk edilmiş bir kentte bir asır yaşam… Adımlar ağır ağır, bakışlar tane tane… Ne acelesi var görünürde, ne de geride kalanlara söylenecek son bir sözü… Belki bizim gibilerin aradığı adamdı o… Belki beklediğimiz son klam onun dilinde saklı… Bir sona yaklaşmaktayız hepimiz Sahi kimin sonudur bu? Bizim mi? Yaşlı adamın mı? Yoksa İnsan-ı Kamilin mi…? “ Buket Aydın&lt;br /&gt;Yanıtsız ve muhatapsız sorular akıp giderken, ben yine aynı soruya takılıp kalıyorum: Kederli yazgılarının bize kader olmaması için mi sustular yoksa derin acıların dilsizliği miydi o sessizlik..&lt;br /&gt;Ne yazacağımı ve cümlelerimi nasıl formüle edeceğimi sahiden bilemiyorum.. Ne yazsak hep bir eksik kalacak O’na ve Onlar’a dair.. Onlar susarak, belki bizi korumak adına belleklerimizi de sildiler.. Belki o eksik kalanlar tamamlayacak hikayemizi ya da bilemediklerimizin ızdırabını kuşanıp bizler sorularımızla aşındıracağız “sır”lı dağların ardını..&lt;br /&gt;Frik Dede; “gizli bir sırdır” dediği hafızasını, acısını, suskunluğunu, kesmediği sakallarını alıp giderken aramızdan; bize de ondan geriye miras olarak bir asırlık hayat, halk bilgeliği geleneğinin değerleri ve hoş bir nida olarak sazı-sözü kaldı..&lt;br /&gt;Fırik Dede’den dinlediğimiz, Virani’nin şu dörtlüğünü yine ondan dinleyerek, dindiremeyiz belki sızlayan yerlerimizi ama katlanılır kılarız hiç olmazsa; "seni sevenlerin can içinde canısın/ aşıklar katredir, sen ummanısın/ gönül bir gemidir sen dümenisin/ Yelken açmak ister bu dervişlerin"&lt;br /&gt;Sevgiyi din, aşkı yol eylemiş bir kavmin çocukları; bu bedbaht dünyada eteklerinde hep yolun yükünü ve kırılan dalların hüznünü taşırlar. Yolun yükünü en ağır taşıyanımızı kaybettik.. Birbirinin peşisıra, yitip giden, hakka yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası yolumuzu aydınlatan 'nur' olsun..&lt;br /&gt;Hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz: "Ölüm ölür biz ölmeyiz."&lt;br /&gt;10 Temmuz 2007&lt;br /&gt;* L. A. Seneca'dan alıntı..&lt;br /&gt;&lt;a name="pid1366"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2741987152784561031?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2741987152784561031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2741987152784561031&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2741987152784561031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2741987152784561031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/derin-aclar-dilsizdir_12.html' title='&quot;Derin Acılar Dilsizdir&quot;'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_CVDr4nJl8ZU/RpZ3zm8UXxI/AAAAAAAAAAM/u2z-1sumYuQ/s72-c/Firik+dede1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-6897087313781847049</id><published>2007-07-10T02:44:00.000-07:00</published><updated>2007-07-11T16:18:27.184-07:00</updated><title type='text'>ÜSTÜN ULUS KOMPLEKSI.</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÜSTÜN ULUS KOMPLEKSI.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Huseyin DEDESOY&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;24. Haziran 2007 19:38:00:&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;Inkar Edilende Inkar Etmistir&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;.&lt;br /&gt;Devlet-Ulus kavrami esas olarak ilk kez Buyuk Fransiz devrimiyle gundeme gelmistir. 1789'da ki Fransiz ihtilalinden sonra Var olan rejimin devrilmesi ve yerine olusturulmak istenen rejimin ana dokturini ULUS-DEVLETI'ni insa etmek olmustur. Dolayisiyla egemen olan en buyuk etnik nufusun Fransiz olusundan dolayida Kurulacak devletinde Fransiz ulusunun devleti olmasi gerektigi sonucuyla hareket edilmistir. Disindaki var olan tum diyer etnik topluluklar ise o andan itibaren yok sayilip, Onlarinda Fransizlastirilmasi icin ideolojik ve Kulturel asimilasyonun temelleri atilmaya baslanmistir. Brotonlar, Basklar, Katalanlar, Alzaslilar,...vb tum etnik kulturlerin zamanla kuyusu kazilip dibi oyulmaya baslanmistir...Ama inkar ve yok saymak kimseyi yok etmiyor malesef. Arada 200 yil gecmesine ragmen Hala Brotonlar, kendi etnik kimliklerini koruyup kollamak, Basklar etnik varliklari icin mucadele etmek, Katalanlar Ozerkliklerini savunmaktan vaz gecmemislerdir. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Diyer ulkelerdeki Ulus-Devlet yapisinin nasil olustugunu ve olusturulduguna deginmek istemiyorum, uc-asagi bes yukaru hemiside ayni yolu izlemis ve ayni yontemle hareket etmislerdir. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Turkiye bunlardan en sonuncusudur. Yani Bircok Ulus Devlet yapisini 19.yuz yilin baslarina geldiginde tamamlamisken, Turkiye bu ise 1923'ten itibaren baslar. Nasil yaptigi ve hangi asamalardan gecerek olusturdugundan cok beni isin ideolojik ve Felsefi boyutu ilgilendiriyor. Ve esas olarakta Turk devletinin ve ulusunun Inkar ettigi diyer azinlik Millet ve Etnik yapilarinda ayni mantik ve ruh haliyle kendi azinliklarina ve etrafindaki var olan etnik kulturlere yaklasiminda gosterdikleri inkar ve yok sayma politikalaridir.&lt;br /&gt;Bunlarin basinda Kurt Ulusal hareketini savunan ve Kurt ulusunun ulusal ve etnik fakliliginin taninmasi ve kabulu icin mucadele edenler geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Kurtlerin Ayri bir etnik yapiya sahip olduklarini, Kurtcenin ayri bir dil oldugunu, Kurt kulturunun ve kimliginin farkli oldugunu Turkiye Devleti ve Onun savunuculugunu yapan Ideologlari hic bir zaman kabul etmediler. Onlarinda aslinda Turk olduklarini ama bir takim yoresel farkliliklar tasidigini...vs gibi duz bir yaklasimla YOK ve INKAR ettiler. Tum mesele ve kiyamette burdan koptu... &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Kurtler, Turkler Tarafinda inkar edilen bu kimliklerini ve Farkliliklarini savunup koruma mucadelesi verirken, AYNI YAKLASIM VE AYNI MANTIKLA ONLARDA VAR OLAN VE KURT NUFUSUNUN yogunlukta oldugu bolgelerdeki diyer azinliktaki etnik yapilari inkar ederek ise baslamislardir. Kurdistan diye tanimlanan o bolgede var olan ZAZALARI, KELDANILERI, SORANLARI ASURILERI yok saymislardir ve onlarinda en az Kurtler kadar yok sayildigini, onlarinda kendileri kadar herkesten farkli bir etnik topluluk oldugunu kabul etmek istememislerdir. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;ZAZALAR da Kurtlerin Kendilerini Kabul etmeyip Onlarinda Kurt oldugunu ileri suren dusuncelere karsi mucadele verirken tipki TURKLER VE KURTLER gibi nufus olarak cogunlukta olduklari bolgelerde var olan diyer azinliklari yok saymislardir. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;ZAZA Milliyetcilerinin ZAZAISTAN diye tanimladiklari DERSIM BOLGESINDE En az ZAZA'lar kadar var olan bir KURMANC toplulugu yasamaktadir. Dersim bolgesinde yasamakta olan bu KURMANC'lar kendilerini Diyer Safi Kurt yani onlarin tarifiyle -KURO-lardan ayri gormektedirler. Sosyolojik ve etnik yapilari dahacok Dersimin kirmanclariyla benzerlik tasimasina ragmen Konustuklari Dil KURMANCI dir. Zazalarin ZAZACA dedikleri dile ise onlar DIMILI derler. Bunlarin yogunlukta yasadiklari bolgeler ise: DERSIM Pertek, Mazgirt ve Hozat'tir.Karakocan ve Erzincanin birkac bolgesindede mevcutlar arti Kocgirinin buyuk bir cogunlugu yine o Kurmanclardan olusur. Kayseri, Maras ve Malatya Yoresinin ise tamami o Kurmanc nufusundan olusur.&lt;br /&gt;Dersim eger gercekten Yanlizca Nazimiye, Pulumur ve Ovaciktan ibaret degilse o zaman Dersimin Kurmanclarida en az Dersimin Kirmanclari kadar yok sayilmis, dislanmis ve inkar edilmislerdir. Kocgri ve Dersim katliyamlari sanirim yanlizca Ordaki Kirmanclar ustunde uygulanmamistir. Kurmanclarda diyerleri kadar payina duseni almistir. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Buyuk Ulus Sovenistligi ve irkci fasizan dusuncelerin kurbani ve uzantisi olmak istenilmiyorsa DERSIMLI ZAZA larin bir kez daha dusunmelerini ve meseleye Inkarci Ulus-Devlet mantigiyla degil, Etnik farkliliklarin korunup savunulmasi ve esit haklarin ugruna bir mucadelenin organize edilmesini Savunmalilar, bunu oneriyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Kocgri Isyaninda hemen once Seyt Riza ve Aliser Efendi onderliginde Buyuk Dersim asiretlerinin yaptiklari ilk toplanti ve Ankara hukumetine onerdikleri deklerasyonu hatirlatir, bir kez daha dusunmelerini oneririm.&lt;br /&gt;KURMANC DUSMANLIGI VE INKARI, KIRMANCLARI'DA YOK EDER. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Sevgi ve Saygilarimla.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Huseyin DEDESOY &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-6897087313781847049?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/6897087313781847049/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=6897087313781847049&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6897087313781847049'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6897087313781847049'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/stn-ulus-kompleksi.html' title='ÜSTÜN ULUS KOMPLEKSI.'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-6604816392450150802</id><published>2007-07-10T02:40:00.000-07:00</published><updated>2007-07-10T02:42:31.357-07:00</updated><title type='text'>Ez Kurmancim la Ez Kurdim...Niye Ayni Olsun</title><content type='html'>Ez Kurmancim'la Ez Kurdim ...Niye ayni Olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: Hüseyin DEDESOY 09. Temmuz 2007 14:12:28:&lt;br /&gt;Su yaziya cevaben:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/16147.htm"&gt;Etnik Parsimony &lt;/a&gt;makale yazari: Mehmet Yýldýz Tarih, gün ve saat : 09. Temmuz 2007 11:07:08:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili M.Yildiz.öfkeni...Cigligini Duyuyorum, anliyorum. Sôze daha dolaysiz, bilinir ve resmi olan sôzcûk ve kavramlarla girersek Kûrtler ve Zazalar arasindaki Etnik farkin varligi veya yoklugu uzn sûredir tarti$ildi ve halada tarti$ilacaga benziyor.Ama bir$ey istensede istenmesede, Resmi dû$ûnce ve askeri mantigi kirdi, kabul gôrdû. Evet ZAZALAR KÛRT DEGILDIR.&lt;br /&gt;Peki Kürtler Kimdir, Zazalar Kimdir.Her$eyi Tûrkce dili ve o dilin mantigiyla anlamaya, kavramlari aciklamaya kalki$irsak asil o zaman neyi nasil anliyacagimizi ve anlatacagimizi kari$tiririz.&lt;br /&gt;Hani $u me$ur Dûnyanin ke$fi yolculugunda gemisi batan ve yanliz kalip adaya dû$en bir beyaz adamin hikayesi varya. Orda Gôrdûgû, kar$ila$tigi her$eye kendisi isim veriyor ve isim buluyor. Bir sûre sonra adada bir yerliyle kar$ila$iyor ve ona kendi dilinden bir$eyler ôgretmeye ba$liyor. Ama once ona bir isim veriyor. Kendini kendi ismiyle tani$tiriyor ve "seninde adin bundan sonra Cuma-Vandrodi-olacak" diyor. Cûnkû Cuma gûnû onunla kar$ila$iyor. O yerli adam kendiside asil ismini unutup kendisini artik Cuma olarak kabul ediyor ve tani$tiriyor.&lt;br /&gt;I$te diyerlerin bize verdigi isim ve adlandirmadan cok bizim kendimizi nasil adlandirdigimiz cok daha ônemli ve gercekci.&lt;br /&gt;Birde bir toplumun etnik adlandirmasini ve etnolojik yapisini anlayip tanimlamak Gûnûn Siyasi ihtiyaclarina gôre degil o toplumun tarihi ya$am ve ali$kanliklarina gôre, gelenek ve gûnlûk ya$amdaki ilke ve davrani$larina gôre, olay ve olgular kar$isindaki takindigi refleks ve tavirlarina gôre...vs , tûm bu olgu ve olaylarin bile$imiyle daha iyi anliya bilir ve adlandira biliriz.&lt;br /&gt;Tûrkce Aciklamasiyla Kûrtler diyince icine Zazasida girer, Soranida girer, Goranida girer. O zaten Kûrdû zar-zor anliyor ve kabullenmeye cali$iyor...&lt;br /&gt;Kûrtler Kûrt diyince ne anliyorlar. Onlarda kendi tariflerini ve isimlerini Tûrklerde ôgrendiklerinde Aynen onlar gibi isimlendirmi$ olurlar; "...hepimiz Kûrdûz...o kadar."&lt;br /&gt;Ama O toplumun kendi, kendini tarifinde onlarca kimlik birden ortaya cikar.&lt;br /&gt;$afi-Mûslûman Kûrt,Zaza kendine "Ez Kûrdim û, Ma Zaza muslimanim..." Diyerini "..Ev Kizilba$e..., Yezidiye...û...Hiristiyane Keldaniye...Gavure, Ejnebiye... Ermeniye./ Arabe ...Tirke..Muslimane."&lt;br /&gt;Yine Tûrkcede Alevi-Kûrt diye tanimlananlar: Kendilerini "Ma Kirmancim, Ez Kurmancim, elevime..." Diyerinide " Ev Kire, ev Kuruye, Safiye...Tirke, Macire..."&lt;br /&gt;Sevgili dostum.Bence tûm mesele kim kendini nasil ve hangi kiriterler, kavramlarla tanimladigina bagli. Elbetteki Ba$kasida seni tanimliyiyacaktir...her tanimin bir kûltûrel yada siyasi arka pilani vardir.&lt;br /&gt;I$kal eden, Di$arda gelen, Beyaz adamin seni adlandirmasiylami kendimizi tanimliyacagiz yoksa annemizin, babamizin vede dedelerimizin kendilerini nasil adlandirdiklariylami taninacagiz.?&lt;br /&gt;Millet olma, Devlet kurma, Ulusla$ma hikayelerida Gûnun Politik ihtiyaclaridir. Eger niyet ôyleyse, Orda kîriterlerin degi$e bilir.&lt;br /&gt;Haydarlar ûclûsû, yada Seyfiler-Pamukcular giri$imi veya Bucaklar-Agarlar takimi,...Daha saymak istemedigim bircok "Cuma"la$anlarda bu i$in uzantilaridir.&lt;br /&gt;Selam ve SevgilerimleHûseyin DEDESOY&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-6604816392450150802?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/6604816392450150802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=6604816392450150802&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6604816392450150802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6604816392450150802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/ez-kurmancim-la-ez-kurdimniye-ayni.html' title='Ez Kurmancim la Ez Kurdim...Niye Ayni Olsun'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-6991679407968963628</id><published>2007-07-10T02:34:00.000-07:00</published><updated>2007-07-10T02:40:01.903-07:00</updated><title type='text'>Ez Kirmancim ile Ez Kurmancim...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Etnik Parsimony &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Mehmet Yýldýz  09. Temmuz 2007 11:07:08:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ez Kýrmancu” ile “Ez Kurmancým” arasýnda hiçbir fark yoktur. Bununla Dersim’in Kurmanclarýný kastetmiyorum. Onlar zaten Kýrmanciye’ye dahildirler. Zazaca konuþan Dersimlilerle Þafi Kürtler arasýndaki etnik ve kültürel birliði kastediyorum.&lt;br /&gt;Heval Haydarlar triyosu (Kaytan, Iþýk ve Celasun yoldaþlar) çok önceleri bu gerçekleri tüm açýklýðýyla o deðerli bilimsel çalýþmalarýnda dile getirmiþlerdi. Ha Kýrmanc, ha Kurmanc ne fark eder. Bir harf için sorun çýkaracak kadar hoþgörüden uzak insanlar olamayýz. Etnik ve kültürel çatýþmalarýn uluslararasý düzeyde arttýðý bir dönemde maraza çýkarmak yerine, birlik ruhu taþýmalýyýz. Zaten siz ne kadar “Kýrmanc” derseniz deyin, o lanetli “ý” Þafi Kürtlerin kulaðýna her seferinde “u” olarak gidiyor. Yani Kürt kulaðý kategorik olarak bu “ý”ya kapalýdýr. Tecrübeler bunu gösteriyor.&lt;br /&gt;Bu makalemde Dersim’e Haydarcý bir gözlükle bakmaya çalýþacaðým. Haydarcýlýðýn lehine çok saðlam olduðuna inandýðým argümanlar öne sürmek istiyorum. Bunu yaparken Türk proletaryasý için harcadýðým gençlik yýllarýmýn tecrübelerini esas alacaðým.&lt;br /&gt;“Kýrmanc” “Kurmanc” tartýþmalarýný 1980 öncesi baþçeliþki tartýþmalarýna benzetiyorum. O zamanlar 50’nin üzerinde radikal sol grup vardý ve kimse devrim ve sosyalizm aþkýna birleþmek suretiyle bu gruplarýn sayýsýný bir ölçüde azaltmayý düþünmüyordu. Problem olarak görülen þeylerin baþýnda ise “devrimin baþçeliþkisi” konusunda söylenenler geliyordu.&lt;br /&gt;Halbuki bu gruplar tamamen ayný þeylerle meþgul oluyorlardý. Yöneticiler birbirlerinden hoþlanmadýklarý için, yahut keyiflerini bozmamak için ayrý kalmaya bahane uyduruyorlardý.&lt;br /&gt;Ayrý kalmak devrime hiçbir yarar saðlamadý. Örgüt yöneticileri Çankaya’ya gitmek yerine Mamak, Davutpaþa ve Metris’e gittiler. Tekme tokat dövüldüler. Falakaya yatýrýldýlar. Çýrýl çýplak soyuldular. Vucutlarýna elektirik verildi. Testisleri buruldu. Askýya alýndýlar. Dokuzu-onu yan yana iki dakika içinde ayný tuvaleti kullanmaya zorlandýlar. Tiryakilere aylarca sigaralarý verilmedi. Polis hücrelerinde bitlendiler. Çoðunluðu iþkence sýrasýnda “tamam, tamam…” dedi.&lt;br /&gt;Bu zor günlerde kimsenin baþçeliþki konusundaki farklýlýklarý düþünecek hali yoktu. Gruplara özgü o gereksiz sloganlarý yýllarca cezaevlerinde hiç duymadýk. Örneðin Metris cezaevinde yýllarca üç slogan bütün devrimci ihtiyaçlara cevap verebildi. Geniþ bir devrimci konsensüsün ürünü olarak kabul edilen söz konusu sloganlar þunlardý: a) Kahrolsun faþizm, b)Ýnsanlýk onuru iþkenceyi yenecek, c) Ýþkencecilerden hesap soracaðýz.&lt;br /&gt;Kendi kendime “vay anasýna! Demek ki devrimci þiarlarýn haykýrýlmasýnda bu denli bir sadelik mümkünmüþ!” dediðim çok olmuþtu.&lt;br /&gt;Meydanlarda devrimci kontrol kimin hangi sloganý attýðýnýn saptanmasý süretiyle yapýlýyordu. Cezaevlerinde ise devrimcilerin tutarlýlýklarý aktif olarak slogan mücadelesine katýlýp katýlmadýklarýyla ölçülüyordu. Slogan atmaktan býkanlara iyi gözle bakýlmýyordu. Ileri kadrolar veya yöneticiler volta atarken kendi aralarýnda “vatandaþdaki burjuva eðilimler çok açýk. Bir daha buralara gelmez” diyorlardý.&lt;br /&gt;Öte yandan her slogan bir vukuata iþaret ediyordu. Devrimciler sebebsiz yere slogan atmýyorlardý. Koridordan gelen tek kiþilik cýlýz bir slogan bir devrimcinin mahkemeye giderken veya gelirken dövüldüðünü gösterirdi. Koridordan birden fazla sesin gelmesi a) yeni bir grup geldi, b) koðuþ deðiþikliði yapýlýyor, c) ziyarete giderken devrimciler dayak yiyor gibi olasýlýklarý akla getiriyordu. Bir vukuata iþaret etmeyen bireysel veya toplu slogan atmalar anlamsýz bulunuyor ve slogancýlar anýnda protesto ediliyordu.&lt;br /&gt;Sonuç olarak, politik mücadelede kullanýlan bütün kavramlar sade ve fonksiyonel olmalýdýrlar. Prensip olarak azý tercih etmeliyiz. Çok fazla gürültü çýkarmamalýyýz. Bir sloganla veya isimle idare edilebilecek yerde ikincisini talep etmemeli veya kullanmamalýyýz.&lt;br /&gt;Kýrmanciye adýna dilimiz olan Zazaca’nýn ve halkýmýzýn diðer bir adý olan (bana göre uluslararasý düzeyde tanýnan tek adý olan) Zaza’nýn inkar edilmesini kimliðimize yönelik çok düþmanca bir saldýrý olarak görüyordum. Þafi Kürtler’den çok farklý bir etnik-kültürel kimliðimizin olduðuna inanýyordum. “Bu gerçeði en iyi biçimde dile getirmemiz gerekiyor. Yoksa Þafi Kürtlere dahil edilmiþ olmaya karþý ciddi bir mücadele veremeyiz.” diye düþünüyordum. Kültürümüzde Muhammet ve Ali’den yana deðiþiklik yapýlmasýný önerdim ama bunun Zaza, Zazaca veya Zaza ulus devlet kuruculuðuyla doðrudan bir iliþkisinin olmadýðýna inanýyordum. “Benim bütün Derdim Kýrmanciye ile Þafi Kürtler arasýnda hiçbir etnik ve kültürel baðýn olmadýðý gerçeðinin en doðru kavramlarla en net biçimde dile getirilmesidir” diyordum. Yanýlmýþým. Elime Haydarcý lüpü alýnca tüm gerçekleri iççamaþýrsýz bir biçimde gördüm.&lt;br /&gt;Baðýmsýz gibi gözüken Dersimlilerin büyük çoðunluðunun Haydarcý olduðunu fark edince “Nero ma bana ne olmuþ! Kot ke bariyo uskade býwýþiyo! Ben de Haydarcý olam gitsin” dedim. Ýyi de ettim. Haydarcý lüple bakýnca benim tüm eski yazýlarým “much ado about nothing” olarak gözüküyor. Hepimize hayýrlý olsun.&lt;br /&gt;Son bir öneri: Tüm Dersim derneklerinin yönetim kurullarýnda birer Kürt þýhýna yer verilsin. Bu iþ seramonisiz olmaz. “Gonul gel seninle muhabet edelim” milli marþýmýz olsun. Kürt þýhlarýnýn bu marþa gerçekten katýlýp katýlmadýklarýna yine de yakýndan bir bakýlsýn. Bir kurban kesilsin ve eti hemen þýha yedirilsin. Eti yuttuktan sonra þýha “aðzýnýzý açar mýsýnýz?” þeklinde istirham edilsin. Modern giyimli kadýnlar þýhlara "hoþ geldiniz" diyerek ellerini uzatsýnlar. Sonra þýh portakal suyunu, bizimkiler rakýlarýný yudumlarken Tom Jones’tan "move closer", “ she is a lady”, “try a little tenderness” ve “help me make it through the night” adlý parçalar çalýnsýn. Yani güzel bir gece olsun.&lt;br /&gt;Mehmet Yýldýz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/16152.htm"&gt;Ez Kurmancim'la Ez Kurdim ...Niye ayni Olsun.&lt;/a&gt; Hüseyin DEDESOY 09.7.2007 14:12 (4)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/16159.htm"&gt;Ce: Ez Kurmancim'la Ez Kurdim ...Niye ayni Olsun.&lt;/a&gt; Roji Dewij 09.7.2007 17:35 (1)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/16161.htm"&gt;Ce: Ez Kurmancim'la Ez Kurdim ...Niye ayni Olsun.&lt;/a&gt; H.D 09.7.2007 18:26 (0)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/16157.htm"&gt;Ce: Ez Kurmancim'la Ez Kurdim ...Niye ayni Olsun.&lt;/a&gt; haydari 09.7.2007 16:31 (1)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/16162.htm"&gt;Ce: Ez Kurmancim'la Ez Kurdim ...Niye ayni Olsun.&lt;/a&gt; A.Püsküllüoglu 09.7.2007 18:49 (0)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-6991679407968963628?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/6991679407968963628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=6991679407968963628&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6991679407968963628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6991679407968963628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/ez-kirmancim-ile-ez-kurmancim.html' title='Ez Kirmancim ile Ez Kurmancim...'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-4954071169569707686</id><published>2007-07-10T02:29:00.000-07:00</published><updated>2007-07-13T12:29:38.800-07:00</updated><title type='text'>MÜSLÜMAN KÜRTLER VE ZAZALAR.</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;MÜSLÜMAN KÜRTLER VE ZAZALAR।&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Makale yazari: Hüseyin DEDESOY Tarih, gün ve saat : 08। Temmuz 2007 21:46:28: &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;br /&gt;Onurlu Müslüman Kürt ve Zazalar Ne Yapmalı? &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de yaklaşan secimlerden dolayı Garip tartişmalar yeniden gündeme geldi ve kamoyunda yer etmeye başladı। Birkac Gün önce Ali ERDOĞAN imzasiyla Dersim Forum, Binboğa Forum ve başkada birkac yerde "Onurlu Bir Alevinin Yapmasi Gereken" başlıgı altında bir yazı yayımlandı. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Özet olarak Türkiye Cumhuriyet'ti süresince Alevilerin bircok kez kıyımdan ve katliamda gecirildiklerini bununda esas olarak Cumhuriyet Kurucusu olan CHP döneminde gercekleştigini ama ona rağmen Alevilerin hala CHP'yi desteklediklerini ve Eğer Onurluysalar bundan böyle CHP'yi yada Devlet Partilerine Oy vermemeleri..." gibi bir eleştiri ve cağırı yapılmıştı.&lt;br /&gt;Evet Doğrudur: Cumhuriyet Kurulduğu günden İtibaren, hatta Kuruluş aşamasında dqhi İlk Karşısına aldığı ve Saldırdığı Toplum Alev-Kızılbaş (Kurmanc ve Kirmanclar) olmuştur। Yani Müslüman olmuyan Alevi Kürt ve Zazalar olmuştur. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Kockri olmuştur, Dersim olmuştur, Maraş olmuştur, Malatya olmuştur, Corum olmuştur ve Sivas olmuştur...En agir bedeli ve en derin acilari bunlar cekmiştir, yaşamıştır, görmüştür। Onunlada Yetinilmemiş 1970'li yılların yarattığı siyasi hava ve sonrasının agır bedelini ve yükünü yine Bu bölgenin insanları ve gencliği yaşamıştır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;O dönemde yani askeri Cuntanın başa geldiği 80'li yılların karanlığında Ceza evine düşen gencliğin büyük bir coğunluğu Alevi-Kürt gencliği değilmiydi।? Ve İşkencelerde ilk sorulan soru şu değilmiydi. Üc K'limisin yoksa tek K'limisin. Yani acıklaması şuydu: Eger Kürt, Kızılbaş ve Kominist'sen yandın demektir. Diyeri bir sopa yerse sen ückez yersin. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Kimilerin Onurlu yada Onursuz davrandığını Tarihte öğrenelim.&lt;br /&gt;Bu Cumhuriyet kimlerin Sırtında ve Sayesinde kurulduğunu herkes biliyor ve kabuleniyor sanırım. Esas olarak "Sâfi Kürt" diye anılan Müslüman Kürt ve Zazalarin desteği ve gücüyle kurulmuştur. Erzurum Kongresi ve sonrasını biliyoruz, yeniden o sürecin nasıl yaşandığını, İtifakların kimlerle ve kime karşı yapıldığını anlatmama gerek yok sanırım. Esas olarak Nakşi-Bendi Tarikat mensuplarından oluşan Başta Sehx Sayid olmak üzere irlili ufaklı bircok Müslüman Kürt ve Zaza aşireti Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemale Destek vermiştir, yaninda yer almıştır ve Onun icin savaşmıştır. Urfada, Antepte Maraş ve Adana'da Müslüman Kürt ve Zazalar Fransiz güclerine karşı koymuşlardır ve savaşmışlardır.&lt;br /&gt;Yine Onun hemen öncesinde 1915'Ermenilerin yaşadığı felaket esnasında dönemin Osmanli güclerinin yanında onlar yer almışlardır... &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Bunun dahada öncesi vardır. A.Öcalan'ın bir kac hafta öncesinde Özgür Politika'da yayınlanan bir yazısında gecmişteki itifakı ve Kürtlerin Türkleri desteklemesini Şöyle anlatır.&lt;br /&gt;"Türkiye’nin geleceği ..., Kürtlerle ittifak yapmasına bağlıdır। Kürtlerle ittifak sürekli olarak kazandırmıştır. Tarihte 1071 Malazgirt Savaşı döneminde Alparslan, Mervani Kürt Beyliği’nin başkenti konumunda olan Silvan’a gelerek yardım istemiştir ve Bizans’ı mağlup etmiştir. Anadolu kapıları böyle açılmıştır. Yine Yavuz, Çaldıran’a gitmeden önce, Kürt beylikleri ile ittifak yaptıktan sonra İran’ı yenmiştir. Kafkasya’dan Ortadoğu ve Mısır’a kadar hakimiyet kurabilmiştir. Abdulhamit de Kürtlere dayanmıştır. Kürtlerle ittifak kurmuştur. Tarihteki bu ittifakları defalarca söyledim. Kürtlerle ittifak şart..." (13 Haziran 2007.Ozgur Politika) &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihi itifaklara tarafsiz ve objektif bakan okurunda anlıya bileceği gibi Kürtlerin cıkarları icin olmamıştır। Kimin Cıkarlari icin.? Türklerin önceli olanların cıkarları icin elbetteki. Kimler Kazanmıştır Türkler kazanmıştır...Bugün hala yine Müslüman Kürt ve Zazaların destek ve itifaki sunuluyor. Elbetteki yine Türklerin cıkar ve geleceği icin. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi öyleyse Onurlu davranışı kimler göstermeli।? Kızılbaş-Alevi Kurmanc ve Zazalarmı. Yoksa Şafi-Müslüman Kürtler ve Zazalarmı.? &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla.&lt;br /&gt;Hüseyin DEDESOY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/16140.htm"&gt;Ce: MÜSLÜMAN KÜRTLER VE ZAZALAR.&lt;/a&gt; Ali ERDOGAN 08.7.2007 23:00 (2)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/16143.htm"&gt;LAZLAR ve SAHTE LAZLAR &lt;/a&gt;E. Sönmez 09.7.2007 01:13 (0)&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-4954071169569707686?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/4954071169569707686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=4954071169569707686&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/4954071169569707686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/4954071169569707686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/07/mslman-krtler-ve-zazalar.html' title='MÜSLÜMAN KÜRTLER VE ZAZALAR.'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-972734660902828672</id><published>2007-05-28T14:22:00.000-07:00</published><updated>2007-05-28T14:23:46.660-07:00</updated><title type='text'>ERMENILER VE KIRMANCIYE</title><content type='html'>Bugün Dersimdeki birçok köyde bulunan ailelerin Ermeni kökenli olduğu bilinmektedir. 21.Yüzyılın başına kadar Ermenice yerel halk tarafından biliniyor ve günlük yaşamda kullanılıyordu. Ancak bugün gördüğümüz sonuç ortadadır. Dersimde konuşulan Kürtçede Ermenice sözcüklere rastlamak hala mümkündür.Örneğin; Kızılbaş Kürt geleneğinde yaşanan Gagan Bayramı bir nevi yılbaşı olarak kutlanıyor ve ocağın ikinci haftasına denk geliyor. Benzer bir gelenek Orthodoks-Gregoryan Ermeni Kültüründe de mevcuttur. Orthodoks-Gregoryan Ermeniler Gağant adı altında Yılbaşını ve müteakiben 6 Ocakta Noel Bayramını kutluyorlar. Neredeyse aynı isimlerle ve yakın tarihlerde kutlanan bu ananevî benzerlik gibi tarih boyunca ortak kullanılan coğrafi bölgelere verilen isimlerde de benzerlikler görmek mümkündür.Örneğin; Dersimliler bu yüzyılın başlarında kadar yaşadıkları topraklara 'Harde Dewresi'(Dervişlerin Toprağı) veya 'Harde Keşişi'(Keşişlerin Toprağı) demekteydiler. Kezâ, Dersimdeki Munzur Dağları günümüzde 'Mıntzuri' olarak da bilinmektedir ve Ermeniler tarafından hala 'Mıntzuri' olarak adlandırılmaktadır.Evlatlıklar….Dersimî pladagvadz yegeğetsinerus goğkin Hay'u zavag mı, anunı Yervant.. Artsunknerı apernus e tapvadz. Ays inç medz tsav e ov Der! Dersim'de yıkılan kiliseler arasında bir Ermeni çocuğu, adı Yervant..Gözyaşları ellerimize düşmüş..Ne acı ey Tanrım Bu yazıyı hak etmedik biz! yetim kalan birçok Ermeni çocuğun, Katolik Rahipler, Protestan Misyonerler ve Kürt-Alevi aileler tarafından sahiplenildiği veya evlat edinildiği artık yaygın olarak bilinen bir gerçek. Bu tür evlat edinmelerin Dersim coğrafyasında da olduğu sözlü anlatımlarla elde edilen bilgiler arasındadır. Kripto-ErmenilerArarat'ı toğ campa tsutsune mez, sev amberı mer vran. Ararat bize yol göstersin,üstümüzde kara bulutlar Sözlük anlamıyla 'Gizli Ermeniler' olarak tabir edebileceğimiz bu kelime, din değiştirmiş Ermenileri ifade etmektedir. din değiştirmek zorunda kalan Ermeniler 1916 yılına kadar bunu bir kurtuluş yolu olarak görmüşlerdir. Bir dönem varlığı tartışılan Kripto Ermeniler, Aksiyon Dergisinin 584 sayılı basımında Gamze Polat tarafından kaleme alınmış ve ilginç noktalara değinilmiştir. 'Türkiye'de yaşayan 'gizli Ermeniler' bölücülükte önemli rol oynuyor.' gibi bir cümleyi alenen yazarak yanlı olduğunu da belirtmekten çekinmeyen bu yazarın ve makalesinin hatlarına bakıldığında sistemin etiketleştirme politikasıyla aynı paydada olduğunu fark etmek zor değildir. Kendinden olmayanı 'teröristleştiren' sistem ve onun kalemşörleri Kürtlerde olduğu gibi Ermenilerde de etiketleştirmeye gitmekten geri durmamışlardır. Öncelikle Kripto Ermenilerin nedenini sorgulamak yerine onları çerçevelendirmeye giden bu ve benzeri tanım ya da yorumlar elbette aklıselim entelektüel kesim için bir çıkış noktası olamaz ancak yararlanabileceğimiz bazı alıntıları, yazarın uzak durduğu noktaların anahtarı olabileceğini düşünebiliriz: 'Ermeniler ile isyancı Kürtlerin ilişkisi bazı bölgelerde belirgin olarak ortaya çıkıyor. Tunceli, Hozat, Ovacık, Çemişgezek, Mazgirt, Pülümür, Elazığ, Tercan, Dicle, Erzincan ve Sivas bu yerleşim yerlerinin başında geliyor. Bunda tehcir sırasında yaklaşık 20 bin kadar Ermeni'nin, Alevi Kürtlerin yaşadığı sarp dağlarla çevrili Dersim aşiretlerine sığınması etkili oldu.' 'Tehcir sonrası Türkiye'de kalan Ermenileri üç sınıfta toplamak mümkün. Bunlardan ilki Ermeni evlatlıklar ki önemli bir kısmı tamamen Müslüman kimliğini benimseyip yaşatmışlar. İkinci olarak, 'Gizli Hıristiyanları' saymak mümkün; 'Kripto Ermeniler' veya 'Gizli Ermeniler' adıyla da anılan bu grup 1915 Tehciri'nden kurtulmak için Müslüman olmayı seçmiş ama gerçekte Orthodoks-Gregoryan geleneklerini sürdürmüşler. Doğu Anadolu'da ağırlık teşkil etseler de Türkiye'nin her tarafına dağıldıkları bir gerçek. Mühtedi (Müslümanlığa dönen) Ermenilerinin sayısının 100 bini bulduğu tahmin ediliyor. Üçüncü grupta ise Türkiye'de yaşayan Orthodoks Gregoryan Ermenilerini saymak mümkün. Bugün sayılarının 60 bin civarında olduğu sanılan Ermeniler ağırlıklı olarak İstanbul'da yaşıyor' din değiştirmek zorunda kalan Ermeniler, günümüzde hala belirsizliğini koruyan bir konu. Ancak yakın zamana kadar çevrelerinde Müslüman olarak bilinen ailelerin yeniden Hristiyanlığa dönerek Orthodoks-Gregoryan Mezhebinin ve Ermeni Kültürünün geleneklerini benimsediklerine rastlamak mümkündür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-972734660902828672?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/972734660902828672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=972734660902828672&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/972734660902828672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/972734660902828672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/ermeniler-ve-kirmanciye.html' title='ERMENILER VE KIRMANCIYE'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-7812186363705540744</id><published>2007-05-27T12:49:00.002-07:00</published><updated>2007-05-27T12:50:13.904-07:00</updated><title type='text'>BAYRAKLI KURBANLAR ve EMBESIL TOPLUM !</title><content type='html'>&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: FILOZAN Tarih, gün ve saat : 27. Mayis 2007 16:53:05:&lt;br /&gt;BAYRAKLI KURBANLAR ve EMBESIL TOPLUM ! ************************************************&lt;br /&gt;Önceki gün, “BU BOMBALAR KIME KARSI ?!“ baslikli yazimizda, insanlik âleminin artik, “KATILLER ve KURBANLAR“ veya amiyane tabirle “KURTLAR ve KOYUNLAR“ diye iki sinifa ayrildigini yazmis; “KURBANLAR“ hakkinda fazla acimlama yapmamistik…&lt;br /&gt;Bugün de biraz bu konuda bazi aci ve korkunc gerceklere deginmeye calisacagiz…&lt;br /&gt;Buna gecmeden önce, Kurtlar sinifiyla ilgili cok önemli bir gercege daha parmak basmamiz gerekmektedir.« Terör-iskence-darbe ve savas » onlarin sikistiklari veya yönettikleri kitleler uyandigi, ayaklandigi zaman uyguladiklari en korkunc ve en acimasiz dört silahtir !...………………Devletin “Topyekün terör“ karar ve eylemlerinin icerisinde sadece “kuru siddet“ degil, kitleleri pasivize eden, direnc ve morallerini bozan, biktiran, ve onlari ekonomik, politik, psikolojik, sosyal edimlerinden veya yasamsal ihtiyaclarindan mahrum birakan eylem ve tedbirler de vardir…&lt;br /&gt;Örnegin “su ülkesi“ olan Türkiye’de, devlet bu kez de, “su kisintisi/kesintisi“ adi altinda “su terörü“ estirerek, toplumu hem yildirmak, ve canindan bezdirmek, hem de su fiyatlarini artirarak yeni vurgunlar vurmak istemektedir !...&lt;br /&gt;Uzun lafin kisasi, Kürdistan’da daimi olan “devlet terörü“ bu kez Türkiye’ye de yayilmis ve 12 Eylül 1980 öncesindeki “Terör devri“ne yeniden dönülmüstür !...……………Gelelim “Kurbanlar sinifi“na…Kurtlarin son kurban ve ma$alari, sadece ne Anafartalar Carsisi’nda ölen 7 kisidir; ne de Semdinli’de ölen 7 “asker“dir; bu kez asil kurban, hem 70 milyonluk toplum ve “Cumhuriyet Mitingleri“ adi altinda ellerine on binlerce bayrak tutusturulan sözde laik irkci-fasist-kemalist sürülerdir !...&lt;br /&gt;Bunlarin cogunlugu bilincsiz kuru kalabaliklar olup, “Kurtlar kesimi“ bunlarin aralarina veya baslarina kattiklari ajan-provokatörlerle, irkci-sovenist kiskirtmalarla gaza getirip, tipki 1957’de Istanbul’da gayri Müslimlere karsi, 1978’lerde Maras’ta, Corum veya Malatya’da, 1993’te Sivas/Madimak katliamlarinda veya 2006’larda Trabzon’daki linc olaylarinda oldugu gibi, toplu hâlde yagma saldiri ve linc olaylarinda istedikleri gibi kullanip yönlendirmektedirler…&lt;br /&gt;Kurtlar, bu kez Anafartalar Carsisi’sina koyduklari bir bombayla binlerce “kus“ vurmuslardir !!!&lt;br /&gt;Topluma terör estirecek fa$izan polis kanunlarindan tutun, “Türk“leri Kürtlere karsi kiskirtmaya, Cumhurbaskanligi seciminde kendi adamlarini getirmeden tutun, Hükûmet’e korku ve gözdagi verip geri adim attirmaya ve bu gerici Hükûmet ve toplumu Irak’a asker göndermek icin ikna etmeye varana dek tüm kirli emellerine ulasacaklardir !...&lt;br /&gt;Gelelim yillardir toplumu “canli bomba“ palavralariyla nasil uyuttuklarina ve isin aslina…&lt;br /&gt;Emekli MIT’ci Bülent Orakoglu’nun dedigi gibi “Anafartalar Carsisi bombalama eylemi, gerek bombanin cinsi, gerekse teknik yönü, bunun ne tek bir kisinin, ne de siyasî örgütlerin eylemi olmayip, kesinlikle profesyonel isi oldugu ve bunun ya ABD veya baska bir devletin yapmis oldugudur“…&lt;br /&gt;Orakoglu’nun birinci dedigi dogrudur; yani eylem, kesinlikle örgüt isi degil, devlet isidir; fakat “ABD yapmistir demesi tamamen dezenformasyon olup, buna kargalar bile güler; cünkü Ankara’nin kalbi olan Ulus, en merkezî bölge olup, 1- Gece gündüz cekim hâlinde olan, devletin özel banka ve firmalarin kameralariyla dolu böyle bir yerde sabotaj yapmak akil kâri degildir…&lt;br /&gt;Peki, nasil olur da böyle bir yerde bir örgüt veya ABD, böylesine büyük bir sabotaj yapabilir ?!...&lt;br /&gt;2- Ulusal veya sinifsal kurtulus savasi veren hicbir sahis ve örgüt, asla ve asla sivillere yönelik bir kanli eylem yapmaz, yapamaz ! Hadi yaptgi diyelim; peki eylem yapacak kisi, en azindan veda ettigi yakinlarina, yoldaslarina bir veda mektubu veya eylemi yapis sebebini aciklayan bir yazi veya mesaj yazar ! Veya eylemi yapan örgüt- gerci güvenlik yönünden buna da pek inamasam da- “Bu eylemi $u sebepten ötürü biz yaptik!“ der…Anafartalar C’si eyleminde böyle bir sey de yok…&lt;br /&gt;3- Bu bomblamada bulunan tek bir kopuk parmak nedeniyle eylemi bir kisiye yüklemek, bir toplumla alay edip onu parmaginda oynatmak demektir !!!&lt;br /&gt;Hadi diyelim bomba o sahis üzerinde patladi; peki, uyusturulmus bir sahsa, plastik bomba yerlestirilmis bir giysi giydirip, uzaktan kumandayla onu patlatmak cok mu zordur ve bir toplumun akil ve vicdan özürlüsü güdümlü medyasi ve ödlek, akildane kö$e yazarlari, bu kadar basit bir seyi neden düsünemezler ?!&lt;br /&gt;4- Her devletin kendi kurdugu veya icine sizdigi veya taseron olrak kurdugu yüzlerce, binlerce sag, sol, dinci fanatik örgüt vardir… Peki, hemen kiskivrak yakalanan bu “canli bomba“larin, devletin kendi ajanlari, figüranlari veya parayla satin aldigi Kürt kökenli kimseler olmadigi ne malum ?!..&lt;br /&gt;Nitekim giyimlerinden, yürüyüs bicimlerinden, tutum ve davranislarindan ve havalarindan anlasilacagi gibi, onlar da Ogün Samast gibi onlar kesinlik bu kanli senaryonun birer figüran ve piyonudurlar…&lt;br /&gt;Ve yine, her devletin atmosferde, yeryüzünün her yerini tarayan, yerdeki arincalari bile izleyen uydu kameralari nasil olur da PKK’yi ve bomba saticilarini dagda sinirlarda yakalayamaz da, Ankara’nin göbegine kadar gelen bu sözde “canli bombalari“, ya tam eylem yapacakken, ya da tek bir kopuk parmagini yakalar ?!&lt;br /&gt;Bu kadar sacma bir yalani ancak zeka düzeyi % 20 olan embesiller söyleyebilir; ve bu yalanlara zekâ düzeyi ancak o kadar olan bir toplum kanabilir !...………………..&lt;br /&gt;FILOZAN27 Mayis 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15423.htm"&gt;Özür ve cikarma&lt;/a&gt; FILOZAN 27.5.2007 17:33 (0)&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-7812186363705540744?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/7812186363705540744/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=7812186363705540744&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7812186363705540744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7812186363705540744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/bayrakli-kurbanlar-ve-embesil-toplum.html' title='BAYRAKLI KURBANLAR ve EMBESIL TOPLUM !'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-3403757304552764238</id><published>2007-05-27T12:49:00.001-07:00</published><updated>2007-05-27T12:49:35.116-07:00</updated><title type='text'>DÜNYAYA BIR DAHA, GELMEK ISTEMEM !</title><content type='html'>&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: OZAN BABO Tarih, gün ve saat : 26. Mayis 2007 10:04:29:&lt;br /&gt;DÜNYAYA BIR DAHA, GELMEK ISTEMEM !***************************************Beni mezarimda, uyandirmayin,Dirilip bin kere, ölmek istemem !“Bak düzeldi!“ diye, hic kandirmayin !Bu oyuna artik, gelmek istemem !*Bencillik, ödleklik, bozmus insani !Yalan dolan hile, sarmis her yani !Akiyor her yerde, mazlumun kani !Akan gözyasimi, silmek istemem !*Hükmeder dünyaya, kanli harami !Binlerce senedir, fanatik câni !Sömürüp dünyayi, akitir kani !Görüp nefret ile, dolmak istemem !*“Eskiya Dünyaya Hükümdar Olmaz!”:Yalanin âlâsi, bu kadar olmaz !Sahtekâr dinbazla, abdestsiz “namaz”,Secdeye bas koyup, kilmak istemem !*Süslü yalanlarla, bogulmus gercek !Binlerce parcaya, dagilmis gercek !Sahteleri cikmis, kokmuyor cicek !Onlar gibi sahte, olmak istemem !*Saskin tavuklara, dönmüs insanlar !Sarmis her tarafi, türlü yalanlar !Insan kisvesinde, sinsi yilanlar !Onlarla bir anlik, kalmak istemem !!!*Birakin da rahat, yatam kabrimde !Onmaz yaralarim, sizlar derinde !Anlatmayin bana, her seferinde,Kanli savaslari, bilmek istemem !!!* * *&lt;br /&gt;OZAN BABO25.5.7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15411.htm"&gt;Dahada evrensel themalari daha uygun stil ile i$leyemezmisiniz BABO?&lt;/a&gt; nAZIM 26.5.2007 12:45 (7)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15412.htm"&gt;HALK OZANI ve CAGDAS SIIR&lt;/a&gt; OZAN BABO 26.5.2007 16:01 (6)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15414.htm"&gt;Düzeltme ve özür:&lt;/a&gt; OZAN BABO 26.5.2007 20:51 (5)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15416.htm"&gt;DÜNYAYA BIR DAHA GELMEK ITEMEM !&lt;/a&gt; Nuh´un Gemisi 27.5.2007 07:23 (4)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15417.htm"&gt;ANALARIN DUASI ve ÖLÜM KUYUSU !&lt;/a&gt; OZAN BABO 27.5.2007 09:54 (3)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15418.htm"&gt;Düzeltme: Baslik "ANALARIN DUASI ve ÖLÜM GAYYASI !" olacakti (n/t)&lt;/a&gt; OZAN BABO 27.5.2007 10:00 (2)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15419.htm"&gt;Yaw BABO sen harika duz yazilar yaziyorsunuz yemin yerim ki..&lt;/a&gt; Nazim 27.5.2007 10:26 (1)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15420.htm"&gt;Kucuk bir duzeltem &lt;/a&gt;Nazim 27.5.2007 11:58 (0)&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-3403757304552764238?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/3403757304552764238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=3403757304552764238&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/3403757304552764238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/3403757304552764238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/dnyaya-bir-daha-gelmek-istemem.html' title='DÜNYAYA BIR DAHA, GELMEK ISTEMEM !'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2421195833820498236</id><published>2007-05-27T12:48:00.000-07:00</published><updated>2007-05-27T12:49:00.856-07:00</updated><title type='text'>Hz. Muhammed’in hanımlarından zavallı Marya</title><content type='html'>&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: Aktari Tarih, gün ve saat : 25. Mayis 2007 20:49:07:&lt;br /&gt;14.04.2007 Muhammed Hicri.7. yılında(yani 60 yaşındayken) 4 kadınla evleniyor, sadece bu yılda 4 kez damat oluyor.Tabi ki diger eşleri ve diğer yıllar da hariç. Az sonra olayını özetleyeceğim Marya adındaki zavallı bayan da bu dört kadından biridir. Ben Muhammed’in bu yılda evlendiği 4 kadının hadiselerini‚’Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları’ adlı yapıtımda detaylıca anlattım. Burada sadece Marya hakkında ilginç bir skandal sunmak isterim.&lt;br /&gt;Marya'nın annesi Rum asıllı bir hıristiyandı; kendisi ise, aslen Habeşistanlıydı. İskenderiye kralı onu cariye olarak, herhangi bir mal gibi Muhammed’e hediye ediyor. Bunun dışında, ayrica Marya’nın Sirin adında bir kız kardeşini de Muhammed’e gönderiyor. Yanı sıra ona “Me’bur” adında bir köle, bin miskal altın (yaklaşık olarak 5 kğ.), güzel kumaştan 20 takım elbise, Düldül adında bir katır, Afir adında bir merkep, bir miktar bal, çeşitli misk ve esanslar.. hediye ediyor.[1] Fazla anlatmağa gerek yok; kadının ne kadar genç ve güzel olmasının kanıtı şu: Bir kere hem genç, hem de çok güzel olmasaydı elbette ki başka bir devletin kralı onu Muhammed’e hediye etmezdi. Her halde kalkıp da çirkin, ihtiyar birini Muhammed gibi önemli bir kişiye hediye etmez . Safvan bin Muttalib adında biri, onları Muhammed'e teslim etmek üzere Iskenderiye'den getirirken, yolda Sirin’le cinsi ilişkiye giriyor; bu yüzden Muhammed onu kendine almayıp arkadaşlarından şair Hasan’a hibe ediyor. Bu konu, Kur’n’ın Kökeni adlı yapıtımda detaylı olarak ele alındığından burada özet şeklinde değinmek isterim. Muhammed’in, şair Hasan’a hediye ettiği Sirin'in zina yapması şöyle dursun, Muhammed'in kendine aldığı Marya da zinayla suçlanıyordu ve onun guya Muhammed'den doğurduğu çocuğu (İbrahim), Muhammed'den degil; daha önce onunla başkası cinsi ilişkide bulunmuş ve bu çocuk ondan olmuştu. Bunu bizzat Marya Muhammed’e söylüyor[2] Halk arasinad, “Muhammed’in cariyesi Marya’nın doğurduğu İbrahim, Muhammed’den değil de; zinadandır” söylemi dilden dile dolaşınca Muhammed, bir arkadaşına, Marya’yı recimle(taşlayarak) cezalandırsın diye görev veriyor. Fakat adam onu cezalandırmadan geri dönüp şu gerekçeyi öne sürüyor: "Kadın henüz doğum yapmış; dolayısıyla onun kanaması devam ediyor, o yüzden cezasını erteledim" diyor. Muhammed de buna karşı o adama, “İyi ettin; daha sonra onun kanı kesilince gider cezasını uygularsın” karşılığını veriyor. Bu arada Muhammed aynı adama ,“Git Marya ile ilişkiye giren adamı da öldür” talimatını veriyor. O kişi adamın yanına varıyor; fakat kendisini cezalandırmadan geri dönüyor. Niçin ceza vermediğinin gerekçesini Muhammed'e şöyle açıklıyor: "Adamın yanına varınca gördüm ki, onun tenasül organı yok; Hal böyle olunca nasıl zina yapabilir ki! Bu nedenle ben onu öldürmekten vazgeçtim" diyor. Buna karşılık Muhammed, “İyi ki onu öldürmedin” karşılığını veriyor. [3] Sanki Muhammed bilmiyor mu ki eşi yeni doğum yapmış, kanaması var diye ve o adamın hatırlatması üzerine ’Sen iyi ettin ki ceza vermedin’ desin. Burada apaçık bellidir ki işin içinde bir senaryo, planlı bir oyun söz konusu.&lt;br /&gt;Şunu belirtmek gerekiyor ki, az önceki açıklamalarda geçen adamın tenasül organı yokmuş falan hep hikaye. Bunlar, Muhammed’i, onun aile namusunu, politik ağırlığını kurtarma operasyonlarıdır, Muhammed'le görevlendirilen şahıs arasında danışıklı bir döğüş oldugu kesin. Bunun ispatı çok kolaydır. Bu konuda iki noktayı hatırlatmak istiyorum; sanırım olayın çözümü için şu iki ipucu yeterlidir.&lt;br /&gt;a)Bu cariye Muhammed’e hediye edildiği zaman, Muhammed'in yanında 16 yaşında Ayşe, 17 yaşında Safiye, 22 yaşında Cüveyriye, 24 yaşında Hafsa, 30 Yaşında Ümmü Habibe, 37 yaşında Zeynep binti Cahş, 32 yaşında Ümmü Seleme, 39 yaşında Meymune ve ayrıca Reyhane ile Sevde adlarında 10’larca eşleri vardı. Peki, bütün bu gencecik hanımlar kısır mıydı ki, hiçbiri Muhammed’den hamile kalmadı da , Muhammed'e bu ömrünün son yılında Marya yetişir yetişmez hemen hamile kalıyor ve İbrahim adında bir çocuk doğuruyor? Bir kere bunun inandırıcılığı olamaz.Kaldı ki ben burada sadece mantık yürütmüyorum; az önceki tarihi bilgiler de islami kaynaklarda geçiyor. Dolayısıyla akıl ile bu bilgiler birbirlerini tamamlıyor.&lt;br /&gt;b) Muhammed’in adama , “Git onun boynunu vur” demesinin izahı var mı? Hani Islam inancına göre Muhammed mucize/keramet yoluyla geçmişi, geleceği ve her şeyi biliyordu, neden bu çok önemli hadisede mucizesi görünmedi? Peki, diyelim ki adam bu suçu işlememiş/ masum biridir; bu durumda Muhammed’in talimatı üzerine şayet görevli olan kişi o zanlıyı öldürseydi onun vebalı kime olurdu, Muhammed katil olmaz miydi? Üstelik bir değil; iki kişiyi cezalandırmak istiyordu; Görevli şahıstan olmasaydı ikisi de cezalandırılacaktı. Bir de neden o ana kadar kimse bilmiyordu ki o adamın tenasul organı yok da bu hadise ortaya çıkınca bir tesaduf eseri onun bu eksikligi ortaya çiksın. Şayet tenasul organı yoksa, nerede, ne zaman , niçin böyle oldu açıklamasının olması icabeder; bunun ispatı yok ve sadece bu olayda geçiyor. Yineliyorum ki, Muhammed'e bir leke gelmesin, namusu kurtarılsın diye bu uydurulan bir senaryodur. Çünkü, eğer cezalar uygulansaydı, o zaman zinanın işlendiği kabul anlamına gelirdi/kesinlik kazanırdı. Bu ise Muhammed için çok kötü olurdu, halk nezdinde ‚Muhammed’in hanımı zina yapmış’ denilirdi. İşte az önceki yöntem, eleştirileri bertaraf etmek için uygulanıyor. Bunun başka yorumu yok. Konuyla ilgisi nedeniyle şunu da eklemekte yarar var: Muhammed'in hanımlarından Hz. Ebu Bekr'in kızı Ayşe- Safvan ilişkisi, (Safvan'ın onunla zina yapması, yani İfk olayı) meşhurdur. Ayşe zina ile suçlanıp sonuçta Nur Suresinden 10’dan fazla ayet uydurulup kendisi böylece kurtarılıyor. Aynı senaryoyu Marya olayında da görüyoruz: İbrahim Muhammed’den değildir hadisesi etrafa yayılınca, o her zamanki gibi Cebrail yöntemine başvuruyor. Şöyleki, “Arkadaşlar! Cebrail bana vahiy getirip ey İbrahim’in babası diye hitap etti” diyor. İbrahim başkasından olsaydı Cebrail böyle demezdi demek istiyor, bu nedenle İbrahim’in kendisinden olduğunu Cebrail kanalıyla ispatlamaya çalışıyor[4]&lt;br /&gt;Burada şunu sormadan geçmemek lâzim: Öyle bir Allah düşünülür mü ki, başka bir devletin başkanı, Allah'ın guya gönderdiği peygambere kadınlar göndersin ve bu çirkin olay da yaratıcıdan kabul görsün! Böyle bir tanrıya inanmak mümkün mü! Hiç o kadınların görüşlerine başvurmadan, onları insan yerine koymadan Muhammed’e peşkeş çekmek nasıl tanrı emri olsun!. Kur’an’da değişik yerlerde geçiyor ki, hem Muhammed, hem de diğer müslümanlar, hanımları dışında cariyeler de kullanabilirler. Marya’nın Muhammed’e peşkeş çekilmesinin gerekçesi de bu ayetlere dayanır[5]. Muhammed Mekke’de sistemini kurunca buna benzer birçok cariye kullanmış, hepsinin ad ve hayat hikayeleri islam tarihinde anlatılıyor. Ben bunların hepsini bir araya getirip ’Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları’ adlı kitabımda detaylıca işledim.&lt;br /&gt;---------------Kaynakça&lt;br /&gt;[1] Dımyati, Ezvaci Nebi, 73; Kastalani, Mevahib.. 1/416; İbni Esir, Üsd no:7268. Ayrıca evlenirken Muhammed’in 60, kadınınsa 20 yaşlarında olmalarıyla ilgili Siret Ansik.Yeni Şafak gazetesi, 2/196 bilgi var.[2] .Örneğin, Taberi, Milletler ve hükümdarlar Tarihi, MEB tercemesi 5/854[3] 1).Müslim, Tevbe,11 no:2771-Hudud, 7 no:1705/34;2.)Ebu Davud, Hudud,32 no:4473;3.)Tirmizi, Hudud 13 no:1441;4)Ahmet bin Hanbel, Müsned 1/83,95, 3/281;5)İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte, 6/219, no:1593, 6/228 no: 1602;6)Ali Nasıf, Tac Hudud, 4,3/27;7)Seyyid Sabık, Fıkh-i Sünne 2/571;8)İbni Sad, Tabakat 8/355;9) İbni Asakir, Tarihi Medinei Dımaşk 3/236;10)İbni İshak, Siret Terc. Zezai Özel, s. 329;11)Askalani, İsabe no:7587;12)Mahmut Halebi, Nisaün Havle’r-Resul 144;13)Ahmet Halil Cuma, Nisaü Ehlil Beyt 433 (Sebti Semin,165, Hülliyetü’l Evliya, 3/177, Mec’meü’z-Zevaid, 4/4297dan alıntı yapıyor.)14)İbni Abdi’l Ber,İstiab no: 4091 Marya, md.1) İbni Esir, Üsd no:4544; İbni Beşkeval, Gavamıd..1/497 .&lt;br /&gt;[4] Örneğin, Askalani, İsabe no:398 İbrahim md, 7587 Me’bur, md; Salihi, Ezvaci Nebi, 231: Burada İbni Sad, Bezar ve Heysemi’den de alıntı yapıyor; Mahmut Halebi, Nisaün Havle’r- Resul 144. Yazar burada, Ayşe’den başka ikinci bir “İfk” olayını yaratmak istediler diyor.[5] Nisa suresi, 3 ve 24 ile Ahzab suressi 52 gibi&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.2temmuz.com/makale_goster.asp?yazid=24&amp;id=77" target="_top"&gt;http://www.2temmuz.com/makale_goster.asp?yazid=24&amp;amp;id=77&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15403.htm"&gt;Halife Ömer, Ali’nin damad&amp;305;d&amp;305;r.&lt;/a&gt; Aktari 25.5.2007 20:56 (0)&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2421195833820498236?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2421195833820498236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2421195833820498236&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2421195833820498236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2421195833820498236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/hz-muhammedin-hanmlarndan-zavall-marya.html' title='Hz. Muhammed’in hanımlarından zavallı Marya'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-6588566991431357210</id><published>2007-05-27T12:47:00.000-07:00</published><updated>2007-05-27T12:48:16.780-07:00</updated><title type='text'>BU BOMBALAR KIME KARSI?!</title><content type='html'>&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: FILOZAN Tarih, gün ve saat : 25. Mayis 2007 13:15:44:&lt;br /&gt;BU BOMBALAR KIME KARSI?!******************************&lt;br /&gt;Bu bombalar kime karsi ?Sanma ele-güne karsi !Gayeleri yildirmaktir,Sana, bana, ona karsi !...* * *Insanlik âlemi artik, bilimsel kriminal siniflamaya göre kesinlikle ikiye ayrilmaktadir:KATILLER SINIFI ile KURBANLAR SINIFI !…………..Katiller sinifi, tipki koyunlara düsman organize kurtlar misali, binlerce yildan beri, silahli, teskilatli ve organize olup, karsilarinda kesinlikle alternatif bir güc olmadigindan ötürü, gem’i iyice aziya almislar ve savastan sabotaja, komplo depremlerden, tsunamiye, NBC silahlariyla kitle kiyimindan, biyolojik hastaliklar yaymaya, iskenceden siyasî cinayetlere kadar, “öteki insanliga“ yani kurbanlarina ölüm ve zulüm yagdirmaktadirlar !!!&lt;br /&gt;Isin en kötü, hazin ve ibretlik tarafi, onlar, ma$a olarak kullandiklari beyin ve insan gücünü, yani sözde bilim adamlarini, istihbaratcilarini, muhbirlerini, askerlerini, iskenceci ve tetikcilerini, diktatörlerini, hatta sözde aydin ve entellektüellerini bile cogunlukla, azili ve ezeli düsmani olduklari öteki insanlik âleminden, yani “kurbanlar sinifi“ndan devsirmektedirler !!!&lt;br /&gt;Cünkü o “karaktersiz soysuz devsirmeler“, kendi soy ve sinifina karsi, katiller sinifindan yetisenlere nazaran, daha acimasiz, gaddar, fanatik ve radikal olmaktadirlar !!!…………….Gelelim, “katiller sinifi“nin 3 gün önce Anafartalar Carsisi önünde patlattirdiklari korkunc bomba ile müstakbel bombalama ve suiksatlerin asil hedeflerine, amac ve gayelerine…&lt;br /&gt;Onlarin bedensel hedefleri secilmis veya rastgele (siradan) kisilerdir; politik-ekonomik-psikolojik hedef ve gayeleri ise, kendilerine, düzen ve devletlerine karsi cikan, cikarlarina engel olan kisilere, parti ve örgütlere, özgürlük ve bagimsizlik hareketlerine, isci-emekci eylem ve taleplerine, kisacasi özel veya tüzel politik kisi ve kurumlara karsi korkutma, yildirma, caydirma eylemleridir...&lt;br /&gt;Nitekim Kuzey Irak (Güney Kürdistan)’a asker göndermemek icin ayak direten Tayyip Erdogan Hükümeti ve AKP, gerek Anafartalar Carsisi’nda patlatilan bombayla, gerekse muvazzaf ve Ramis Ilker gibi emekli pasalarin Mesaj TV ve diger TV’lerde, toplumun her kesimine, aydinlara, gazetecilere agza alinmayacak tehditler küfürler savurarak en son koskoca basbakana “Bana bak Tayyip efendi ! Birak o Kasimpasali ayaklarini ve agizlarini, kendine gel ! Ulan sen kim oluyorsun da ’Ordu bana bagli (benim emrimdedir)’ diyorsun, haaa?! “ diye yumruk sallayarak tehdit etmeleri üzerine, o eski “Kasimpasali kabadayi“ havalarindan tirsmis ve “Ordumuz istedigi an Irak’a cikarma(operasyon) yapabilir demeye baslamistir !...&lt;br /&gt;Olayi asli-astari $udur, sayin okurlar: ABD’nin bögründe “enayi ve beles kurbanlik asker deposu“ Türkiye dururken, Irak’taki cikolata cocugu Conilerin ve hapishanelerden, devasa metropollerin acimasiz sokaklarindan derlenen Afro-amerikan serserilerin her biri ABD’ye ayda 10-12 bin dolara mal olmaktadir(!); üstelik Iran’a yapilmasi muhtemel harekât (saldiri) icin onlarin doguya ve Iran körfezine kaydirilmalari gerekmektedir !O halde ABD’nin bögründeki müttefigi ve taseronu TC ordusu ne güne durmaktadir ?!&lt;br /&gt;TC, daha gecenlerde Lübnana binlerce asker göndermedi mi ?... Afganistan’da halen binlerce TC askeri, Taliban ve El Kaide güclerine karsi savasmiyor mu ?!...Ve halen Irak’ta Kürtlere ve Pesmergelere karsi onbinlerce TC özel timcisi, milisi, istihbaratcisi vs. bulunmuyor mu ?!&lt;br /&gt;O halde artik, ABD ve BM ile yapilan gizli anlasmalar geregi “Türk” Ordusunun Irak’a girmesinin vakti coktan gelip gecmektedir...&lt;br /&gt;TC Ordusu bunu gecmiste toplumun ve Hükûmetin tepkisi üzerine yapamamisti…O halde artik, toplum ve Hükûmetin “ikna” edilmesi gerekmektedir…&lt;br /&gt;Bunu basarmanin tek yolu vardir:Toplumu tekrar, 12 Eylül 1980 öncesindeki “Terör devri”ne götürmek !...&lt;br /&gt;Gecen sene Trabzon'da öldürülen papaz, Hrant Dink cinayeti, Malatya’da bogazlanan Hristiyanlar, üc gün önce Anafartalar Carsisi’nda patlatilan uzaktan kumandali bomba ve en son dün Sirnakta güya PKK mayinlariyla ölen 6 askerin cenazesi, hep bu kanli planin birer parcasidir !...&lt;br /&gt;Nitekim, bu kanli eylemler, Hükûmet ve topluma korku ve yilginlik vermis olmali ki, hepisi panik icerisinde: “Artik ne olacaksa olsun, Ordu Irak’a girecekse girsin, ne hâli varsa görsün” demeye baslamislardir…&lt;br /&gt;Derin devletin “derin plani” buraya kadar “basarilidir” ama, “Irak batagi“na girdikten sonra taseron TC Ordusu’nun, devlet ve toplumun basina neler gelecegi mechûldur !!!………….&lt;br /&gt;FILOZAN25.5.7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15409.htm"&gt;BU YAZIYA GELEN CEVAPLAR:&lt;/a&gt; FILOZAN 26.5.2007 09:00 (0)&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-6588566991431357210?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/6588566991431357210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=6588566991431357210&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6588566991431357210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6588566991431357210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/bu-bombalar-kime-karsi.html' title='BU BOMBALAR KIME KARSI?!'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2104387511169019733</id><published>2007-05-27T12:46:00.000-07:00</published><updated>2007-05-27T12:47:09.421-07:00</updated><title type='text'>22 TEMMUZ SEÇİMLERİ VE DERSİM</title><content type='html'>&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: Mehmet Yıldız Tarih, gün ve saat : 23. Mayis 2007 22:32:43:&lt;br /&gt;22 TEMMUZ SEÇİMLERİ VE DERSİM&lt;br /&gt;22 temmuz pazar günü yapılacak olan genel seçimler Dersim için çok büyük bir önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;Seçilecek milletvekilleri aracılığıyla Dersim ağır sorunlarının hiçbirini çözme olanağına sahip olmayacaktır. TBMM ağır politik ve sosyal sorunların çözümünde hiçbir zaman başarılı olmadı. Generaller her seferinde bir yolunu bulup onu buyrukları altına aldılar. Yasalar TBMM’ye yardım etmiyor. Çünkü generaller yasaları ciddiye almıyorlar. Dersim’in vekillerinin çok iyi olmaları halinde bile, çoğunluğun ırkçı ve gerici partilerin elinde olduğu Türk parlamentosunda bir şey yapamazlar.&lt;br /&gt;Ancak 22 temmuz seçimlerinin Dersimlilerin objektif durumunu ölçmekte bir araç olarak kullanılabileceğine inanıyorum. Seçimler bundan dolayı çok büyük bir önem kazanmıştır. Dersim etnik-kültürel kimliğine sahip çıkacak mı? Dersim etnik-kültürel kimliğini ısrarla inkar eden ve onu tamamen yok etmek isteyen Türkçülerin ve Kürtçülerin seçimlerden zaferle çıkmalarını engelleyebilecek mi? Dersim gurur duyacağımız bir tercih yapacak mı?&lt;br /&gt;Dersim’e son yıllarda üşüşenler genellikle Kürt milliyetçisi veya Türk solcusu çakallardır. MHP ise yine herzamanki gibi işgal kuvvetlerinin oyunu alacaktır. Asıl üzücü olan normal koşullar altında cemaat içinde konuşmaya dahi yeltenmeyecek olan yerli çakalların fırsattan yararlanarak aday olmalarıdır. Dersim bilindiği gibi çifte bir zulüm altındadır. Zulmün bir tarafına yanaşan yerli çakallar utanmadan “biz Dersimliyiz” diyorlar. Bu yalnızca İçdersim’de ortaya çıkan bir durum değil, genel olarak gözlemlenebilen bir durumdur. Nereye bakarsanız bakın, yalnızca renksiz, çapsız, cahil, komik, namert, kaypak, işbirlikçi çakalları görüyorsunuz. Çakallar dönemine son vermek ise Dersimlilerin elindedir.&lt;br /&gt;Mehmet Yıldız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2104387511169019733?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2104387511169019733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2104387511169019733&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2104387511169019733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2104387511169019733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/22-temmuz-seimleri-ve-dersim.html' title='22 TEMMUZ SEÇİMLERİ VE DERSİM'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-7893617025492481755</id><published>2007-05-27T12:44:00.004-07:00</published><updated>2007-05-27T12:46:22.253-07:00</updated><title type='text'>YÜZÜNÜ DERSIME DÖNMÜS BIRI OLMALI</title><content type='html'>&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: luf Tarih, gün ve saat : 23. Mayis 2007 19:25:06:&lt;br /&gt;simdi ne derseniz deyin reel gercek akp in, "türk" halkinin partisi oldugu gercegi degismez. türk halki akp de kendinin temsil edildigini bilir. tipki 50 lerde dp de 70 lerde ap de oldugu gibi bu gününde türk halkinin temsilcisi olarak akp görülmekte.&lt;br /&gt;dersim liler acisindan ise 50 lilerde dp üyesi olmak siyasal hic bir anlam tasimazken(bu üyelik durumu ekonomik sebeplerden daha dogrusu is bulmak icindir.) bu günde tamamen ekonomik ve cikar iliskilerine dayanmaltadir.&lt;br /&gt;yoksa bir alevi dedesi nasil akp den mhp den aday olabilir. adam siyasal ve tarihi kimliginden soyunmadan adi gecen partilerden aday olamayacagini bal gibi bilir, gerci onlara sorsanin bir agaz dolusu lafla bizi bile kandirirlar!!!her alanda daraltilmis dersim degerleri icin belki temmuz seciminda tavir koymak dogru olabilir. bunun disinda secim ne dersimin ne onun degerlerinin secimidir, olsada olur olmasa olur.&lt;br /&gt;firildaklara , topaclara oy vermemekte bölge insaninin görevi olmali.&lt;br /&gt;dersiminde desteklenmesi gereken kisi YÜZÜNÜ DERSIME DÖNMÜS BIRI OLMALI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-7893617025492481755?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/7893617025492481755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=7893617025492481755&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7893617025492481755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7893617025492481755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/yzn-dersime-dnms-biri-olmali.html' title='YÜZÜNÜ DERSIME DÖNMÜS BIRI OLMALI'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-7758456031978682663</id><published>2007-05-27T12:44:00.003-07:00</published><updated>2007-05-27T12:44:55.141-07:00</updated><title type='text'>KIRMANCiYE</title><content type='html'>&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: Alisan Kaya Tarih, gün ve saat : 22. Mayis 2007 22:20:31:&lt;br /&gt;KIRMANCİYE&lt;br /&gt;No çhı hewno de xoriyoJede hewn kare zariyoRaurze male bariyoKırmanciye KırmanciyeSiliye ke voré toroKéyke wele biye toroKor posema dana horoKırmancema Kırmancema&lt;br /&gt;Vere çevérde phézn yenoUrze dızd koto bostonuBostané ma tola kenoKırmanciye KırmanciyeTo mesule harde huyaTo seveve derde huyaMılet payra o to kuyaKırmancema Kırmancema&lt;br /&gt;Venge to çha névejinoBaré to herroz jedinoJe koy beno berz nijinoKırmanciye KırmanciyeBıné boonura vejimeLıngu ra ho ver erjimeWayıre derdu dejimeKırmancema Kırmancema&lt;br /&gt;Alişan Kaya29.03.1997&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-7758456031978682663?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/7758456031978682663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=7758456031978682663&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7758456031978682663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/7758456031978682663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/kirmanciye_27.html' title='KIRMANCiYE'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-1055457559449582544</id><published>2007-05-27T12:44:00.001-07:00</published><updated>2007-05-27T12:44:54.733-07:00</updated><title type='text'>KIRMANCiYE</title><content type='html'>&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: Alisan Kaya Tarih, gün ve saat : 22. Mayis 2007 22:20:31:&lt;br /&gt;KIRMANCİYE&lt;br /&gt;No çhı hewno de xoriyoJede hewn kare zariyoRaurze male bariyoKırmanciye KırmanciyeSiliye ke voré toroKéyke wele biye toroKor posema dana horoKırmancema Kırmancema&lt;br /&gt;Vere çevérde phézn yenoUrze dızd koto bostonuBostané ma tola kenoKırmanciye KırmanciyeTo mesule harde huyaTo seveve derde huyaMılet payra o to kuyaKırmancema Kırmancema&lt;br /&gt;Venge to çha névejinoBaré to herroz jedinoJe koy beno berz nijinoKırmanciye KırmanciyeBıné boonura vejimeLıngu ra ho ver erjimeWayıre derdu dejimeKırmancema Kırmancema&lt;br /&gt;Alişan Kaya29.03.1997&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-1055457559449582544?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/1055457559449582544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=1055457559449582544&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/1055457559449582544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/1055457559449582544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/kirmanciye.html' title='KIRMANCiYE'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-268047783277324353</id><published>2007-05-27T12:43:00.001-07:00</published><updated>2007-05-27T12:43:34.403-07:00</updated><title type='text'>IYILIK ve KÖTÜLÜKMÜ?</title><content type='html'>&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Makale yazari: Mare Nostrum Tarih, gün ve saat : 24. Mayis 2007 12:15:15:&lt;br /&gt;Zervanizm ortadogu halklarinin en eski dualist dinlerinden biridir. Zervan zamanin ve universumun en yetken tanrisi olarak, dört tane cocuga sahiptir. Mitras isigi aydinligi sembolize eden ogul tanridir, Urmas öz maddeyi -yada Urmaterie alm.- sembolize eder, Anahita ise Zerwanin tek kazidir yasami temsil eden yasam tanricasidir, dördüncü ve son cocugu Ahriman ise savasi kavgayi yada baska yorumlara görede kötülgü sembolize eder. Ki bu özellikler Zerwanizm e iyi ve kötü olanaklarini suna ve bu boyut arasinda ilahilini sunan bir din olarak dualist bir özellige sahiptir. Zerwanizm tanilari Mitras, yada Mitra, Urmas yada Ormas,Anahita ki yasam tanricasi olarak özelligini ve kültürel varligini günümüzde sadece Ermenistenda ve Irandaki Ermeniler icinde korumustur ve sembolüde yildiz yada günes yüzlü bir kadin olarak sembolize edilmistir, bu gerekcelerden dolayida sonraki astronomide Anahita kometi, yada kuyruklu yildizi olarakta anilmaktadir.Ahriman ise yine Ahura Mazda olarak Zerdüstlük, Mazdeistlik bigi sekillerde ve degisik tarisal özelliklerle varligini sürdürmüstür. Hatta bu mitolojik izler germen ve kelt kültleri icinde Runen yazilari olarak biline yazi form üzerine etruskler üzerinden germenlere yayiyildigi gibi görüslerde vardir. Ama kesin olan bir sey vardirki bu da Runen yazilarindan yukarida anlattigim Zerwan mitolojisinin tanrilari kayitlidir.&lt;br /&gt;Gelelim iyi ve kötüye, ki anlatmak istedigim Zerwn mitolojisine, Zerwan bas tanri oalrak zamanida sembolize ettiginden. cocuklarina kendisinin artik zamaninin geldigini ve bu yasamda her seyin gelip gecici oldugunu anlatir ve cocuklarindan birinin aralarinda kararla kendi yerine zamanin ve universumun bs tanrisi olmasi gerektigini anlatir. bu anlatim üzerine Ahriman Zerwana kendisinin kardesleri tarafindan secildigini ve yerini olmaya geldigini söyler. Zannedersem bu dönemden sonra Zerdüstlükteki bas tanri Ahura Mazda aslinda özünü ZerwanizmdekiAhrimandan almaktadir ama, Zerdüstlük icindeki tanrisal karekteri de Zerwanizme göre dönüsmüstür. Fakat, tarihsel olarak geri baktigimizda, Ahrimanin sanki tahta gecer gibi Zerwanin yerini almasi diger kardesler arasinda yalan olan gercegi aciga cikarir ve Ahriman a karsi ki savas ilan ederler. Zerwanizmde belki de ilk savas ve kardesler arasindaki savas, Urmas ile Ahriman arasinda cikar, ve Urmas savasi kaybeder tanrisal özelliklerinide beraberinde kaybederek, kendisinin sembolize ettigi madde yada öz maddeye dönüsüsr, Zerwanistler, universumum olusumunu Urmasin savasi kaybederek maddeye dünüsmesinden olustuguna inanirlar.Iste bu yenilgiden sonra Anahita kardesi Ahriamna karsi savasa baslar, yani yasamla kötünün savasi, bu savasin hala bir sonucu yoktur, yani yasam kötü ile kavga olarak tanimlanir. Yine bu mitolojinin toplamina göre gelecekte bir gün Mitras kizkardesi Anahitanin yaninda Ahriman a karsi savasa giracak ve Ahriman bu savai kayederek kötülük yeryüzünden silinektir diye bir yaklasimlari yada dini mitolojik cözümleri vardir.&lt;br /&gt;Simdi bunlari neden yazdim, sayin filozofan, Zerwan mitolojisi zannedersem konstrüktiv acidan yeryüzündeki an eski mitolojidir. Yani Zaman, ölüm varlik, kavga, isik gibi bilinen elementler bir araya getirilerek islenmistir. Belki en bes bin yillik belkide daha fazla bir sürectir bu anlatimlar ortadoyu yada avrupa ve hindistana kadar genis bir alanda kendi varliklarini toplumsal hakliliklara bagli olarak kendini göstermistir. Örnegin Mazdaistler ile Mitrascilar sonralari yani toplumsal yapilanma, toplama ve avciliktan ilk yerlesik döneme gectigi zamanlarda, Mitrascilar yeni yeeni tahil agrakültürü ile yerlesik yasami gelistiriken kendi iclerindede bir ölcüde bir hiyerarsiyi olusturmuslardir yani bir mülk sahibi ve kölelige kadar var olan yapilar olusmustur, Tabii burada tarim ve topragi islemek tamamiyla günese bagimliligi getiriken Mitrasin sembolize ettigi isik dahada büyük anlam tasimistir, ama yine ayni dönemdeki Mazdaistler yani Ahura Mazdacilar, ise günesin kendilere bir tanri olamayacaginin karanligin alinda kendi yasamlarinin kaynagi oldugunu vurgularlar, o zamanlarda ilkel yapilanmalarda avci göcer toplar topluluklara geceleri avlanma , gündüzleri uyuma ve dinlenme ögesi yaygin oldugu icin ve Mitrasci kesimde ise insanlarin sürekli calistiklari ve hatta ezildiklerinin en azindan topraga bagimli kladiklarini bildikleri icin uzun dönemler Mazdaislerin Mitras kültüne inanalarin yerlesim yerlerini tahillarini yaktiklarini yasam kaynaklarinin önünü keserek bu dinin yayilmasi engellemek istedikleri görülür, zira kendileri bu yasam tarzini kabul ederlersede, aslinda ilkel komün yasantisinin getirmis oldugu özgür bir sekilde ise bagli kalmadan avlanarak yasama secenegi yeni dinle beraber bir özerklik olarak kaybolup gidecekti.&lt;br /&gt;Iyi ve kötü üzerine okadar cok se söylendi ve yazildiki, cok demek bir seyi ifade etmez, keske iyi ve kötü arasindaki mesele bu kadar kolay cözülseydi, Ben okuyup karistirdiklarimin arasinda Nietzschenin dedigi iyinin ve kötünün de ötesinde olanla yasamaliyim. Nedir iyi nedir kötü? ikiside iki boyutlu eksenler arasinda, kendi boyutlarini relativ anlatimlarla kurmus ve tamamiyle efendilerin ahlakindan türeme bir sey degilmi?Iyi ve kötüyü bize sadece iktidar sahiplari yada efendiler dayatmadilarmi?bakini kutsal kitap diye tanimlanan tanrinin pervasizliginin ve barbarligini anlatan tarzlara, falanca sunu söyle yapti tanri dediki iyi, falanca sunu böyle yapti tanri dediki kötü, gibi cok salak ve düalist bir yalandan olusmadir. Nietzsche kirbacin iyiligini büyük bir provokasyonla anlatirken, kirbaclanan icin kötü olabilir, ama kirbacin havada inlemesinden olayi izleyenlerin nasilda iyilestiklerini,ve aslinda efendi kirbacini öyle sallamasaydi, insanlarindan o sonuca iyi deme imkani yoktu der, dolayisila buradan da efendilerin ve kölelerin ahlakini tanimlar..&lt;br /&gt;Uzun lafin kisasien iyisi , evet iyininde kötününde ötesinde kalmak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="followups"&gt;Cevaplar:&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://f27.parsimony.net/forum67890/messages/15390.htm"&gt;ZERVANIZM, MITRAIZM ve SEMAVÎ DINLER&lt;/a&gt; FILOZAN 24.5.2007 18:08 (0)&lt;br /&gt;&lt;a class="alinkfarbe3" href="http://f27.parsimony.net/forum67890/index.htm"&gt;FORUM DERSIM&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-268047783277324353?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/268047783277324353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=268047783277324353&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/268047783277324353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/268047783277324353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/iyilik-ve-ktlkm.html' title='IYILIK ve KÖTÜLÜKMÜ?'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-1244579627734513393</id><published>2007-05-25T16:18:00.000-07:00</published><updated>2007-05-25T16:19:50.441-07:00</updated><title type='text'>TURKIYE ORDUSU DINCISI ILE AZINLIKLARIN CAN DUSMANIDIR. ASKER KAN ICICI MUSLUMAN FASIST BI ORGUTTUR</title><content type='html'>6-7 eylül olayları dönemsel bir politika olmadığı gibi, yalnızca Rumlara yönelik bir eylem de değildi. 6-7 eylül olaylarının ardında yatan politik anlayış, devletin kuruluş aşamasına kadar uzanan bütünlüklü bir politikanın ürünüdür. TC devleti, ırkçı Türk milliyetçiliği temelinde kuruldu ve örgütlendi. Üniter devlet anlayışı, cumhuriyet tarihi boyunca Türk milliyetçiliği politikasının belirleyeni oldu.&lt;br /&gt;Ulus devletin inşası yolunda ilk somut adımlar İttihat ve Terakki döneminde atılmaya başlandı. Devletin Türkleştirilmesi, Türk ve Müslüman bir burjuva sınıfının yaratılması gibi politikaların zemini, Türk milliyetçiliği idi. Bu politika, Türk olmayan diğer ulus ve topluluklara karşı ırkçı, asimilasyoncu politikalarla bir arada yürütüldü. Azınlıklar, “güvenilmez” unsurlar olarak görülüyor ve devletin güvenliğine yönelik tehdit olarak algılanıyordu. Anadolu’nun adım adım azınlıklardan arındırılması planının ilk örneği, 1915-1916 yıllarında bir milyon Ermeni’nin, Doğu Anadolu’daki savaş bölgesinden güneye, Suriye ve Mezopotamya’ya sürülmesi oldu. Aynı şekilde 1912-1923 yılları arasında Anadolu’da yaşayan Rum-Ortodoks nüfusuna karşı da zorunlu iskan politikası izlendi. Ayrımcılık ve asimilasyon yalnızca gayrimüslim azınlıklara karşı uygulanmadı. Başta Kürtler olmak üzere Türk olmayan tüm topluluklara karşı da aynı ayrımcılık çizgisi hükümetlerin değişmeyen politikaları oldu. Değişen yalnızca, devletin dönemsel ihtiyaçlarına uygun politik araçlarla azınlıkları birbirine kırdırması oldu. Ermeni tehciri ve katliamlarında Kürt aşiretlerinin kullanılması gibi…&lt;br /&gt;Birinci paylaşım savaşının ardından emperyalist ve işbirlikçisi devletler tarafından Anadolu’nun işgaline karşı sürdürülen direniş hareketinin siyasi önderleri, önceleri Türkçülük ya da Türk milliyetçiliği gibi kavramları sıkça kullanmıyorlardı. İşgale karşı direnişin ilk yıllarında Mustafa Kemal ve arkadaşları, direnişin tam kontrolüne de sahip değillerdi. Kuvayı Milliye hareketi, mücadeleye onlardan önce başlamıştı. Bu nedenle, farklı Müslüman kesimlerin Kemalist hareket etrafında birliğinin sağlanması için Anadolu’da yaşayan Müslüman toplumlara hitap ederek, yeni kurulacak devleti İslam üzerinden tanımlıyorlardı. Ancak, Kürtler’le yapılan işbirliği, Müslümanlıktan başka bir politik temele de dayandırılıyordu. Bizzat Mustafa Kemal tarafından dile getirildiği üzere, Kürtlerle işbirliği “Ermeni tehlikesi”ne karşı oluşturulmuştu.&lt;br /&gt;M.Kemal’in başlangıçtaki tavrı yerel yönetimlere vurgu yapan bir nitelik de taşıyordu ve özellikle Kürtlerin katılımcılığı temelinde, yerellerde çoğunluğu oluşturanların, yerelin idari yönetiminde de söz sahibi olabileceğini vurguluyordu. Kemalistler sonradan, planlarının gerçekte Türk ulus devletini kurmak olduğunu açıkladılar. 1924 tarihli Vatandaşlık Kanunu’nda “Türk olmayan müslüman vatandaşlar” tanımlaması, ayrımcılığın resmi siyasal ve hukuksal ifadesi oldu. Böylece Kemalist hareketin başarıya ulaşmasından sonra, devletin temel dayanağı olarak başlangıçta ifade edilen “Müslüman toplum” görüşünün yerini Türk milliyetçiliği almış oldu.&lt;br /&gt;Devletin Türkleştirilmesi için atılan ilk adımları, azınlıkların ekonomik hayattan dışlanması süreci izlendi. Osmanlı Devleti’nin son döneminde başlatılan ekonomi dilinin Türkçe olması zorunluluğu, cumhuriyetle beraber devam ettirildi. Açık bir ırkçı milliyetçi çizgi izlenerek ekonomi, sanayi ve bürokrasi Türkleştirildi. Bu amaçla önce 1923 yılında tüm üyeleri aynı zamanda milletvekili olan Milli Türk Ticaret Birliği, ardından 50 milletvekili ve yüksek bürokrat tarafından Milli Türk İthalat ve İhracaat Topluluğu gibi oluşumlar kuruldu. Bu oluşumlara paralel olarak İstanbul’da azınlıklar, özellikle de Rumlar, işyerlerini satmaları için tehditlerle korkutuluyordu. 1925 tarihli bir yasayla İstanbul’da yaşayan gayrimüslimlerin Anadolu’ya seyahat etme serbestliği yasaklandı. Bu yasakla, azınlıkların ticaret yapmaları engelleniyordu. Ekonomik alanda izlenen milliyetçi çizgiyi ifade etmesi bakımından yerli malları kullanma kampanyası dikkat çekicidir. Aralık 1925’te istisnasız bütün firmalarda çalışan personele yerli malı kıyafet giyme zorunluluğu getirildi. “Her yerde ve her işte Türk malı kullan! Türk mağazalarından alışeveriş et! Türkçe konuşmayana cevap verme! Türkiye’de herkesten fazla hakkın olduğunu unutma!”(1-2) 1934, 1936 ve 1938 yıllarında çıkarılan kanunlarla, bazı görevler ve meslekler Türk ırkından olmayan kimselere yasaklandı. Aynı şekilde azınlıklara devlet görevinde çalışma yasağı getirildi.&lt;br /&gt;Milli burjuvazinin ve ulusal sermayenin oluşturulması, ticaret ve sanayinin Türk olmayan kesimlerin elinden zor yoluyla alınıp Türkleştirilmesi şeklinde oldu. 1942 yılında çıkarılan VARLIK VERGİSİ, gayrimüslim azınlıkların ekonomik hayattaki rollerinin ağırlığına son vermeyi amaçlıyordu. Yasanın çıkarılmasından aylar önce Kemalist basında gayrimüslimler, olumsuz ekonomik koşulların sorumlusu olarak gösteriliyor ve yasanın, savaş spekülatörlerine ve karaborsacılara yönelik bir ceza olduğu propagandası yapılıyordu. Aralık 1942’de vergi komisyonları nihai vergi listelerini yayınlayarak vergi borçlarının onbeş gün içinde ödenmesini zorunlu kıldı. Ödenmesi gereken vergi, mükelleflerin sahip oldukları gelir ya da malvarlığının kat kat üzerindeydi. Vergi borçlarını ödeyemeyen azınlıkların malları, bedellerinin çok altında fiyatlarla satılmaya başlandı ve bu yolla servet transferi gerçekleştirildi. Satışa çıkarılan azınlık gayrimenkullerinin yüzde 67’si Müslüman Türklere, yüzde 30 kadarı devlet ya da Sümerbank, Toprak Mahsulleri Ofisi gibi KİT’lere, milli bankalara (İş Bankası), milli sigorta şirketlerine ve İstanbul Belediyesi’ne geçmiştir. (2) Azınlıkların kolektif hafızasında izler bırakan VARLIK VERGİSİ uygulaması ile, tüm malları satıldıktan sonra gene de borçlarını ödeyemeyen binlerce gayrimüslim tutuklanarak Erzurum-Aşkale, Eskişehir-Sivrihisar’daki çalışma kamplarına gönderildiler, ağır işlerde çalıştırıldılar. VARLIK VERGİSİ uygulamasına, Mart 1944’te çıkarılan bir yasayla son verildi. Bu süre içerisinde tahsil edilen 315 milyon lira verginin 280 milyon lirası gayrimüslimler tarafından ödenmiştir.&lt;br /&gt;Ekonomik planda ulusal sermayenin oluşturulması politikasına, günlük hayatta Türk kimliğinin yerleştirilmesi politikası eşlik etti. Türk milliyetçiliği ırkçı politikası; homojenleştirmeyi, diğer ulus ve ulusal/etnik topluluklar üzerinde baskı kurulmasını dayattı. TC’nin kuruluşunda oluşturulan resmi metinlerde ırkçı Türk milliyetçiliği, “dil, kültür ve ülkü birliği” olarak tanımlanarak faşizan bir karaktere büründürüldü. Gönderilen gizli talimatlarla valiliklere, yabancı bir dil konuşan köylerin ve yerleşimcilerin tespiti, azınlıkların toplu yerleşimlerinin önlenmesi, azınlıkların kıyafet, türkü, dans, düğün gibi geleneksel örf ve adetlerinin kınanması, ekonomik hayatta Türkçe’nin kullanımının sağlanması, Türkçe dışında diller kullanan “Türkler”in Türk toplumuna dahil edilmesi görevleri verildi. Türk Ocakları Derneği’nin 1927 yılındaki kongresinde ana konulardan biri, azınlıklar nedeniyle Türk dilinin ihmal edilmesiydi. Günlük yaşamın ve dilin türkleştirilmesi çerçevesinde, 1928 yılında “Vatandaş, Türkçe konuş!” kampanyası yürütüldü. Bu kampanyanın hedefi, hem gayrimüslimlerin hem de Müslüman Kürt, Çerkez, Arap ve diğer azınlıkların dillerinin toplumsal hayattan dışlanmasıydı. Buna göre, Araplar, Çerkezler, Boşnaklar, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler, halka açık yerlerde kendi dillerini konuşamayacaklardı. Lokanta, sinema, tiyatro ve otellere Türkçe konuşulmasının “tavsiye” edildiğini belirten tabelalar asılıyordu.(4)&lt;br /&gt;Azınlıkların asimilasyonu planının önemli bir parçası da uygulanan zorunlu göç ve iskan politikalarıdır. Anadolu’nun Türkleştirilmesi planı kapsamında, gayrimüslimlerin köy, kasaba gibi toplu yerleşim oluşturmalarının önlenmesi, sınır bölgelerinde yaşayan azınlıkların içerilere, merkezlere ve sonra da İstanbul’a göç ettirilmesi, yerleri değiştirilen azınlıkların yerine özellikle göçmen Türklerin ve Lazlar, Gürcüler gibi Müslüman kökenlilerin yerleştirilmesi politikaları izlendi.&lt;br /&gt;Zorunlu göç ve iskan politikaları dahilinde, 1929-1930 yıllarında Ermeniler, yaşadıkları yerleri terke zorlandılar. Özellikle Diyarbakır, Harput ve Sivas Ermenileri tehdit ve yasaklamalarla göçe zorlandılar. Bu yıllarda binlerce Ermeni, Suriye’ye göç ettirildi; geri kalanı İstanbul’da toplandı. Rumlar, Yunanistan ile imzalanan “Nüfus Mübadelesi” anlaşması kapsamında Türk ve Müslümanlarla değiş-tokuş edildiler. Nüfus mübadelesiyle, Anadolu’da Rum nüfus kalmaması sağlandı; geri kalan Rumlar ise İstanbul’da toplandılar. CHP’nin 1946’daki Azınlık Raporu’nda; “İstanbul’un fethinin 500. yıldönümüne kadar, bu şehirde bir tek Rum bile kalmaması” gerektiği görüşü, asimilasyon planlarının hedef ve kapsamını anlatır. 1934 yılında Trakya bölgesinde yaşayan Yahudiler, Trakya’nın sınır bölgesi olması ve azınlıklara karşı geleneksel “olası hain” bakış açısı sonucunda sürgüne tabi tutuldular. Edirne ve Trakya Yahudileri, 6-7 eylülün prototipi bir planla İstanbul’a göç ettirildiler. 1955 yılında yaşanan 6-7 eylül olaylarıyla ise bu politikaların, sürekliliği olan bir devlet politikası olduğunun altı çizilmiş oldu.&lt;br /&gt;Zorunlu göç ve iskan politikaları, 1930’lu yıllarda Kürtlere karşı da uygulandı. Bağımsızlık savaşı sırasında müslüman olmayan “ortak tehlike” Ermenilere karşı koçbaşı olarak kullanılan Kürtlerin de asimilasyon sırası geldi. Kürt halkının ulusal bilincinin uyanmasıyla kalkıştığı isyanlar zorla bastırıldı. İsyanların ardından sürgün ve iskanlar geldi. TC’de 1920-1930 yılları arasında yaşanan 18 isyandan 16’sı Kürt isyanıdır. Şubat 1925’te yaşanan Şeyh Said önderliğindeki isyandan sonra hükümet, Kürt illerinde sıkıyönetim ilan ederek, “Kürdistan Umumi Valilikle ve Bir Sömürge Gibi İdare Edilmelidir” başlıklı raporla, sömürge politikalarına çerçeve hazırladı. Şark Islahat Planı çerçevesinde, Kürt bölgelerine Kafkasya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenler yerleştirildi. Kürtler, İç ve Batı Anadolu’ya sürüldü; Kuzey Kürdistan, idari ve askeri olarak yeniden düzenlendi. Bazı bölgeler coğrafi, ekonomik ve askeri nedenlerle yerleşime kapatıldı.&lt;br /&gt;Peki ya bugün?&lt;br /&gt;6-7 eylül olaylarının 50. yılındayız. Bu nedenle İstanbul Taksim’de, yani 6-7 eylül olaylarının en yoğun gerçekleştiği yerde düzenlenen bir resim sergisi Türk faşistleri tarafından basıldı. 6-7 eylül olaylarının yağma ve talanını gösteren fotoğraflar “ya sev ya terket” denilerek yerlere atıldı, çiğnendi. Babalarının 6-7 eylül 1955 yılındaki yağma, talan ve tecavüz saldırılarına tarihsel ve fiziksel olarak sahip çıkan Türk faşistleri; yaptık, bir daha yaparız, yapacağız da demektedirler. Devlet, devletin süreklilik arzeden politikaları ve hazırlanan kamuoyu ise hala onlara ihtiyaç duyuyor.&lt;br /&gt;Bu topraklarda ilk kez yapılmak istenen “Ermeni Korferansı” adalet bakanınca “arkamızdan hançerlemek istiyorlar” diyerek kışkırtıcı bir öfkeyle saldırıya uğruyor, devletin “bağımsız” yargı organlarınca hiç bir yasal dayanağı olmaksızın yasaklanıyor, faşistler tarafından konferansa gelenler “kanı bozuk”lukla (“saf” Türk kanı taşımamakla) ve küfürlerle saldırıya uğruyor, polis bütün bunları demokratik teamüller içinde zevkle izliyor…&lt;br /&gt;Devlet devletliğini yapıyor ve dağlarda, köylerde, cadde ve sokaklarda Kürtler avlanarak öldürülmeye devam ediyor. Öldürülmelerinin tek nedeni ise hak ve özgürlük arayışına çıkacak kadar ayakta durabiliyor, boyun eğmiyor oluşları...&lt;br /&gt;Dünüyle ve bugünüyle bir bütün olarak 6-7 eylülü gerçekten anlamak, devrimci ve değiştirici bir yöneliş ve metodu kuşanarak yola çıkmayı gerektiriyor. Tabi ki yakınmak ve feryat etmekle sınırlı kalmak istemeyenler için…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-1244579627734513393?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/1244579627734513393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=1244579627734513393&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/1244579627734513393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/1244579627734513393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/turkiye-ordusu-dincisi-ile-azinliklarin.html' title='TURKIYE ORDUSU DINCISI ILE AZINLIKLARIN CAN DUSMANIDIR. ASKER KAN ICICI MUSLUMAN FASIST BI ORGUTTUR'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-6132325809454656801</id><published>2007-05-25T16:14:00.000-07:00</published><updated>2007-05-25T16:17:18.384-07:00</updated><title type='text'>TC DINCISI VE ASKEI ILE TOPYEKUN AZINLIKLARIN DUSMANI</title><content type='html'>TC doneminde  Türkiye’de azınlıklar üzerinde büyük bir baskının olduğu bilinmektedir. Soykırımdan kurtulup 1919’da İngilizlerin yardımıyla yurtlarına geri dönen bazı Ermeniler de 1921 yılında T:C’nin kurulmasıyla evlerinden, yurtlarından çıkarılmış, tekrar sürgüne gönderilmiştir. Yani evleri, köyleri, malları, tarlaları, binaları karşılıksız olarak gasp edilmiştir. Kalan azınlıklar da Varlık vergisi, 6-7 Eylül olayları ve benzer hukuk dışı uygulamalarla baskı altında tutulmuştur. En son 1974 yılında Yargıtay’ın içtihat değişikliğine gitmesiyle azınlık vakıflarının 1936 yılından sonra satın alma veya bağış yoluyla edindikleri gayrımenkulleri ellerinden alınmış, bir çoğu devlet tarafından gaspedilmiştir. Bunların içinde Ermenilerin,Rumların okulları, yetimhaneleri de vardır. Hrant Dink’in yetiştiği Ermeni Yetimhanesi ve okulu da 1974 sonrası gaspedilen gayrımenkuller arasındadır. Azınlıklar üzerinde uygulanan istikrarlı baskı neticesinde bugün Türkiye’de 4.000 Rum ve 50.000 Ermeni kalmıştır.   &lt;br /&gt;Yukarıda sıraladığımız devlet politikası olarak ve istikrarlı şekilde uygulanan baskı ve yok etme politikası sonucu azınlıkların sesi kesilmiş, tamamen sindirilmiştir. Ermeni toplumu artık her türlü baskıyı olağan gören kabullenen bir toplum haline getirilmiştir. Hrant Dink ise Agosgazetesi ile uzun yıllardır devletin bitirdik yok ettik diye düşündükleri Ermeni toplumunun sesi olmuştur. Hrant Dink tekrar Ermeni kurumlaşmasını sağlamıştır. Devletin kabullenemediği bu Ermeni kurumlaşmasıdır.Hrant Dink artık Ermeni toplumu adına Türkiye’nin bir çok ilindekonferanslara katılıyor, gazetelerin, televizyonların, köşe yazarlarının konuğuoluyor,Ermeni soykırımını ucundan bucağından seslendirmeye çalışıyordu. Dink,2002yılında Urfa’da verdiği bir konferansta “Ben Türk değil Türkiyeliyim ve Ermeniyim” dediği için “Türklüğü aşağılamaktan” üç yıl yargılandı ve sonunda bu davadan beraat etti.Yine Hrant Dink, Reuters Ajansı’na “Evet 1915’te olan bir soykırımdı çünkü 4 bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halk ve onun uygarlığı artık yok” dediği ve bu haber AGOS Gazetesinde yayınlandığı için yine oğlu Arat Dink, ve Sarkis Seropyan ile birlikte üç yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. Amerika, Avustralya, Avrupa ve Ermenistan’da çok sayıda konferansa katılan Dink, Ermeni Kimliği ve Ermeni Tarihi üzerine geliştirdiği yeni söylemlerle tanındı. Asıl devlet, Agos ve Hırant Dink yoluyla Tekrar Türkiye’de kurumlaşan Ermeni kimliğinin önünü almak için önce yasal yollarla bunu engellemeye çalıştı. Yargılamalar, soruşturmalar, haksız mahkumiyetler bu yasa yoluyla yapılan engellemelerdir. Yasa yoluyla yapılan engellemelerin başarısız kalması ile derin devletin klasik yöntemi olan tehdit ve uyarıları devreye girdi. Bizzat İstanbul Vali yardımcısının odasında yapılan uyarı ile Dink’in Agos’u bırakıp yurtdışına gitmesi önerilmiştir. Hrant Dink’in yurtdışına gitmemesi ve Agos’taki görevini sürdürmesi üzerine bilinen organize eylem gerçekleştirilmiştir. Yani Dink,Türkiye’de tekrar Ermeni Kurumlaşmasını Sağladığı ve tükenmiş sandıkları Ermeni kimliğini seslendirdiği için katledildi. Hırant Dink’in öldürülmesinde dikkati çeken diğer bir nokta da derin devletin sivil uzantıları arasındaki ayrışmanın açıkça ortaya çıkmasıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-6132325809454656801?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/6132325809454656801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=6132325809454656801&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6132325809454656801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6132325809454656801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/tc-dincisi-ve-askei-ile-topyekun.html' title='TC DINCISI VE ASKEI ILE TOPYEKUN AZINLIKLARIN DUSMANI'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-4810463501232270491</id><published>2007-05-22T11:59:00.000-07:00</published><updated>2007-05-22T12:14:31.474-07:00</updated><title type='text'>Devlet ceteleri is basinda, Ankara kan golune dondu.....</title><content type='html'>Ankara kan golune dondu, derin devlet denilen ceteler teror baslatma emri aldi. Bundan sonra her kilik altinda operasyon yapilacak, mumkun oldugu kadar cok insanin olumune yol acacak eylemler yapilacak. Bu eylemler genelikle aptal solcu ve kurtlerin ustune atilarak buyuk bir kurt ve azinliklar dusmanligi koruklenerek hem turk irkciligi hemde Avrupa dusmanligi koruklenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TC gizli servisleri isin basinda, Kurt tehlikesi, ermeni tehlikesi adi altinda Kurt - Rum ve ermeniler adina yeni kanli eylemler planlaniyor. Bu eylemler kimligi belirsiz insanlarin isi diye kamuoyuna sunulacak. Butun cuntalarda oldugu gibi bu defada suclular yakalanmayacak ve oradan buradan gelisiguzel insanlar toplanacak ve bunlar goz boyandiktan sonra serbest birakilacaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turk derin devlet ceteleri PKK icinde orgutlenip APO denilen hain yardimiyla buyuk bir oyun hazirliginda.&lt;br /&gt;TC Irak petrollerine goz diktigi icin gene bir bahane gerek, once kamuoyu hazirlanacak ve Kurt eylemleri diyerek cok kanli eylemler yapilip masumlarin dokulen kani uzerinde savas planlari cizilecektir,.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-4810463501232270491?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/4810463501232270491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=4810463501232270491&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/4810463501232270491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/4810463501232270491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/dersin-devlet-is-basinda-ankara-kan.html' title='Devlet ceteleri is basinda, Ankara kan golune dondu.....'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2268211726399851774</id><published>2007-05-21T12:57:00.000-07:00</published><updated>2007-05-21T12:58:07.576-07:00</updated><title type='text'>Turkiye saldiriya hazirlaniyor</title><content type='html'>Son günlerde Türkiye’de askeri bir hareketlilik sürmekte. Askeri hareketliliğin hedefi Kuzey Kürdistan’ın, Güney ve Doğu Kürdistan sınırları. Bu alana askeri yığınağın yapıldığı boyalı basında çarşaf çarşaf verilmektedir.Askeri yığınaktan sonra operasyon haberleri gelmeye başladı. Devletin resmi birimleri dağda 5000 gerilla olduğundan bahsediyor. Beş bin gerillaya karşılık 250 000 ( İki yüz elli bin ) asker ‘in bölgeye kaydırılmış olması oldukça düşündürücüdür. Diğer yandan bu hareketin Mali portresi nedir bilen varsa beri gelsin.&lt;br /&gt;Dahası :&lt;br /&gt;Yaşanan süreçte Devleti yönetenler derin devlet denilen olgunun birer neferi haline geldiler. ‘’ Bu ülke için Kurşun sıkanda ,Kursun yiyende şereflidir.’’;’’Bana Milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz’’ ,’’Güvenlik güçlerimiz terörün maşası haline gelmesi durumunda, çocuk olsun, kadın olsun kim olursa olsun gerekeni yapacaktır’’ biçimindeki belirlemeler tarihe birer not olarak düştü. Geçmişten günümüze kadar olan süreçte 4500 Kürt yerleşim birimi olan Köy ve Mezralar yakılıp yıkılarak boşaltılmış durumda. Milyonlarca Kürt insanı yerinden yurdundan sökülerek sonu belli olmayan: Açlığın,sefaletin, ahlaki yozlaşman ile ölümleri içinde taşıyan macera yolculuğuna sürülmüşlerdi. Kuzey Kürdistan da ve Türkiye’nin Metropol kentlerinde eli taşlı ve sapanlı gençler bu sefalet yolculuğunun yan ürünleridir.&lt;br /&gt;Demokratik bir ülkede Olmazsa olmaz, olarak kabul edilen üç kuvvetin ‘’ Parlamento,Yargı ve yürütme’’ Sessiz bir darbe ile işlevi olmayan birer kuruma çevrildi. Yargı kurumunun en üst kurumu olan Hakimler ve savcılar yüksek kurulu Şapkalı ve üniformalıların yöneterek yönlendirdiği bir takım’a dönüştürüldüğüne tanık olduk. Şırnak iddianamesini hazırlayan Van C.Saccısı Ferhat Sarıkaya Avukatlık dahi yapamayacak bir şekilde Meslekten tart edildi. Ama Savcının hazırladığı iddianameyi mahkeme kabul etmiş durumda. Acaba Bu Şapkalı ve üniformalılar Takımı bu Mahkeme hakimlerine ne yapacak, diye sormak gerek.&lt;br /&gt;Kuzey Kürdistan düzleminde binlerle ifadesini bulan faili meçhuller ile yargısız infazlara her gün bir yenisi eklenmişti. Bu infazlar biçim olarak, Bıçaklı,Baltalı ve zaman zamanda ateşli silahlarla yapılarak gerçekleştiriliyordu. Şimdi hedef tahtasına çocuklar konmuş durumda.&lt;br /&gt;Kürt Kökenli Yeşil Kod adlı Mahmut Yıldırım, Mit’çi Tarık Ümit,Abdullah Çatlı,Abuzer Uğurlu,Alaattin Çakıcı,Nihat Akgün,Veli Küçük, Nurettin Güven, Sarı Avniler, Kürt Kökenli Hüseyin Baybaşin, Dırej Ali, Nuri Engin, Sedat Peker ve Tevfik Ağansoy ve daha niceleri Millet Vatan Sakarya edebiyatı ile her türlü karanlık ilişkiler ağını sürdürerek Çeteleşti, Çeteleştikçe de Derin devletin gözdeleri durumuna gelen bu çeteler peyder pey Halkımızın ve demokrasi güçlerinin çaba ve çalışmaları sonucu deşifre edilerek ortaya çıkarıldılar. Bu deşifrasyon sonucu bunların bir kısmı tasfiye edildi.Tasfiye edilenlerin yerlerine yeni yeni iyi çocuklar kaydırılarak derin devlet kademeleri arasında kadrosal boşluklar bırakılmadı.&lt;br /&gt;Elinde bomba belinde silah olan bu iyi çocuklar dışında, Müslüman Türk ve diğer azınlıkların dini değerlerinin kullanarak Kürt Halkına ve Ülkesine cihat Çağrısı yapa bilen Derin devletin Müslüman görünümlü cüppe kılıklı elamanları da devreye sokulmuş durumda. Geçmişte Bıçaklı veya satırlı saldırılara bu kez de islami kurallara göre top yekun savaş çağrısı olan cihat çağrısı devreye sokulmuş durumda. Derin devletin elamanı olması muhtemel Cüppeli bir imam Cuma günü verdiği vaaz de Güney Kürdistan ve Kuzey Kürdistan halkına karsı cihat ilan etmiş durumda. Sahi bu cihat çağrısına karşı Dinayet işlerinin tavrı nedir? Bilen varmı?&lt;br /&gt;Camide verilmeye başlanan bu vaaz Tüyler ürpertici olduğu kadar, düşündürücü ve tiksindiricidir de. Bu nedenle Bahse Konu Vaazı ve vaaze cevap veren M.Patix ‘ın yazısı ilginçtir. Bu nedenle iki yazıyı da ‘’www.Kürdistan-Post.com ‘’ sitemizden alarak okuyucuların dikkatine sunmakta yarar var. Bu nedenle Vaaz ve Vaaz’e verilmiş olan cevap aşağıda görülecektir. Cihat Çağrısını ibretle okumakta yarar var.&lt;br /&gt;Görüleceği gibi Saldırı sadece Kuzey Kürdistan’a değil. Ayni zamanda Güney Kürdistan olgusuna ve halkına da yöneliktik.Top yekun bir savaş çağrısıdır. Sahi Sınıra yığılan Bu 250 000 askerin sırrı bu vaizin içinde olmasın. Milyonda bir ihtimal bile olsa Bu bir çılgınlık değilmi? Ne dersiniz?&lt;br /&gt;Değerli Din adamlarımıza düşen görev Bu düşkün cahil Cihat çığırtkanına, Onun seviyesine inmeden İslam dininin insana bakış açısı ile cevap vererek lanetlemeleri gerektiği kanısındayım.&lt;br /&gt;Kürt sorunu bölgenin en yakıcı sorunlarından biridir. Cihat Çağrısı; Devletin Askeri ve silah gücü üstünlüğüne dayanan,zor yöntemiyle çözülemez.Bu iki yöntem çözümsüzlüğü derinleştirir.Çözümsüzlüğün derinleşmesi : Daha çok kan ve daha çok yoksullaşmayı içinde taşımaktadır. Daha çok Kan ve yoksullaşma Hem Türk halkı için ve hemde Kürt halkı için yeni bir kaosu yaratır. Kürt sorunu Köklü bir Çözümü gerektirir. Bu da : Demokratik sistem içinde, demokratik federal bir sistemden geçer. Bu yönde adım atılarak bir uzlaşı olmazsa, Hem Kürtlerin Ve Hemde Türklerin işi zor.&lt;br /&gt;Her halükarda tün bu zorlukları birlikte aşacağız. Başka yolu yoktur. Bu nedenle Akıl ve sabır gücü ile hepimize kolay gelsin.&lt;br /&gt;Nusrettin Yilmaz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2268211726399851774?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2268211726399851774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2268211726399851774&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2268211726399851774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2268211726399851774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/turkiye-saldiriya-hazirlaniyor.html' title='Turkiye saldiriya hazirlaniyor'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-9105039225565868727</id><published>2007-05-21T12:53:00.001-07:00</published><updated>2007-05-21T12:53:55.002-07:00</updated><title type='text'>ALEVILER KURTLER RUMLAR, ERMENILER UYANIN KENDI KIMLIGINIZE GERI DONUN</title><content type='html'>Ülkemiz Kurdistan la birlikte TC´nin sömürgesi olan Kuzey Kıbrıs Rum ulusuna vede Konstantinopolis, Anatolia ve Pontos da yaşıyan azınlıklara çağrı... 1 ) Yarım ada şeklindeki Sömürge zincirine eklenen Kıbrıs adasının kuzeyinın bağımsızlığı Kurdıstanın bağımsızlığına bağlıdır. Ayrıca eskide devlet olan Anatolia, Pontos, Konstantinopolis içlerinde bugün azınlık olan halkların özgürlüğüde Kurdistan`ın bağımsızlığına bağlıdır. Yarım ada şeklindeki Sömürgecilikle oluşan suni TC devletinin sona erdirilip bu eski devletlerın coğrafyası oluşacak büyük Kurdistana dahil edilmeli. Buralara Halkların Kominal Bölgesi ( Herema Koma Gelan ) ismi verilmeli. Bu oluşumun olması ve buraların Demokrasinin Kalesi olması birliktelikle olan mucadeleye bağlıdır. Lütfen biz Kurdistan`lilara destek verin. 2 ) Anatolia`lılar, Kontantinopolis`liler, Pontos`lular ve azınlık olan diğer Halklar ; sömürgeci TC. devleti sizleri Türkleştirmek için çocuklarınızı Kurdistan`ın savaşçılarına öldürtüyor. Sizler sömürgeci TC`nin bu çirkin oyununa izin vermeyin. 3 ) Konstantinopolis`liler, Anatolia`lılar ve Pontos`lular uyanın Kurdistan`lılarla birlikte TC. devletinin sömürgeciliğini sona erdirip oluşacak Kurdıstanın coğrafyasında özgür olun ve insan gibi yaşayın. 4 ) Tüm Kurdıstan´i parti örgüt ve şahsiyetlerini dayanışma vede güç birligine giderek, ülkemiz Kurdıstan üzerinde olan sömürgeciliğe son vermeğe ısrarla çağırıyoruz. 5 ) Özgür olmayan herhangi bir ulus kendi kaderini tayin edemez. Bu süreçte yaşanan çok acı dıramlarla ezen ile ezilenin ilişkisi çağın utancı olmalıdır. Bir ulusun kendi özgür gücü olmadan karton hakları almaya mahkumdur. Bu yüzden bir ulusun kendi kaderini kendisinin tayin etmesinin askari şartı bağısızlık ve özgürlükdür. Lütfen özgürlüge adim atalim. 6 ) Birleşmiş Milletler yasası ile birçok uluslar arası antlaşmalara göre sömürge ulusların sömürgeci devletlere karşı ulusal Kurtuluş Mücadelesinin direnişi meşru ve doğal halklarıdır. Bu yasalardan ve anlaşmalardan yararlanmak Kürt ulusunun hakkıdır. Bu haklari yakaliyalim. 7 ) Sömürgeci TC. devleti hem suçlu hem güçlü politikasına karşılık diyoruzki tarihi suçlu olan TC`nin yargılanması için Nato, AB, Birleşmiş Milletler Gücü ve ABD`nin duyarlılığının yanı sıra dünyadaki sivil toplum örgütlerinin mücadelesi ile Avrupa Insan Halkları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler Mahkemesinin işlevini umuyoruz. Vede yaşasın mazlum Kuzey Kibrıs, Konstantinopolis, Anatolia, Pontos ve Kurdistan halkı, sıloganıyla bu ülkelerin ulusal devrimle bağımsızlaşmaları için, aralarında güçbirliği arayışlarını öneriyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-9105039225565868727?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/9105039225565868727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=9105039225565868727&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/9105039225565868727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/9105039225565868727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/aleviler-kurtler-rumlar-ermeniler.html' title='ALEVILER KURTLER RUMLAR, ERMENILER UYANIN KENDI KIMLIGINIZE GERI DONUN'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2397401425957855070</id><published>2007-05-21T05:23:00.001-07:00</published><updated>2007-05-21T05:23:39.377-07:00</updated><title type='text'>TOPLUMSAL ANALiZDEKi BiLiMSEL TERBiYE.</title><content type='html'>Hûseyin DEDESOY : 13. Ekim 2006&lt;br /&gt;"Her isten anlarim Agbi..."&lt;br /&gt;Bu cûmleyi her kes duymuştur ve bilir. Tûrkiye insani bôyle bir karektere sahiptir. Bulundugu etnik kokeni ne olursa olsun hic fark etmez. Tûrkû-Kûrdû.., Zazasi- Ermeni'si.., Cerkezi-Lazi...,her milliyetten Tûrkiye insaninin ortak karekteridir. O Her işten anlar ama hic bir işide tam yapamaz.&lt;br /&gt;Bu ruh hali ve karekteristik yapi Aydin dûnyasi icinde gecerlidir. Ekonomist biri Sosyo-psikolojik analizler yapabiliyor. Eger ona Platon'u veya Aristo'yu kazara sorsaniz hic cekinmeden Size Felsefe tarihini anlatip, ders verebilir. Matamatisyen, Tip alaninda sizinle cok rahat konuşabilir. Siyasal bilimci, Tarih dersi verebilir. Fen-Fizikci Psikolojik tespit ve analizlerde bulunabilir...vs. Bu listeyi uzata biliriz.&lt;br /&gt;Ama en cokta şu Marksist oldugunu sôylûyen, iki siyasi kitap, bir felsefi makale okuyan kendini bilmez sol cahil "Aydinlar" varya... onlarin kahri hic cekilmez ve yanlarina dahi yaklaşilmaz. Tanri bir... onlar iki. Dûnya'da bilmedikleri, fikir sahibi olmadiklari hic bir şey yoktur. Siz sorun onlar anlatirlar: Ama hic birinin de dogru dûrûst bir sosyal formasyonu ve bilimsel egitimi yoktur. Kitap okumayi bilgilik sanirlar ve siyasi kariyerlerini de otorite sayarlar. Sonrasi malum...her şey onlardan sorulur ve ôgrenilir.&lt;br /&gt;Mesela..., Son donemlerde "Dersim Kisiligi..." ve karekteristik yapisina dair yazilar yazilip, tespitlerde bulunuluyor. Dersim'in Tarihi ve gecmis Siyasi olaylarina dair tarihi analizler yapilip politik sonuclara variliyor.&lt;br /&gt;Bu alanlarin tartisilmasi, arastirmalar yapilip sonuclar cikarilmasi kesinlikle gereklidir ve olmalidirda. Sorun bunu yapan ve yazan kisilerin hic bir bilimsel ve entelektuel bazi olmadan kendilerini ôyle gôsterip konusmalari, iddalaridir.&lt;br /&gt;Bu bana zamanin birinde BEKA vadisinde "Kisilik Côzûmlemelri" adi altinda birilerinin beyin yikayip insanlarda nasil kisilik bozukluklarina yol actigini cagiristiriyor.&lt;br /&gt;O kişide kendisini Hem sosyolog..., Hem Politolog..., Hem Filozof..., Hem Pisikolog..., Hem de Etnolog, Tarihci ve Antropolog Olarak Gôrûyordu. Yeniden yarattigini idda ettigi Kûrt Kişiligi ve Kimligi adi altinda her sôylenene biyat eden, kendinde ve gecmisinden utanc duyan, bireyi ve insani yok sayan, kişiligi silinmiş bir "kişilik" yaratiyordu.&lt;br /&gt;Her ne hikmetse oda DERSiM KişiLiGi'ne ôzellikle kafayi takmişti ve en cokta Dersim kôkenli ve Dersim'li insanlari asagilayip kûcûmsûyordu. Onlari "...Kemalist, Asimile olmuş, Tûrkleşmiş, şahsiyetsiz, Kimliksiz ve Kişiliklerini kaybetmiş insanlar..." olarak kûcûmseyip asagiliyor ve eleştiriyordu.&lt;br /&gt;Bir toplumu ve o toplumun bireylerini bu denli elestirip tanimlamak icin o toplum nezdinde ciddi alan calişmalari yûrûtmek ve cok saglam argûmanlar ve verilerle bilimsel bir titizlik ve metodla calişmalarin yipilmiş olmasi, tezlerin ortaya konmasi gerekiyor. Oysa bu idda sahiplerinin hic birinin de ne bôyle bir beceri ve kapasitesi var nede Sosyal bilimlerin ana kurallarini bilecek egitim ve Formasyona sahipler.&lt;br /&gt;Kisaca şunu sôylûye biliriz. DERSIM insaninin Tarihi ve kimligi ûstûnde cok ciddi tahribatlar yaratilmistir ve onunla Defalarca bir cok siyasi cevre grup ve kisilerce oynanmistir. Devlet bunu Ilk kez 38 Tertelesiyle yapmistir. Dersim halki ilk darbeyi o Katliam dônemi ve sonrasindaki ilerliyen yillarda yasamistir.&lt;br /&gt;Ikinci darbeyi Sol ve Sosyalizm adina Kendi cocuklari tarafinda yemistir. 60'li yillarin sonlarinda baslayip 80'li yillarin ortalarina kadar devam eden bir sûrecte Dersim insaninin Inanc bicimi, Gelenek ve Gôrenekleri, Dede, Pir ve Seyit cercevesi dahilinde var olan sivil yapisi ve inanc dokusu yok edilmiştir.&lt;br /&gt;Son darbeyide 80'lerin ortalarinda başlayip Gûnûmûze kadar sûren Bôlgedeki var olan "ulusal Kurtulus Mucadelesi" Adi altinda baska bir kimlik ve baska bir dûsûnce yapisinin egemenligine ve denetimine sokularak onun cografik ve Yerlesim yapisi, dili, yasam tarzi, nûfusu darma dagin edilmistir.&lt;br /&gt;DERSiM iNSANINI, KiMLiK VE KişiLiGiNi BU CERCEVEDE... HERKES ELiNi ViJDANINA KOYARAK, PAYINA DÜSENï SORGULAYIP TARTIşMALIDIR.&lt;br /&gt;iGNE VE CUVALDIZI iYi TUTALIM...!&lt;br /&gt;Saygi ve Hûrmetlerimle.&lt;br /&gt;Hûseyin DEDESOY&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2397401425957855070?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2397401425957855070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2397401425957855070&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2397401425957855070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2397401425957855070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/toplumsal-analizdeki-bilimsel-terbiye.html' title='TOPLUMSAL ANALiZDEKi BiLiMSEL TERBiYE.'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-3501168078430396556</id><published>2007-05-21T05:20:00.000-07:00</published><updated>2007-05-21T05:22:31.091-07:00</updated><title type='text'>SUÇU İNKAR ETMEK SUÇTUR. - HUSEYIN DEDESOY</title><content type='html'>Huseyin DEDESOY  14 Ekim 2006&lt;br /&gt;Medyatik ve güncel konular da fikir belirtmeyi, yazı yazmayı hiç sevmem. Böyle anlarda ortaya bir çizgi çekilir ve taraflar ikiye ayrılır. Beri taraf ve karşı taraf, insanlar iki grupta ve iki kampta toplanırlar.&lt;br /&gt;Karşı çıkanlar ve savunanlar. İyi diyenler ve kötü diyenler. Bu fikri dahada güncelleştirip özetlersek mantık kendini şöyle dayatır: Egemen ve hakim olan güç ve düşünce bir taraf oluşturur. Aks ona göre belirlenir: Doğru veya yanlış onun çizdiği hat doğrultusunda oluşur ve insanlar da safını o ölçüler dahilinde belirtmek zorunda kalırlar.&lt;br /&gt;Mesela; "...PKK Türk düşmanı Terörist bir Kürt Örgütüdür..., Abdullah Öcalan'da Terörist başıdır..." Diye bir tesbitte bulunulur. Eger Sen Türkiye'de Kürt sorunu var. Yada Kürt halkının haklı olan talepleri var diyorsan. Sana şöyle denilir;  Öyleyse Sen Türk düşmanı ve PKK li bir teröristsin. Çünkü Kürt Olmak PKK' li olmak demektir. o da eşittir Türk ve Türkiye düşmanı olmak demektir. Gelelim Güncel olan Fransa'da kabul edilen Ermeni Soykırımı..., yasa tasarısının kabulu ve suç olayı.&lt;br /&gt;Fransa devleti bir hukuk devleti olup insan hakları evrensel beyannamesini kabul etmiş ve insanlığın evrensel haklarını güvence altina alan bir hukuki yapıya sahiptir. Bu hüküm ve yasalar çerçevesinde, insanları etnik kökenlerine, dini inançlarına, cinsel farklılıklarına, düşünsel yapılarina göre yargılamak, onları suçlamak ve cezalandırmak suctur. Bunun suç olmadığını savunan kişiler, guruplar ve düşünceler de doğal olarak yargılanır ve suçlu sayılır.&lt;br /&gt;İkinci dünya savaşı esnasında Avrupa'da değişik siyasi iktidarlar eliyle, Yahudi halkı sadece Yahudi oldukları için topluca ve organizeli bir şekilde katliama tabi tutuldu ve milyonlarca insan yok edildi. Bu insanlik tarihinde işlenmiş büyük bir suc olarak lahnetlendi ve bu düşüncenin savunucuları ve sahipleri cezalandırılmak üzere mahkemelere çıkarılıp yargılandılar.&lt;br /&gt;Günümüzde o dönem de yapılanların suç olmadığını söylemek ve olaylara başka bir gerekçe göstererek savunmak ta yine suçtur. Çünkü var olanı savunmakta baska bir suçu içermektedir. Eğer milyonlarca insanin topluca öldürülmesini yok sayıp, ona haklı gerekçeler bularak savunmaya kalkışıyorsanız, olan biteni onaylamakla yetinmiyorsunuz, ayni zamanda benzeri olayların olmasına ve tekrar yaşanmasına olanak sunmuş oluyorsunuz demektir. Tabiki bu düşünce ve mantığın sahibi de en az yapan kadar tehlikeli ve suçludur.&lt;br /&gt;Tükiye' de 1915 li yıllarda yüzbinlerce ERMENİ' nin yerinden yurdundan edildiği, toplu sürgünlere ve göçe zorlandığı, çoluk-çocuk, yaşli-genç, kadın erkek, fark gözetmeksizin tek "SUÇLARI" Ermeni olmalarından dolayı toplu katliama uğrayıp, yok edilmişlerse, bu islenmiş en büyük bir insanlık suçudur. Bunun hala yaşıyan canlı tanıkları vardır, olayların iz ve belgeleri vardır. Osmanlı belgeleri 3 bin yıllık Ermeni varlığını Doğu Anadolunun 6 büyük şehrinde 1915' e kadar imparatorluğun ana temeli olduğunu süylüyor ve 1915 de 4 ay zarfında tarih alt üst edilip bu 3 bin yıllık coğrafyamızın ana halkı bir anda tarih sahnesinden acımasızca yok ediliyorsa, siz sayın okuyucu lütfen elinizi vicdanınıza koyup bir düşününüz!!&lt;br /&gt;Bu kadar olup bitene rağmen; birileri olanlara haklı gerekçeler bulmaya calışıp, farklı sebepler arayıp kabul etmek istemiyorsa buda suçtur, çünkü o mantığın sahibi yine ayni gerekçe ve nedenlerle yine aynı "Suçu" işliyecek ve yapacak demektir.&lt;br /&gt;Bu mantık ve düşünceden dolayı benzeri olaylar daha sonrada yaşandı ve halada yaşanıyor: 1915 Ermeni Soykırımının Cumhuriyet Doneminde yapilmadığını söyleyen ve Cumhuriyeti temize çikarmak Istiyenler vardir. Peki 1937-38'de DERSIM"de Olan bitenlere ne demeli.? 1936"da Turkiye Cumhuriyeti Parlementosunda Yasaya baglanan "DERSIM KANUNU" ve raporuyla resmileştirilip. 1937'de Turkiye Cumhuriyeti Ordusu ve Askeri Kuvetiyle harekete geçilen İKİ YILI kapsıyan DERSİM KATLİAMINA NE DEMELI.?&lt;br /&gt;Yine bir bütün olarak topluca onbinlerce insanı başka etnik köken ve inanca sahip oldukları için katledilmediler mi?, Toplu mezarlar kazılarak, kurşuna dizilip gömülmediler mi?. Sağ kalan on binlerce insani toplu göçe zorlanıp, yillarca geri dönmeleri yasaklanmadı mı? Olan bitenin izlerini yok etmek için, delil-bölgenin silinip yok olması için yıllarca bölgeye girişler yasaklanıp " Dersim' e Girilmez yasak Bölge' ilan edilmedi mi? Hangi mantık ve düşüncenin sahipleri bunu yaptı acaba sizce.?&lt;br /&gt;Bu da Yetmedi. 1980'li yillarin ortalarından başlıyarak 2000'li yillara kadar Turkiye'de Doğu bölgesi diye adlandırılan Kürt bölgesinde Binlerce Köyün boşaltılması ve Yüz binlerce insanın yerinden, yurdundan edilmesi, on binlercesinin öldürülmesine ne demeli.?&lt;br /&gt;Demek var olan bir yanlışı yanlış görmeyip suç saymamak, ayni olayların devam ettirilmesinin haklılığını savunmak demektir ve fırsatı, olanağı oldukça da yapılabilineceğinin mümkünatı var demektir.&lt;br /&gt;IŞTE BÖYLE BİR CİNAYETİN YAŞANMADIĞINI SÖYLEMEK SUÇTUR VE CEZALANDIRIMASI DA DOĞALDIR.&lt;br /&gt;Orhan Pamuk bunu söylediği için, insanı etnik kökeninden dolayı katletmenin savunulacak bir yanının olmadığını, Türkiyede Ermeni'lerinde Katledildiğini, Kürt'lerinde Katledildiğini kabullendiği için kimileri tarafından vatan hayini ve Katli vacip fetvalari çıkarıldı. Ama insanlığın evrensel haklarını savunanlar tarafından da işlenen suça suç dediği için ödüllendirildi ve destek gördü.&lt;br /&gt;Orhan Pamuk bu gün diyorki "...Fransa Düşünce özgürlüğünü Ihlal etti ve Ayib etti...Gelenegine yakışmıyor..." yani Sayin Orhan Pamuk siz bunları söylediğiniz için fırsatı olsaydı linç edilip öldürülecektiniz. Bundan dolayı size saldıran ve ölümle tehdit eden mantığında suçlu olduğunu ve suç işlediğini kanuna bağlamaktan daha insani ne olabilir ki.?&lt;br /&gt;Evet Fransa'da Zola geleneği, Sartre geleneği olmalıdır ve savunulmalıdır. Ama sizce Zola ve Sartr olsaydı "Turkiye Türklerindir, Ya Sevin Yada Terk edin..." Diyen insanlarla mı Olacaktı (Böyle düşünüyorlarsa saygı duyulmalıdır deyip), Yoksa Soykırımı insanlik suçudur.Türkiye'de bu soykırımı yapmıştır, bunu savunan ve yapanlarda suç işlemişlerdir, Soykırım Olmadı ve Yapmadık öyle birşey diyenlerde SUÇ İŞLİYORLARDIR..diyenlerle mi beraber olacakti...?&lt;br /&gt;Saygılarımla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-3501168078430396556?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/3501168078430396556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=3501168078430396556&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/3501168078430396556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/3501168078430396556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/suu-inkar-etmek-sutur-huseyin-dedesoy.html' title='SUÇU İNKAR ETMEK SUÇTUR. - HUSEYIN DEDESOY'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-6345015791104374023</id><published>2007-05-20T05:19:00.000-07:00</published><updated>2007-05-20T05:28:56.237-07:00</updated><title type='text'>AKP FASIZMI</title><content type='html'>AKP FaşizmiFaşizm, ötekileri benimsemeyen, ret eden; güç ve kuvvet kullanımına dayanan bir yönetim biçimidir. Devleti güçlü olanın elinde tutma felsefesi taşıyan bu yönetim sisteminde güçlü zayıfı, akıllı aptalı yönetecektir. Sınıflı topluma inanmayan, var olanları da dağıtan, yok eden faşizmin devlet yönetimi için bir politikası da yoktur. Baskı, korku, yıldırma toplumsal muhalefeti bastırmak için en önemli araçlarıdır. Avrupa'da Franco, Mussolini, Hitler; bizde ise DP dönemi, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri faşizmin örnekleri arasındadır. Stalin'in bürokratik komünizmi ve K. Kore'nin uyguladığı komünist yönetimde faşizme örnek sayılabilir.Kendisinden başka ideolojinin dünyada egemen olmasını istemeyen kapitalizm, zamanımızın faşizmidir. Ne yazık ki, bugün dünya jandarmalığına soyunan ABD'ye biat eden AKP'de ülkemizde örtülü faşizmini uyguluyor. Bunu AKP'nin gerçekleştirdikleri ve uygulayamadığı planlardan anlamak mümkündür ki, anlamayan ise bakar kördür. Siyasi bir nesne haline gelen başörtüsü (sıkmabaş); devlet kurumlarıyla ve ulusal politikalarla ter düşmesi; yargının üstünlüğünü ve yargıyı bağımsız olmaktan çıkartıp yürütmenin denetimi altına alma eylemi; muhalefeti susturmak için iktidar olanaklarını kullanmak; yeni devlet sırrı yasası ile gelecekte yapacaklarını örtbas etmek istemesi; medyayı kendi kontrolleri altına almaya çalışmaları; basın ve bilişim kanunları çıkartmaları... Liste uzayıp gidiyor.Saydığımız tüm eylemler ötekini yok etmek ve sadece kendi ideolojisini egemen kılma amacını taşımakta. Üstelik yapılanlar için demokrasinin ardına sığınılmakta, ifade özgürlüğü ve insan haklarının kendi iktidarları süresince diğerlerine kıyasla daha da geliştiğini söylemekte bir sakınca görmemekteler. Ancak AKP iktidarı sadece ABD ve AB kapitalizminin yarattığı sermaye egemenliği ile örtülü faşizmin Ortadoğu'daki Türkiye ayağıdır. Kullanıldıklarını bilmekle birlikte, bu, onların işine gelmektedir. Çünkü AKP ve yandaşları, onlarla bu yollarda beraber yürüyenlerin amacı laik Atatürk Cumhuriyeti'ni (Müslüman toplumların yıldızını) yıkmak ve eteğine yüz sürüp, elini öptüklerince ülkemize uygun görülen 'Ilımlı İslam Devleti Modeli'ni kurmak; özlemini çektikleri şeriat devletini kurmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-6345015791104374023?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/6345015791104374023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=6345015791104374023&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6345015791104374023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/6345015791104374023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/akp-fasizmi.html' title='AKP FASIZMI'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-3220676503009666673</id><published>2007-05-19T14:11:00.000-07:00</published><updated>2007-05-19T14:13:55.910-07:00</updated><title type='text'>Kerkük Kürdistan’a katılırsa...</title><content type='html'>Medyada yeniden Kerkük üzerine kurt masalları, öcüler, tehditler arzı endam etmeye başladı.&lt;br /&gt;“Irak bölünürse kaos çıkacak,” deniyor...&lt;br /&gt;“Kerkük Kürdistan’a katılırsa çok kötü olacak!” deniyor...&lt;br /&gt;Öncelikle, Irak bölününce neden kaos çıkarmış, bunun üstünde duralım. Bu dünyada hiç bölünen ülke olmadı mı? Örneğin Osmanlı devleti bundan 85 yıl önce parçalanıp içinden nice devletler çıkmadı mı? Daha kısa süre önce koca Sovyetler Birliği parçalanmadı mı? Çekoslovakya Çek ve Slovak devletlerine ayrılmadı mı? Yugoslavya darmaduman olmadı mı?..&lt;br /&gt;Bütün bunlar olurken dünya mı yıkıldı? Üstelik bugün Irak için bu öcü hikayelerini dillerinden düşürmeyenler Sovyetler’in ve Yugoslavya’nın dağılmasına pek sevinip ellerinden geldiğince destek verdiler...&lt;br /&gt; Elbet dünyamızda ve her bir ülkede, her önemli siyasal ve toplumsal dönüşüm kimini sevindirirken kimini de üzer, belli acılara yol açar; doğum sancıları gibi.. Ama bu doğumlar da bu acılar da çoğu zaman kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;Günü gelir Irak da bölünür, eğer bölünmesi için tarihsel koşullar olgunlaşmışsa.. Eğer birliği zoraki ise.. Eğer Kürtlerle Arapların, Şiilerle Sünnilerin bir arada gönüllü yaşaması için yeter neden yoksa.. Birlikte yaşamayı beceremeyen veya istemeyenler ayrışır, her biri çoğunluk oluşturduğu topraklar üzerinde kendi yönetimini kurar. Böylece ortaya pek âlâ üç yeni devlet çıkabilir...&lt;br /&gt;Neden olmasın? Bu, baylarımızı neden bu kadar telaşlandırıyor?&lt;br /&gt;Bir Kürt devleti de kurulacak, öyle mi?. Evet, iyi bildiniz, bir Kürt devleti de kurulabilir...&lt;br /&gt;Ne olur bayım, bir de Kürt devleti kurulursa? Ekmeğiniz mi küçülür? Birileri işinizi, aşınızı mı elinizden alır? Bir oyuncağınızı mı kaybedirsiniz?..&lt;br /&gt;Neden dünyada her türlü devlet olur da bir Kürt devleti olmasın? Siz, yağmur sözünden nem kapan “Ördek Hasan” gibi, Kürt sözünden deliye dönen bir divane misiniz?&lt;br /&gt;Kerkük’ün Kürdistan’a katılması meselesine gelince...&lt;br /&gt;Kerkük zaten tarihsel ve coğrafi olarak Kürdistan’ın bir parçası. Osmanlılar döneminde yapılan istatistikler, Kerkük ilinde nüfusun ezici çoğunluğunun Kürtlerden oluştuğunu gösteriyor. 1920’lerde ve daha sonraları yapılan istatistikler de öyle. Zaten bu yüzdendir ki Saddam, Kürtleri ve birkısım Türkmenleri sürerek, yerlerine kitle halinde Arapları taşıyıp yerleştirerek ve nüfusunun ezici çoğunluğu Kürt olan bazı ilçeleri ondan ayırarak Kerkük’ün demografik yapısını bozdu.&lt;br /&gt;Şimdi sözde Türkmenler adına ortalığı velveleye veren, Kürtleri tehdit eden baylarımız, o zaman nedense bu zorbalık karşısında hiç seslerini çıkarmadılar..&lt;br /&gt;Peki şimdi olan ne? Kürtler gerçekten Kerkük’ün demografisini mi değiştiriyorlar, yoksa durumu eski hale getirmeye, yani yapılan haksızlığı düzeltmeye mi çalışıyorlar? Böylece, Kerkük’ten zorla sürülmüş olan Kürt ve Türkmenlerin tekrar yerlerine dönebilmelerinin yolu açıldı. Saddam döneminde Kerkük’ten ayrılan ilçelerin yeniden Kerkük’le birleştirilmesi, başka bölgelerden getirilip oraya yerleştirilen Arapların ise, kendilerine tazminat ödenerek eski yerlerine dönmeleri söz konusu.&lt;br /&gt;İşte olup biten bu. Üstelik bu işlem, yeni Irak yönetiminin vardığı uzlaşma sonucu olmakta, halkoyuna sunulup kabul edilen yeni anayasaya dayanmakta.&lt;br /&gt;Yine, bu anayasanın 140. maddesine göre, yapılan haksızlığın düzeltilmesine ilişkin bu işlem tamamlandıktan sonra, 2007 yılı içinde önce Kerkük ilinde bir nüfus sayımı, ardından da referandum yapılarak Kerkük halkına Federe Kürdistan’a katılıp katılmama konusunda görüşü sorulacak. Eğer halkın çoğunluğu evet derse Kerkük Federe Kürdistan’a katılacak, hayır derse dışında kalacak.&lt;br /&gt;Demek ki tüm bunlar yeni Irak Anayasası’na göre yapılmakta. Kürtlerin tek yanlı bir dayatması veya baskısı söz konusu değil. Sonucu ise halkın iradesi belirleyecek. Kerkük Kürdistan’a katılırsa işte böyle katılacak. Bundan daha demokratik bir süreç olabilir mi?&lt;br /&gt;Peki, “Kerkük Kürdistan’a katılırsa çok kötü olaylar olur, bölge kan gölüne döner,” diyenler ne demek istiyorlar? Demokratik sürece, Irak Anayasası’na, referanduma neden ve ne hakla karşı çıkıyorlar? Bu düpedüz başka bir ülkenin içişlerine karışmak, zorbalık ve tehdit politikası değil mi?&lt;br /&gt;Zaten Türk yönetiminin çoktan beridir ajanları ve piyonları eliyle bölgeyi karıştırdığı, terör eylemleri tezgahladığı artık bir sır değil.&lt;br /&gt;Bunu gerçekten Kerkük ve civarındaki Türkmenler için mi yapıyorlar, yoksa Kürt düşmanlığından mı?  Yayılma hevesi ve “fırsat düşmüşken” Irak’tan pay kapma, petrole ulaşma hayal ve çabaları yüzünden mi?..&lt;br /&gt;Türk yönetimi ve medyası aylardır Türkmenlerle ilgili olarak halka utanmazca yalan söylüyor. Türkmenlerin Irak’ta toplam olarak ancak 300 000’e ulaşan nüfusunu abartarak 3 milyona çıkarıyor! Türkmenlerin hayatını tehlikede gösteriyor.. Bunu bizzat Türkmenlerin aklı başındaki gerçek sözcüleri yalanlıyorlar. Kürdistan yönetiminden memnun olduklarını, ilk kez bu dönemde haklarına kavuştuklarını söylüyor, Türk devletinin bu uyumu bozmasını, Irak’ın ve Kürdistan’ın içişlerine karışmasını istemiyorlar.&lt;br /&gt;Türk yönetimi ve medyası aylardır Kerkük ve Güney Kürdistan’la ilgili olarak kazan kaynatıyor, iç ve dış kamuoyunu aldatmaya çabalıyor. Besbelli, sonunda aldattığı kendi kamuoyudur ve şovenizmin, ırkçılığın, Kürt, Ermeni ve Rum düşmanlığının böylesine azdırılması, en başta bu ülkenin kendisi için son derece tehlikelidir. Hrant Dink olayı bunun somut göstergesi oldu.&lt;br /&gt;Öte yandan bu tehditler eğer Kürtlerin gözünü ürkütmek içinse, onyıllardır özgürlükleri için savaşan, bu yolda büyük bedeller ödeyen ve şu anda ülkelerinin güney parçasını özgürleştirmiş olan Kürt halkı buna papuç bırakmayacaktır. Yok eğer, Türk kamuoyunu kışkırtan bu kampanyalar, tehdit olmakla kalmayıp eyleme dönüşürse, bu eylem tam bir macera olacaktır. Ne uluslararası toplum ne de –en önemlisi- Kürt halkı buna sessiz kalacak.&lt;br /&gt;Kerkük yolu güllerle döşeli olmayacak.. &lt;br /&gt;“Kerkük Kürdistan’a katılırsa çok kötü olaylar çıkar!” diyorlar.. Ne olacak? Araplar ve Türkmenler, kışkırtmalara uyup, biz halk oylamasını tanımıyoruz deyip silaha mı sarılacaklar? Böyle olacağını sanmıyoruz ve dilemiyoruz. Böyle bir tavır en başta kendilerine zarar verir.&lt;br /&gt;Kürtler yeni Irak Anayasası’na saygılılar. Kendi bağımsız devletlerini kurmak istedikleri ve bu kendilerinin en doğal hakkı olduğu halde, koşulları, bölge ve dünya gerçeklerini göz önüne alarak birlikten yana tavır aldılar. Federal ve demokratik Irak’ı kurmak, istikrara kavuşturmak için iyi niyetle çaba gösteriyorlar. Şu anda Kerkük konusunda yaptıkları da bu uzlaşmaya tümüyle uygun. Kerkük’te, oradaki tüm etnik grupların haklarını gözeten, tümünü temsil eden demokratik bir yönetim var.&lt;br /&gt;Biz, Türk yönetiminin, tüm bu tehditlere rağmen, Güney Kürdistan’ı işgale kalkacak, böylesi bir çılgınlığa girişecek kadar gözlerinin karardığını sanmıyoruz. Türkiye dahil, tüm bölgeyi ateşe atacak olan işte böylesi dış müdahalelerdir.    Umarız ki Türkiye’de sağduyu sonunda egemen olur ve o böyle bir maceraya girişmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal Burkay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-3220676503009666673?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/3220676503009666673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=3220676503009666673&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/3220676503009666673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/3220676503009666673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/kerkk-krdistana-katlrsa.html' title='Kerkük Kürdistan’a katılırsa...'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-2108695476917250353</id><published>2007-05-17T15:29:00.001-07:00</published><updated>2007-05-17T15:29:58.081-07:00</updated><title type='text'>SONUN  BASI</title><content type='html'>Dersim'in tamamen imhasi planini maskeleyen manevra sorununun bir bahaneden ibaret oldugunu, bu manevraya askeri islerle ilgisi olmayan basbakan ve disisleri bakaninin da katilmasi kanitlamisti. Bu konuda Istanbul'da çikan "Cumhuriyet" gazetesinin 24 Agustos 1938 gün ve 5130 sayili nüshasinda yayinlanan su haber dikkati çekmektedir:"Basbakan ile Disisleri Bakani dün Elazig'a hareke! eltiler. Celal Bayar manevralarda kalarak Zafer bayraminda Istanbul'a dönecektir. Dün Özel bir vagon Ankara ekspresine baglanarak kentimizden Elazig'a dogru hareket etmistir. Basbakan hareketinden Önce Dolmabahçe Sarayi'nda büyük sef Atatürk'e saygilarini sunduktan sonra yaninda Disisleri Bakam Tevfik Rüstü Aras oldugu halde, 'Akar' motorüne binerek saat ondokuzda Haydar Pasa'ya geçmistir. Aldigimiz bilgilere göre Basbakan Celal Bayar bu sabah Ankara'da ancak bir-iki saat kalacaktir. Basbakani tasiyan özel vagon baska bir lokomotif tarafindan Elazig'a götürülecektir. Basbakan'm alana ulastigi gün büyük manevralarda görev alan karsilikli ordular birbirine kavusmus olacaktir."Ayni gazetenin ayni nüshasinin baska bir sütununda; "Dersim Manevralari- Hareket bu sabah safakla beraber baslayacaktir" basligi altinda su haber yayinlanmistir:"Elazig-23- Özel muhabirimizden: Bütün hazirliklari tamamlanmis bulunan Üçüncü Ordu'nun büyük manevralari yarin (bugün) safakla birlikte baslayacaktir. Bir haftadan beri Genelkurmay Baskani Fevzi Çakmak ile Üçüncü ördü Müfettisi Orgeneral Kazim ve diger kumandanlarin katilimiyla manevralarin iliskisi teshil edilmistir. Hareketa motorlu birliklerle hava filolarimiz da büyük oranda katilacaktir."Ayni gazetenin bir gün sonraki 5131 sayili nüshasinda ise, "Dersim manevralari dün sabah basladi. Basbakan Ankara'da kisa bir dinlenmeden sonra Elazig'a hareket etti" basligi altinda su haber yayinlanmisti:"Ankara -24- (AA) Elazig'a gitmekte olan Basbakan Celal Ba-yar, beraberinde Disisleri Bakani Tevfik Rüstü Aras oldugu halde bu sabah Anadolu ekspresiyle kentimize gelmis ve istasyonda kisa bir dinlenmeden sonra seyahatma devam etmistir. Basbakan istasyonda Büyük Millet Meclisi Baskani Abdülhalik Renda ile Bakanlar Ismet Inönü, milletvekilleri, Milli Savunma, Büyük Erkani Harbiye ve diger bakanlar tarafindan karsilanmis ve ugurlanmistir. Içisleri Bakani, Parti Genel Sekreteri Sükrü Kaya Basbakana eslik etmektedir.'"Ayni gazetenin ayni nüshasinin baska bir sütununda ise;"Elazig-24- (Özel olarak giden arkadasimizdan) Dersim bölgesindeki büyük askeri manevralar bu sabahtan itibaren baslamistir. Manevra alam Elazig-Dersim-Palu bölgesidir. Görev alan ordular, ilk temasi bu gün ögleden evvel yapmislardir. Bu ilk harekata hava kuvvetlerimiz de katilmislardir. Harekat sahasinda Maresal Fevzi Çakmak'la Milli Savunma Bakam Kazim Özalp'da hazir bulunmuslardir. Basbakanimiz Celal Bayar yarin aksam beklenmektedir."Yakin Dogu'niin en önemli gazetelerinden olup Beyrut'ta yayinlanan Fransizca "L'Orient" gazetesi de, 7 Agustos 1938 tarih ve 26 sayili nüshasinda su makaleyi yayinlamisti:"Dersim isyani 13 yasinda.Ihtilal hareketinin hazirlayicisi Seyh Said asildi, ama savas asla durmadi""Dersim isyani 13 yasindadir. Onüç yildir Dersim halki silahim terketmemistir. Mus ovalarindan Ararat'a, Dersim daglarina kadar Dersim asiretleri küçük gruplar halinde Türk alaylarina karsi direnmektedirler.isyan bastinlamamistir. fakat Türk Genelkurmay'i onu bastirmaya karar vermistir. Ankara'nin bu konudaki kararini 'Havas' dogrulamaktadir.Istanbul 2 Agustos- Dersim bölgesinde yapilmakta olan manevralara paralel olarak Dersimler'in sik sik isyan etmekte oldugu Dersim bölgesinde meydana gelen yine karisikliklara karsi imha önlemleri alinacagini Basbakan haber vermistir.Birçok tank ve uçakla takviye edilmis üç kolordu derhal hareket edecektir.Dersim isyani nasil dogdu?1925'îe Türk Cumhuriyeti'nin kaderi Fethi Bey'in elindeydi. Ilk büyük yenilik uygulamaya konulmustu. Fethi hükümetinin muazzam olacagi belli olan bir ise devamla görevli oldugunun anlasildigi sirada Seyh Said Mus ve Sason bölgelerinde Dersim isyan bayragini çekiyordu.Ankara heyecan içindedir. Isyani derhal bastirmak gerek. ismet Pasa iktidara çagrilmis ve Fethi Bey elçi olarak Londra'ya gönderilmistir.Türk ordusu genis çapli bir harekete baslamistir. Mus ovasinda baslayan meydan savasi aylardan beri devam etmektedir. Ordu büyük kayiplar vermis, operasyon hazineye 25 milyon liraya malolmustur.Parlamento endise içindedir. Hükümet sinirlenmistir. Nihayet isyanin önderi Seyh Said ele geçirilebilmis ve Diyarakir'da meydan yerinde asilmistir.isyan ortadan kaldirilmistir, daha dogrusu Ankara milletvekilleri ve gazetecileri öyle sanmaktadirlar.Dersim beyleri Izmir yöresine sürgün edilmislerdir. Asilerin köyleri yakilmis, reisler cezalandirilmistir.Fakat Dersimler Seyh Said' i inkar etmemislerdir. Savas sessizce devam ediyor. Seyh Said'in kani intikama çagiriyor. Her gün ordu ile asiler arasinda çarpismalar yapilmakta ise de Ankara bundan resmen haberdar görünmemektedir.Dersim isyaninda Fethi Bey bir rol oynamis midir?Fethi Bey Londra'dan geri çagrilmistir. Onun meslegini Kemalist Partisi tamamiyle reddetmistir. O intikamini alacaktir ve buna araç Türkiye'de ilk muhalif parti olarak kurulan Terakki Perver Partisi'dir. Bu yeni grup tarafindan genis bir propaganda yapilmistir. Fethi Bey'in tezini desteklercesine Büyük Dersim Sefi Ihsan Nuri Pasa Ararat'taki kendi taraftarlarim ayaklandirmayi basarmistir. Dersimler çok sayida modern savas silahlarina, cephane ve paraya sahiptirler. Sovyetler Ihsan Nuri'yi destekliyor. Karahan oradan geçmistir.Türk ordusu Ararat daglarini kusatarak bu ikinci isyani sonuçsuz birakmayi basariyorlar, imha hareketi zalimcedir. Adana'da birçok asi asilmistir. Asiretlerden çogu toptan sürgün edilmistir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Binboğa Yöresinde Var olan Kurmanc Kültürünün Tarihine ve Günümüze dayir makaleler yer alacaktır.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/546389120388887579-2108695476917250353?l=binbogasite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://binbogasite.blogspot.com/feeds/2108695476917250353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=546389120388887579&amp;postID=2108695476917250353&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2108695476917250353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/546389120388887579/posts/default/2108695476917250353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://binbogasite.blogspot.com/2007/05/sonun-basi.html' title='SONUN  BASI'/><author><name>binboga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-546389120388887579.post-3275238168421229103</id><published>2007-05-17T15:28:00.000-07:00</published><updated>2007-05-17T15:29:01.932-07:00</updated><title type='text'>DERSIM ISYANI</title><content type='html'>"Türkiye'de Dersim isyani siddetlendi. Dersimler Türk kitalarina hücum ettiler ve yenilgiye ugrattilar" basligi altinda söyle deniyordu:"Londra- Dünkü gazeteler Türkiye'de Dersim bölgesinde siddetli isyanlarin çiktigim degisik kaynaklardan aldiklari bilgilere dayanarak yaziyorlar. Dersimler, Türk birliklerine hücum ederek yenilgiye ugrattilar. Türkler'den birçok yarali ve ölü var. Bazi inanislara göre bu isyanlar Rusya'nm para ve silahlariyla beslenmektedir. Bu isyani bastirmak için Türkiye hükümeti büyük askeri kuvvetler göndermistir. Dersim'm bütün bölgelerinde bildiriler dagitilarak bütün Dersimler birlige davet edilmekte ve Türk boyundurugundan kurtulmak için çarpismalari istenmektedir."Bu gibi haberlerin gerçekle hiçbir ilgisi yoktu. Çünkü 1936 yilindan beri mahsur kalmis olan Dersimlilerin Rus hükümetiyle iliski kurmasina elbette olanak yoktu ve olamazdi.Dersim hakkinda hazirlanmis olan katliama herhangi bir sekilde engel olabilirler düsüncesiyle, Türkiye hükümeti disarâ'da bulunan mülteci Türk siyasetçilerinden dahi kuskulanarak ara bir kararla af Ilan etmis ve bu gibi kisilerin de Türkiye'ye getirilmesini saglamisti. Nitekim bu olay da Dersim ve Dersim sorununa azami bir önem verildiginin kanitidir.Bu af karariyla 1938 yili Temmuzu'nun sonlarinda Suriye'de bulunan Refik Halit, Ali Hilmi ve arkadaslari da (ki bunlar arasinda aslen Dersim olanlar da var) Türkiye'ye dönmüslerdi.Türkiye hükümeti Dersim'i asi ve saldirgan göstermek ve aldigi önlemlere bir savunma süsü vermek için yabanci basma asilsiz haberler yaymaya devamda kusur etmiyordu. Bunlardan birkaçini asagiya aliyoruz.Beyrut'ta çikan "Errabita-Essarkiye" gazetesinin 30 Temmuz 1938 gün ve 623 sayili nüshasinda; "Dersim bölgesinde siddetli çatismalar" basligi altinda su haber veriliyordu:"Atina- Türkiye'den gelen haberlere göre, Dersim bölgesinde on günden beri siddetli çatismalar devam etmektedir. Birçok kabile harbe katilmistir. Türkiye hükümeti savaslara büyük askeri kuvvetler göndermis ve bu kuvvetlere top, uçak, projektör ve büyük tanklari da katmak zorunda kalmistir. Dersimler bu kuvvetlere toptan hücum etmislerdir. Türkler, Dersim Dersimleri'ni Dersim daglarinda sarmayi basaramamislardir."Dersim'in savunma savasim bir isyan içeriginde göstererek, dünya yayin ve basinina haberler yayarak Türk hükümetinin yaptigi hile bazen ters sonuçlar veriyordu. Buna örnek olarak Sam'da çikan ve Arap kamuoyunun yayini olan "Elifba" gazetesinin 4 Agustos 1938 gün ve 5252 sayili nüshasinda, "Dersim'de Dersim isyani" ve "Türkiye Basbakani'mn açiklamalari isyanin varligini kanitliyor" basligi altindaki su yazilari gösterebiliriz:"Uzun zamandan beri talgraf ve dünya ajanslari haberleri devamli Türkiye'nin Dersim bölgesinde Kür! hareketinden sözetmek-tedir. Isyanin yeniden bas göstermis olduguna ayrica isaret edilmektedir. Oysa Türkiye hükümeti böyle bir durumun oldugunu resmen yalanlamaktadir. Geçen yil bu isyanlarin bastirildigi bildirilmekte ve Dersim'de emniyetin hüküm sürdügü eklenmesine karsin, Türkiye Hükümet Baskam Celal Bayar'in Türkiye Millet Meclisi'-nde dün yaptigi ve radyolardan yayinlanan açiklamasina göre, Ankara Hükümeti'nin simdiye kadar isyani bastirmayi basaramadigi ve gerçegi kamuoyundan gizlemis oldugu anlasiliyor. Çünkü hükümet baskani, Dersim bölgesinde büyük askeri manevralar yapilacagim ve Dersim'de son günlerde çikan isyanlari bastiracagim ve bu amaçla üç büyük ordunun hemen Def sim e gönderilecegini bildirmekle birlikte, bu ordularin tank ve uçaklarla donatilmis bir sekilde manevralara katilacagini açiklamistir... Bu dehsetli açiklama halka gerçegi anlatmis ve Dersim'de isyanin varoldugunu itirafla birlikte, durumun pek tehlikeli oldugunu da kanitlamistir."Türkiye hükümeti bir taraftan dünya kamuoyunda karisiklik yaratmaya devam ederken, diger taraftan da yapilan zulümleri dünya uygarligina bildiren ve Türkiye sinirlari disinda bulunan Dersim aydinlan hakkinda da siyasi Türk temsilcileri araciligiyla yabanci devletler disisleri bakanliklarina basvurmus ve bunlarin Türkiye'ye teslimlerini istemisti. Uluslararasi hukuka aykiri olan bu istek hiçbir devlet tarafindan kabul edilmemis ve Dersim aydinlarinin çalismalan-na engel olunmamistir.Türkler, Dersim sorununun ortak bir tehlike olduguna komsu devletlerden bazilarini kandirmayi basarmis ve maalesef bunlarla birlikte Dersimler aleyhinde ortak önlemler alinmisti. Bu konuda Sam'da çikan, "El Amel-El Kavim" gazetesinin 7 Agustos 1938 gün ve 52. sayisinda Istanbul, Atina ve Bagdat muhabirlerine dayanarak verdigi asagidaki haberler sorunun Önemini açiklamaktadir."Tehlikeli anlasmalar...""Dersimler Türk ordularina hücum ederek bir kismini yendiler. Bu nedenle Irak, Iran ve Türkiye birbirlerine yardima karar verdiler.""Istanbul- Dersim isyani siddetlendiginden, Dersim'e 3. Kolordu Türk askeri daha hareket etmistir. Isyani bastirmak için yeniden çatismalar baslamistir.""Atina- Siddetli sansüre karsin, aldigimiz dogru ve degerli bilgilere göre, Dersim Dersimleri, Dersim daglarinda Türk kuvvetlerini kirmislar ve birçok silah, cephane ve yiyecek elde etmislerdir. Bu zaferin üzerine tarafsiz kalmis olan kabileler de kadin, kiz ve hatta çocuklariyla savasa katilmislardir. Türkiye hükümeti orduya devamli yardim göndermektedir.""Bagdat- Dersim fitnesini bastirmak üzere Hamit Sapçi kumandasindaki askeri birlikler Sesler bölgesine gönderilmistir. Üç devlet sinirlari arasinda Dersim isyan hareketinin genislememesi için karsilikli önlemler alinmasi konusunda Irak, Iran ve Türkiye hükümetleri arasinda görüsmeler sürmektedir."Yukaridaki yayinlardan çikarilabilecek biricik anlam; Dersim vatanini ellerinde bulunduran üç devletin bu ulusu imha için ortak bir plan çizmis olduklaridir. Bu plani uygulamak için de yabanci tahriki ile çikmis bir Dersim isyanindan sözederek, yapilacak katliami dün ya medeni halklari karsisinda maskelemek hedefinin takip edilmekte oldugudur. Çünkü çoktan beri ortak bir plan hazirlamis olan bu devletler, Dersimler'in dis dünya ile iliskilerini tamamen kesmis olduklari için Dersimler'iti Ruslar'dan yardim görmüs olmasini ileri sürmeleri akil ve mantikla alay etmelerinden baska bir sey degildi.Gün geçtikçe Türk ordularinin Dersimler'in ölüm-kalim mücadelesi karsisindaki basarisizliklari dikkati çekmeye baslamisti. Bunun en açik kanitlarindan birisi Sam'da çikan ve o zaman hükümetin yan resmi organi olan "El Kabes" gazetesinin 13 Agustos 1938 gün ve 1470 sayili nüshasinda Atina muhabirine dayanarak verdigi asagidaki haberdi: "Dersim'de Dersim isyani canlandi." "Hükümet manevralar bahanesiyle ordular gönderiyor." "Atina-(Sark-El-Arabi)- Siddetli sansüre karsin Türkiye'de çikan Dersim isyani hakkinda kiymetli bilgi alinabilmistir. Yeni ve büyük kuvvetler yeniden Dersim üzerine gönderilmistir. Türkiye hükümeti tela§ içindedir. Dersim isyanini bastirmak amaciyla Türkiye hükümeti yillik askeri manevralarini Dersim bölgesinde yapmaya karar vermistir. Bu durum Türk hükümetinin askeri, siyasi ve mülki makamlarinin ne derecede korkunç bir durumda bulunduklarim ve Dersim isyaninin ne kadar önemli oldugunu göstermektedir. Bu manevralar aracigiliyla güdü/en amacin, isyan bölgesinin temizlenmesi oldugunu hükümet itiraf etmistir. Alinan son haberlerden anlasildigina göre, Türkiye hükümeti Dersim memleketinde toplumsal bir kalkinma gerçeklestirmek için hiçbir karar almayi basaramamistir."Dersim Dersim, varligini ve ulusal serefini korumak için o kadar cansiperane çarpisiyor ve bu ölüm-kalim savasinda o kadar harikalar gösteriyordu ki, o zaman Türkiye'yi idare eden basbakan ve disisleri bakani bizzat savas alanina gelmis ve mücadeleyi yakindan izlemek geregini görmüslerdi. Dersim bütün dünyadan tecrit edilmis, kendi talihine birakilmis olarak umutsuz biçimde çarpisiyor ve damla damla ölüyordu. Kahraman bir milletin bu ölümüne medeni dünya seyirci duruyordu. Türk zalimlerinin üstün kuvvetleri karsisinda aslanlar gibi dövüsen bir avuç Dersim kahramaninin yarattigi harikalar, Avrupa basini tarafindan bir din gericiligi, bir yabanci tahriki diye gösterilmeye devam edip gidiyordu.Türk ordulari Türkiye'nin her tarafindan Dersim yönüne hareket etmis ve her türlü askeri modern malzemeyle donatilmis olan bu kuvvetler, silahsiz denilebilecek kadar ilkel silahlarla kendini koruyan Dersim Dersimi öldürmeye çalisiyordu&lt;div cla
